Anavatan Partisi(ANAP)Genel Başkan Yardımcısı Nilüfer Yurtoğlu 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde evlerde, AVM'lerde, pazarda ve birçok yerde kadınlarla bir araya geldi. Farklı zaman ve alanlarda kadınları yalnız bırakmayan Başkan Yurtoğlu ankaranethaber.com'a özel açıklamalarda bulundu.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 12.50.20 (1)

Ankara’nın sert rüzgârları insanı tarih üzerine daha çok düşündürür. Bu şehirde siyaset yapan bir kadın olarak her fırsatta şunu hatırlıyorum diyen Yurtoğlu, "Kadın meselesi aslında modern çağın tartışması değildir. Kadın, insanlıkla birlikte var olmuş; hayatın kuruluşunda, toplumların şekillenmesinde ve devletlerin yükselişinde çoğu zaman görünmeyen ama belirleyici bir rol oynamıştır" dedi.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 12.50.21

KADIN BİR MEDENİYETİN İLK ÖĞRETMENİDİR

İnsanlığın ilk anlatılarında bile kadın yalnızca hayatın devamını sağlayan bir figür değildir; aynı zamanda bilgiyi, merhameti ve düzeni temsil eden bir merkezdir. Kadın; insanın yeryüzüyle kurduğu ilişkinin en zarif taşıyıcısıdır. Bir anlamda medeniyetin ilk öğretmeni annedir diyerek sözlerine devam eden Nilüfer Yurtoğlu şunları söyledi :Türk Tarihine baktığımızda bu gerçek daha da belirginleşir. Eski Türk toplumlarında kadın, yalnızca aile içinde değil devlet hayatında da söz sahibiydi. Kağanların yanında “hatun” sıfatıyla devlet meclislerinde yer alan kadınlar, diplomasiye ve toplumsal kararlara katılan aktörlerdi. Bu durum, Türk kültüründe kadının sadece korunması gereken bir varlık değil; toplumun kurucu unsurlarından biri olarak görüldüğünü gösterir.

Selçuklu dönemine geldiğimizde ise kadınların sosyal hayatı şekillendiren güçlü bir damar oluşturduğunu görürüz. Anadolu’nun kapıları Türklere açılırken, kadınlar sadece göç yollarında ailelerini ayakta tutan kişiler değildi; aynı zamanda yeni bir medeniyetin mayasını taşıyan isimlerdi. Anadolu’da kurulan birçok vakıf, imaret ve sosyal kurumun arkasında kadınların hayır faaliyetleri bulunur. Bu, kadının toplumu yalnızca yetiştiren değil aynı zamanda kuran bir güç olduğunu gösterir.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 12.50.21 (2)

OSMANLI'DA DA AYNI İZLER

Osmanlı döneminde de aynı izleri görmenşn mümkün olduğunu vurgulayan Yurtoğlu, "Devletin genişlediği, şehirlerin büyüdüğü bu uzun yüzyıllarda kadınlar sosyal hayatın görünmeyen mimarları oldu. Kimi zaman bir vakıf kurucusu olarak, kimi zaman bir sanat hamisi olarak, kimi zaman da savaşın en zor günlerinde direnişin sembolü olarak ortaya çıktılar. Anadolu’nun işgal yıllarında cephe gerisinde mühimmat taşıyan kadınların hikâyeleri, milletimizin hafızasında hâlâ canlıdır. Onlar yalnızca bir savaşın değil, bir milletin onurunun yükünü omuzlarında taşımışlardır. Cumhuriyet’e gelindiğinde ise Türk Kadınının tarihsel yürüyüşü yeni bir eşiğe ulaştı. Cumhuriyet, kadını yalnızca toplumsal hayatın bir parçası olarak değil; modern devletin kurucu ortaklarından biri olarak gördü. Eğitimden siyasete, bilimden sanata kadar birçok alanda kadınların önünü açan bu yaklaşım, aslında Türk Tarihinin derin köklerinden gelen bir anlayışın çağdaş biçimde yeniden ortaya çıkmasıydı. dedi

Özel izinle çilehane ziyareti! Ahmet Yesevi’nin dar yaşam alanı gözler önüne çıktı
Özel izinle çilehane ziyareti! Ahmet Yesevi’nin dar yaşam alanı gözler önüne çıktı
İçeriği Görüntüle

Whatsapp Image 2026 03 08 At 12.50.21 (3)

YURTOĞLU : KADIN HAYATIN ORGANİZASYON GÜCÜDÜR

Kadınlarla ilgili günümüz dünyasını da değerlendiren Yurtoğlu, "Bugün Ankara’da siyaset yapan bir kadın olarak şuna inanıyorum" diyerek şunları söyledi : Kadının toplumdaki yerini tartışırken yalnızca haklar meselesine indirgenen bir bakış açısı eksik kalır. Kadın, hayatın organizasyon gücüdür. Bir toplumun merhameti, sabrı ve vicdanı büyük ölçüde kadınların varlığıyla şekillenir. Kadın sadece bir birey değildir; aynı zamanda toplumsal hafızanın taşıyıcısıdır.

Whatsapp Image 2026 03 08 At 12.50.21 (1)

Belki de bu yüzden kadınların hikâyesi çoğu zaman gürültülü değil sessizdir. Tarih kitapları çoğunlukla savaşları ve hükümdarları yazar; fakat toplumları ayakta tutan sabır, emek ve şefkat çoğu zaman satır aralarında kalır. O satır aralarında ise kadınların izleri vardır.

Yaratılıştan bugüne uzanan bu uzun yolculuk bize şunu hatırlatır: Kadın, insanlığın hikâyesinde bir bölüm değil, hikâyenin kendisidir. Bugün dünyada barıştan adalete, aileden toplumsal dayanışmaya kadar konuştuğumuz birçok değer aslında kadının varlığıyla anlam kazanır. Çünkü kadın; hayatın yalnızca yarısı değil, hayatın ruhudur.Ve belki de bu yüzden, insanlık tarihi boyunca medeniyetler değişse de bir gerçek hiç değişmemiştir: Kadın varsa hayat vardır.

Kaynak: Onur Dedeoğlu