Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirilen Milli Güvenlik Konferansları Açılış Töreni’nde yaptığı kapsamlı konuşmada Türkiye’nin güvenlik anlayışındaki dönüşümü, terörle mücadele stratejilerini, değişen küresel tehditleri ve “Terörsüz Türkiye” hedefini değerlendirdi.
Konuşmasına şehitleri anarak başlayan Erdoğan, güvenlik güçlerinin fedakârlıklarına vurgu yaptı. Türkiye’nin sınırları içinde ve dışında görev yapan askerlerden polislere, jandarmadan sahil güvenlik personeline kadar tüm güvenlik mensuplarına teşekkür eden Erdoğan, Türkiye’nin güvenliği için görev yapan tüm kurumların büyük bir özveriyle çalıştığını ifade etti.
MİLLİ GÜVENLİK KONFERANSLARININ ÖNEMİNE DİKKAT ÇEKTİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin daha iyi anlaşılması amacıyla düzenlenen konferansların kritik bir dönemde gerçekleştirildiğini belirtti. Bölgesel gelişmelerin yoğunlaştığı bir süreçte yapılan bu organizasyonların, Türkiye'nin stratejik hafızasını güçlendirdiğini ve kurumlar arasındaki koordinasyonu artırdığını söyledi. Erdoğan konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
"Buradan öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Devlet yönetimi, milli irade ve sivil siyaset merkezli gerçekleşen sessiz devrimin sembollerinden biri, Milli Güvenlik Kurulumuzun görev, yapı, işleyiş ve konumunda yaşanan değişimdir. Yasal ve anayasal düzenlemeler, Kurulun ve Genel Sekreterliğimizin asli misyonlarını daha etkin, daha verimli ve demokratik standartlara uygun bir zeminde ifa etmelerini mümkün hale getirmiştir. Bir zamanlar eğitim kurumlarında okutulacak yabancı dillerin tespitinde, sinema ve müzik eserlerinin denetiminde geniş bir alanda mesai harcamak zorunda kalan Genel Sekreterliğimiz, artık bu yüklerinden kurtulmuştur.
Genel Sekreterliğimizin dikkatini ve enerjisini dağıtan bu işlerden kurtulup, asli görevlerine odaklanmasını sadece Türk demokrasisi açısından değil Türkiye'nin ulusal güvenliği bakımından çok kıymetli buluyorum. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin, devlet idaremize ve karar alma süreçlerine kazandırdığı avantajları en iyi şekilde kullanarak Türkiye'nin gücüne güç katmaya inşallah devam edeceğiz. Milletçe stratejik önemi yüksek ve zorlu bir coğrafyada asırlardır varlık gösteriyoruz."
"TÜRKİYE CUMHURİYETİ BU TOPRAKLARDA KURDUĞUMUZ İLK DEĞİL EN SON DEVLETİMİZDİR"
Konuşmasının devamında Türk devlet geleneğine dikkat çeken Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi devlet geleneğinin son halkası olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
"Avrupa'dan Orta Asya'ya, Kafkasya'dan Afrika'nın derinliklerine uzanan geniş bir coğrafyada ecdadımız at koşturmuş, devletler kurmuştur. Söğüt'te büyük Osmanlı çınarı, 600 yılı aşkın süre boyunca 3 kıta, 7 iklimde bayrağımızı gururla dalgalandırmıştır. Osmanlı'nın takati tükendiğinde ise yerini genç Cumhuriyetimiz almıştır. Her zaman söylediğimiz gibi, Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil en son devletimizdir. Bunu bilhassa şunun için söylüyorum; kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte 'ebed müddet' vasfı her zaman baki kalmıştır. Nice zorluklarla karşılaştık, nice ihanetlere maruz kaldık, nice badirelerden geçtik ama her defasında Anka Kuşu gibi küllerimizden yeniden doğduk. Bugüne kadar vatanımızın bekasını, devletimizin güvenliğini, milletimizin istiklal ve istikbalini güvenceye alma noktasında kendi bileğimizin dışında kimseye umut bağlamadık."
