Heyetin aktardığına göre Öcalan, mesajında Cumhuriyet’e yönelik bir karşıtlık taşımadığını açık şekilde dile getirdi. Ancak mevcut yapının demokratik olmadığını savunan Öcalan, temel sorunun bu noktada düğümlendiğini ifade etti.

Öcalan’ın değerlendirmelerinde, “Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır” vurgusunun öne çıktığı belirtilirken, demokrasinin güçlendirilmesinin Cumhuriyet’i daha sağlam hale getireceği görüşü paylaşıldı.

“SİLAHLI MÜCADELE DÖNEMİ SONA ERDİ”

Açıklamada en dikkat çeken başlıklardan biri de silahlı mücadeleye ilişkin ifadeler oldu. Öcalan’ın, geçmişte yaptığı çağrılara atıfla silahlı sürecin sona erdiğini yinelediği aktarıldı.

Bu sürecin artık “Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş” olarak tanımlandığı ifade edilirken, geri dönüşün mümkün olmadığı vurgulandı. Öcalan’ın, çözümün demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşı ile sağlanabileceğini dile getirdiği kaydedildi.

TBMM’YE “TARİHİ SORUMLULUK” VURGUSU

DEM Parti heyetinin açıklamasında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin rolüne de özel bir vurgu yapıldı. Sürecin yasal zemine oturtulmasının hayati önem taşıdığı belirtilirken, Meclis’in bu noktada tarihi bir sorumluluk üstlendiği ifade edildi.

Komisyon raporları sonrasında atılacak adımların geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiği kaydedilirken, çözümün ancak kapsayıcı bir yasal çerçeve ile mümkün olabileceği görüşü paylaşıldı.

“ÜÇ FARKLI ÇİZGİ”

Öcalan’ın değerlendirmelerinde Orta Doğu’daki gelişmelere de geniş yer verildi. Bölgedeki çatışma dinamiklerini üç ayrı çizgi üzerinden değerlendiren Öcalan’ın, ABD-İsrail hattı, İngiltere öncülüğündeki statükocu yaklaşım ve “demokrasi ve ortak yaşam” çizgisi şeklinde bir ayrım yaptığı aktarıldı.

İran merkezli gelişmelerin Türkiye’de yürütülen sürecin önemini artırdığı ifade edilirken, Anadolu ve Mezopotamya eksenli bir çözüm perspektifinin altı çizildi.

“DEMOKRATİK TOPLUM GELECEĞİN TEMİNATI”

Açıklamada, demokratik toplum anlayışının yalnızca belirli bir kesim için değil, Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inanç grupları için güvence olduğu vurgulandı. Öcalan’ın, Kürtlerin devletle ilişkisini yeniden tanımlayan bir yurttaşlık anlayışı geliştirilmesi gerektiğini ifade ettiği belirtildi.

DİYALOG VE SİYASİ ÇÖZÜM ÇAĞRISI

DEM Parti heyeti, açıklamasında sürecin kritik bir eşikte olduğuna dikkat çekerek, diyalog kanallarının açık tutulmasının önemine vurgu yaptı. Tarihsel bir fırsatın söz konusu olduğu belirtilirken, çözümün demokratik siyaset zemininde şekillenmesi gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, sürece katkı sunan herkesin yalnızca bugünü değil, ortak geleceği de kazanacağına yönelik mesajlar yer aldı.

DEM Parti'den yapılan yazılı açıklamanın tamamı şöyle:

"27 Mart 2026 tarihinde Sayın Abdullah Öcalan ile yürüttüğümüz görüşmeler kapsamında İmralı Adası'nda bir toplantı gerçekleştirdik.

Yapılan görüşmelerde sürecin önemli bir eşiğe geldiği açık biçimde görülmüştür. Bu noktada, çözüm yolunun müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir konu olduğu ortaya konulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu süreçte üstlendiği tarihi görev ve sorumluluğa işaret edilmiş; Komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zamana yayılmaksızın kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde olduğu belirtilmiştir.

Heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde, tarihsel fırsatların kaçırılmaması ve gerçek çözüm iradesinin hayat bulması için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve demokratik siyasetin güçlendirilmesinin gerekli olduğu ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır.

Demokratik toplumun Türkiye'de yaşayan tüm halklar ve inançlar için geleceğin güvencesi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu süreci doğru anlayan ve sorumlulukla yaklaşan herkesin yalnızca bugünü değil ortak geleceği de kazanacağına inanıyoruz.

Sayın Öcalan'ın görüşme süresince değerlendirmeleri özetle şöyledir:

'Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye'de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır:

Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir.

Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran'daki gelişmeler Türkiye'de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Anadolu-Mezopotamya ilişkisi derin tarihsel köklere sahiptir. Tarihin ilk büyük barış anlaşması Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması'ydı. Ortadoğu'daki dört bin yıllık siyasal tarih gösterdi ki Anadolu'nun güvenliği Ortadoğu'dan ve Mezopotamya'dan geçmektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder.

Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır. Demokrasi Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür.

Toplumların ve ülkelerin tarihsel dönemlerindeki yanlışlıkları, aşırılıkları ve antidemokratizmi dile getirmek, kutsala dokunmak gibi yadırganmamalıdır. Asimilasyoncu yöntemlerin pozitivist bir inançla savunulmasının, ülkeye giydirilmiş dar bir gömlek olduğunu söylemek gerekir.

27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir.

Demokratik toplum dediğimiz, büyük oranda böyle bir çözümü esas alır. Kürtlerin devletle olan ilişkisini pozitif tarzda düzenleyen bir toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı geliştirmeliyiz. Devlet de burada yıkıcı faaliyet ya da güvenlik tehdidi gibi bir durum olmadığını görmeli.

Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.

Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum.

Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm ise toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirir.'"

Etimesgut Belediyesi’nde zimmet soruşturması: 11 milyon 990 bin lira zimmete geçirildi!
Etimesgut Belediyesi’nde zimmet soruşturması: 11 milyon 990 bin lira zimmete geçirildi!
İçeriği Görüntüle

Kaynak: Haber Merkezi