Belediyede yine işçilerin işlerine son verildi. Önümüz kış, alabildiğine sorunlar yumağı ile baş başa bir kambur, kambur üstüne sorunlar onları bekliyor olacak. Üzerine kalın bir örtü örülerek uyumaya terk edilen Haymana’da bu aylarda değil iş bulmak, hamallık bile zor. Onlarda Suriyelilerin tekelinde zaten.
Belediye’nin bir borç sarmalığında olduğu kesin. Ancak bu sarmaldan kurtulmak, işçilerin kapının önüne konularak kurtarılmasımıdır çözüm, bilemiyorum? Başka alternatifler denenmeliydi bence. Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. Bir insanı işsiz bırakmak için birkaç kez işsiz kalıp kuru ekmek, soğuk ev ve cebine bir simit parası dahi koyamadığınız çocuğunuzun ağlak gözleri ile karşılaşmanız lazım.
Özellikle çocukların sizi anlamalarını beklemeyin. Yokluğu, yoksulluğu, işsizliği, sefaleti onlara anlatamazsınız, anlatsanız da zaten anlamazlar. Onlar dünyanın en masumları dahi olsa, yeri geldiğinde sizin ömrünüzü ufalayan birer törpü olurlar. Sürekli İsterler, eğer istediklerini alamazlarsa döktükleri gözyaşlarında boğulursunuz. Bir zamanlar bu durumlara düşmemişseniz, hiç yormayın narin beyinlerinizi, anlayamazsınız.
Bu işten çıkarılmaların sonunda, Haymana sokaklarına bir 30 işsiz daha salmak değildir sonuç. Sonuç daha da katmerlenip, yuvarlandıkça büyüyen bir kartopu gibi devasa bir sorun kitlesi halinde çıkacak. İş bulamayan bu insanlar muhtemelen göç edecekler. Köylerine dönmeyecekleri kesin. Çünkü biz çağırdık, biz kopardık onları köylerinden. On kuruş paraya biz kopardık köklerinden, bu saatten sonra ağaç olmaları mümkün değil. Sadece dalından düşmüş yaprak olarak kalacaklar hayatta ve kaderlerini rüzgar tayin edecek.
Ailevi çöküntü yaşayacaklar, psikolojik travmalar geçirecekler. Düşünmek bile istemiyorum ama, gayrimeşru yolları bile deneyenler olacak belki. Çünkü kendi evlerinde kaynamayan çorba olunca gözler başka evlerde kaynayan çorbalara dönecek. Bir kıskançlık saracak içlerini. “Olanın olmayan verdiği”, ya da “komşusu açken, kendisi tok yatan bizden değildir” gibi uhrevi yönü büyük sözlerin üstüne basıp geçeli asırlar oldu. Artık gemisini kurtaran kaptan bu devirde.
Haberlerde ya da gazetelerin üçüncü sayfalarında görmeye alıştığımız türden dramatik olayların başlangıcıdır, işsizlik ya da yokluk. Cinnetlerin, cinayetlerin tetikleyicisi, kıvılcımıdır. Cem Garipoğlu gibiler günlerce ağızlarda sakız olur ama, kıyıda köşede nice aileler dağılmış, nice canlar yanmış, kaç ocak sönmüş, kaç yuva yıkılmış, kan, gözyaşı ve sonu facia ile biten kaç kişi telef olmuştur, ama kimse duymaz, bilmez. Fakirsen, itibarsızsan, makam mevki sahibi değilsen, cenazene bile gelmezler. İmam bile üstünkörü verir sela’nı. Mezarını derin kazarlar, tekrara geri dönmemen için toprağını bolca atarlar. Zordur fakirlik.
Neticede zordur işsizlik. Belediye belki biraz daha dişini sıkmalıydı. Başka yollar denemeliydi, kaynak arayışlarına girmeliydi, hatta en son çare rest bile çekmeliydi, hükümete, devlete. Hani “kimsesizin kimi”, olunacaktı, duble yollar, köprüler, metrolar karın doyurmuyor işte, tüm dünya malları, bir evde açlıktan ağlayan bir çocuğun tek damla göz yaşına değer mi?
Allah kimseyi yoklukla, açlıkla terbiye etmesin, zira aç olunca terbiye ister istemez kayboluyor. Bu duygu bazen de tıka basa tok olunca da kaybolabiliyor.
HAFTANIN SÖZÜ: Girme şu aIçakIarın hizmetine: konma sinek gibi pisIik üstüne. İki günde bir somun ye, ne oIur! Yüreğinin kanını iç de boyun eğme.
HAFTANIN HABERİ: Rusya’nın doğalgazı kesme ihtimaline karşı bolca tezek stoklayıp köşeyi dönmeyi düşünen D.G (40) 2016 model Doblo hayalleri kurmaya başladı.
SAYGILARIMLA