TERÖRLE MÜCADELEDE YENİ DÖNEM VURGUSU
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin uzun yıllardır sürdürdüğü terörle mücadelede önemli aşamalar kaydettiğini belirterek özellikle 15 Temmuz sonrasında uygulanan güvenlik stratejisinin sonuçlarına dikkat çekti. Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:
"Milli Mücadeleyi bu anlayışla yürüttük, Cumhuriyetimizi bu anlayışla kurduk, demokrasimize yönelen saldırıları bu anlayışla püskürttük. 40 yılı aşan terörle mücadelemizi yine bu anlayışla sürdürdük. Tüm bunları yaparken tarihin ve aziz milletimizin şahitliğinde ağır bedeller ödedik. Büyük mücadeleler verdik ve çok önemli kazanımlar elde ettik. Özellikle 15 Temmuz ihaneti sonrası devreye aldığımız 'terörü kaynağında yok etme' stratejisiyle içeride ve dışarıda kritik başarılara imza attık. Bu sayede bir taraftan tüm terör örgütlerine karşı çok yönlü bir mücadele yürütürken, diğer taraftan da sınır ötesi bir harekatla ülkemizin güney sınırları boyunca bir güvenlik hattı oluşturduk. Karar alma aşamasından uygulama safhasına kadar sınır ötesi operasyon süreci, Türkiye'nin bağımsızlığını teyit eden bir rol üstlenmiştir. Milli güvenliğimiz riske girdiğinde gözümüzün hiçbir şeyi görmeyeceğini, böylece çok net bir şekilde ortaya koyduk. Irak ve Suriye harekatlarımız, ülkemizin tepesine yerleştirilen cam tavanı parçalayarak, güvenlik paradigmamızda yeni bir dönemi başlatmıştır."
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE BİR DEVLET VİZYONUDUR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin bölgesel ve küresel ölçekte daha bağımsız hareket eden bir ülke haline geldiğini belirterek Terörsüz Türkiye sürecinin önemine vurgu yaptı. Erdoğan şu ifadeleri kullandı:
"Bugün kendi önceliklerimiz ve yöntemlerimizle yürüttüğümüz Terörsüz Türkiye sürecimizin de Körfez bölgesinden Kuzey Afrika'ya ve Doğu Akdeniz'e uzanan kararlı adımlarımızın da gerisinde işte bu artan öz güven, cesaret, planlama ve bağımsız hareket edebilme kabiliyeti vardır. Terörsüz Türkiye süreci, bir güvenlik politikasının ötesinde ülkemizin yeni yüzyılına ilişkin stratejik bir devlet vizyonunun adıdır. İnşallah süreç hedeflerimizle uyumlu bir şekilde başarıya ulaştığında iç cephemizi güçlendirmekle kalmayacak, Türkiye'nin güvenliğini tahkim edecek, milletimizin önünde yeni kapıların açılmasına vesile olacaktır."
Konuşmasında değişen güvenlik konseptine de değinen Erdoğan, günümüzde tehditlerin yalnızca askeri alanlarla sınırlı olmadığını ifade etti. Enerji altyapıları, lojistik ağlar, bankacılık sistemleri, siber güvenlik ve dezenformasyon faaliyetlerinin milli güvenliğin ayrılmaz parçaları haline geldiğini belirtti.
YAPAY ZEKÂ KONUSUNDA DİKKAT ÇEKEN UYARI
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yapay zekânın sunduğu fırsatların yanında ciddi riskler de taşıdığına işaret ederek şu değerlendirmelerde bulundu:
"Türkiye olarak bu süreci takip etmekle kalmıyor. Kendimizi en hızlı biçimde buna adapte etmeye çalışıyoruz. Yerli ve milli imkanlarla geliştirilmiş teknolojik özerkliği, milli güvenliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Aynı şekilde veri güvenliğine büyük önem veriyoruz. Gelinen noktada artık hepimiz şu gerçeğin farkındayız. Veri altyapısını güvence altına alamayan bir ülke, ekonomik istikrarını, savunma kapasitesini ve vatandaşlarının mahremiyetini temin edemez. Bir diğer mesele, kullanımı giderek yaygınlaşan yapay zeka teknolojisidir. Doğru kullanıldığında yapay zeka karar alma süreçlerini hızlandırmakta, riskleri erken tespit etmeyi sağlamaktadır. Ancak yapay zeka ciddi riskler de barındırmaktadır. Yapay zeka destekli dezenformasyon kampanyaları toplumsal psikolojiyi, sahte içerikler ise demokratik süreçleri zehirlemektedir. Gerçekle yalan arasındaki çizginin giderek kaybolduğuna şahit oluyoruz. Yapay zekayı etik, hukuki, toplumsal ve stratejik boyutları olan bir güvenlik meselesi olarak ele almak ülkemiz için tercihten öte zorunluluktur."
