İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin verdiği kararla birlikte, mesai saatleri dışında çalışanlara gönderilen WhatsApp mesajları, e-postalar ve dijital iş talimatlarının fazla mesai kapsamında değerlendirilebileceği ortaya kondu.
Karar, özellikle evden çalışan milyonlarca kişi açısından yeni bir dönemin kapısını aralarken, dijital platformlar üzerinden kurulan iş iletişiminin hukuki niteliğini de yeniden gündeme taşıdı.
“SÜREKLİ ÇEVRİMİÇİ OLMA” BASKISI YARGIYA TAŞINDI
Pandemi döneminde hızla yaygınlaşan hibrit ve uzaktan çalışma sistemiyle birlikte çalışanların mesai kavramı da büyük ölçüde değişti. Birçok çalışan, resmi çalışma saati sona ermesine rağmen işverenlerden gelen mesajlara yanıt vermeye, toplantılara katılmaya veya dijital sistemler üzerinden görev almaya devam etti.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, önüne gelen bir davada bu durumu ayrıntılı şekilde değerlendirdi. Mahkeme, mesai sonrasında WhatsApp, Microsoft Teams, Zoom ve e-posta gibi platformlar üzerinden çalışanlara verilen iş talimatlarının çalışma süresi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti.
Kararda, çalışan üzerinde oluşan “sürekli ulaşılabilir olma baskısı”nın da dikkate alındığı belirtildi.
FAZLA MESAİ ÜCRETİ ÖDENMESİNE KARAR VERİLDİ
Mahkeme, dijital iletişim araçları üzerinden iletilen iş emirlerinin yalnızca bilgilendirme değil, doğrudan işin yürütülmesine yönelik faaliyetler olduğuna dikkat çekti.
Bu nedenle çalışanların mesai saatleri dışında yerine getirdiği görevlerin fazla çalışma kapsamına girdiği değerlendirilirken, ilgili işçiye fazla mesai ücreti ödenmesine karar verildi.
Kararın, özellikle uzaktan çalışan beyaz yakalı personel, çağrı merkezi çalışanları, bilişim sektörü çalışanları ve sürekli çevrimiçi olması beklenen meslek grupları açısından emsal oluşturabileceği ifade ediliyor.
DİJİTAL KAYITLAR ARTIK DELİL NİTELİĞİNDE
Uzmanlar, çalışma hayatında dijitalleşmenin artmasıyla birlikte iş mahkemelerinde kullanılan delillerin de değişmeye başladığına dikkat çekiyor.
Buna göre fazla mesai davalarında artık yalnızca giriş-çıkış kayıtları değil, dijital platformlardaki yazışmalar da önemli delil kabul ediliyor. Özellikle WhatsApp mesajları, Teams yazışmaları, Zoom toplantı kayıtları ve e-posta trafiği mahkemelerde çalışma süresinin tespitinde kullanılabiliyor.
Ayrıca şirket sistemlerine giriş-çıkış kayıtları, çevrimiçi toplantı saatleri ve dijital görev atamaları da çalışan lehine delil niteliği taşıyabiliyor.
Uzmanlar, çalışanların hak kaybı yaşamamaları için mesai dışı yazışmaların ekran görüntülerini ve dijital kayıtlarını saklamaları gerektiğini belirtiyor.
HAFTALIK 45 SAATİ AŞAN ÇALIŞMALAR FAZLA MESAİ SAYILIYOR
İş Kanunu’na göre haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla mesai kapsamında değerlendiriliyor. Fazla çalışma yapan işçilere ise normal saat ücretinin yüzde 50 fazlasıyla ödeme yapılması gerekiyor.
Yargıtay’ın daha önce verdiği kararlarda da dijital verilerin delil olarak kabul edildiği bilinirken, son kararın bu yaklaşımı daha da güçlendirdiği ifade ediliyor.
Özellikle uzaktan çalışma sisteminde iş ve özel hayat arasındaki sınırın giderek belirsizleşmesi, çalışanların “görünmez mesai” yüküyle karşı karşıya kalmasına neden oluyor.
Uzmanlara göre dijital iş baskısının en önemli sonuçlarından biri psikolojik yorgunluk ve tükenmişlik hissi olarak öne çıkıyor. Mesai saatleri dışında gelen iş mesajları, hafta sonu devam eden toplantılar ve sürekli çevrimiçi kalma beklentisi çalışanların özel yaşamını doğrudan etkiliyor.
Özellikle telefon bildirimleri üzerinden devam eden iş trafiğinin, çalışanların dinlenme hakkını zedelediği ve iş stresini artırdığı değerlendiriliyor.
“BAĞLANTIYI KESME HAKKI” TÜRKİYE’DE DE GÜNDEMDE
Avrupa’da son yıllarda yaygınlaşan “Bağlantıyı Kesme Hakkı” uygulaması da Türkiye’de yeniden tartışılmaya başlandı. Bu hak kapsamında çalışanların mesai sonrasında telefon, e-posta veya dijital mesajlara cevap vermeme özgürlüğünün yasal güvence altına alınması hedefleniyor.
Fransa başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinde uygulanan düzenlemelerin benzerlerinin Türkiye’de de gündeme gelebileceği belirtiliyor.
Uzaktan çalışma modelinin kalıcı hale gelmesiyle birlikte, önümüzdeki dönemde dijital çalışma koşullarına ilişkin yeni yasal düzenlemelerin hazırlanabileceği ifade ediliyor.