"TÜRKİYE DEĞİŞEN GÜVENLİK PARADİGMASINA ERKEN UYUM SAĞLADI"
Erdoğan, Türkiye'nin son yıllarda savunma sanayisinden enerji güvenliğine, afet yönetiminden diplomatik kapasiteye kadar birçok alanda önemli ilerlemeler kaydettiğini belirtti. Cumhurbaşkanı konuşmasında şu değerlendirmeyi yaptı:
"Terörle mücadeledeki tecrübemizi sınır ötesi harekatlarda elde ettiğimiz kabiliyetlerle birleştirerek kendimizi sürekli geliştirmeye çalıştık. Savunma sanayimizi güçlendirerek dışa bağımlılığımızı en aza indirdik. Güvenlik kurumlarımız arasındaki eş güdümümüzü en üst düzeye çıkartarak riskleri bertaraf ettik. Devletimizi Türkiye düşmanlarına maşalık yapan FETÖ'vari yapılardan temizleyerek sızıntıların ve içerden sabotajların önüne geçtik. Demokratik reformlarımızda özgürlük ve güvenlik arasında çok hassas bir denge yakaladık. Bunların yanı sıra dış temsilciliklerimizin sayısını artırarak yeni anlaşmalar ve nakil hatlarıyla enerji arz güvenliğimizi sağlayarak, sağlık altyapımızı modernize ederek, afetle mücadele kapasitemizi güçlendirerek Türkiye'yi iddiaları ve hedefleriyle uyumlu bir bünyeye kavuşturmuş olduk."
TÜRKİYE YÜZYILI HEDEFİNE VURGU
Konuşmasının son bölümünde Türkiye Yüzyılı hedeflerine değinen Erdoğan, ülkenin en büyük gücünün millet olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan şu ifadelerle konuşmasını tamamladı:
"Bu kutlu mücadelede en büyük kuvvet ve ilham kaynağımız milletimizdir. Devlet-i ebet müddet aziz milletimizin bizatihi kendisidir. Türk milleti var oldukça devletimiz de var olmaya devam edecektir. Bunun için elbette ordumuz, istihbaratımız, emniyetimiz, jandarmamız ve savunma sanayimiz en yüksek hazırlık seviyesinde olacak. Ama bunlarla birlikte asıl bizi biz yapan, bizi güçlü kılan varlığımızı borçlu olduğumuz değerlere sahip çıkacağız. Asıl maddi güç unsurlarının üzerinde yükseldiği zemini sağlam tutacağız. Nedir o zemin? O zemin milletimizin ezeli ve ebedi kardeşliğidir. O zemin insanımızın ortak tarih ve kader bilincidir. O zemin toplumun temeli olan aile müessesemizdir. O zemin şuurlu, donanımlı, ahlaklı ve öz güvenli gençler yetiştirmektir. O zemin bağımsızlığımızın simgesi olan ezanımız ve bayrağımızdır. Rabbim birliğimizi, dirliğimizi ve kardeşliğimizi daim eylesin. Devletimizi payidar, milletimizi aziz, güvenlik güçlerimizi muzaffer eylesin."
Konuşmanın ardından Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Okay Memiş tarafından Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Abdülhak Molla'nın "Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salah" beytinin yer aldığı tablo hediye edildi.
Törene Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ile çok sayıda bakan, kuvvet komutanı, üst düzey bürokrat ve davetli katıldı.






