Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı Editör Masası’nda yaptığı değerlendirmelerde bölgedeki gerilimin farklı başlıklarını ele aldı. ABD ile İran arasında yürütülen temaslara ilişkin bilgi veren Fidan, tarafların müzakere sürecinde attıkları adımları yakından takip ettiklerini ifade etti.
Fidan, sürecin henüz başında tarafların kendi pozisyonlarını ortaya koyduğunu belirterek, ateşkes konusunda genel bir ihtiyaç ve samimiyet bulunduğunu söyledi. Ancak mevcut başlıkların kısa sürede sonuçlandırılmasının zor olduğuna dikkat çeken Bakan, “Müzakere edilen konuların 15 gün içinde anlaşmaya bağlanması gerçekçi değildi. İlave bir ateşkes süresi mümkün olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
“KÜRESEL ETKİ KAÇINILMAZ”
Fidan’ın en dikkat çeken açıklamalarından biri de Hürmüz Boğazı üzerinden yaşanan gerilime ilişkin oldu. Boğazdaki gelişmelerin sadece bölgesel değil, küresel bir kriz haline geldiğini belirten Fidan, dünya piyasalarının bu durumdan doğrudan etkilendiğini vurguladı. Geçişlerin engellenmesine yönelik tartışmalara da değinen Fidan, “Hiçbir ülkenin geçiş için para ödememesi gerekiyor” diyerek uluslararası deniz ticaretinin serbestliği ilkesine dikkat çekti.

İran’ın ateşkes sürecine Hürmüz üzerinden bazı talepler getirdiğini ifade eden Fidan, mevcut tabloya bakıldığında serbest geçişin tamamen ortadan kalkmasının beklenmediğini söyledi. Avrupa ülkelerinin farklı çözüm modelleri sunduğunu belirten Bakan, birçok ülkenin doğrudan savaşa dahil olmak istemediğini de açıkça dile getirdi.
Türkiye’nin bu süreçteki pozisyonunu da net bir şekilde ortaya koyan Fidan, boğazın kapatılmasının dolaylı etkilerinin Türkiye ekonomisine de yansıyacağını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bizim durduğumuz yer barış yoluyla buranın açılması. Uluslararası bir silahlı güçle müdahalenin ciddi zorlukları var. İran ile müzakere edilerek bu sorunun çözülmesi gerekiyor.”
“ÜLKELER SAVAŞIN PARÇASI OLMAK İSTEMİYOR”
Fidan, küresel aktörlerin mevcut çatışmalarda doğrudan taraf olmaktan kaçındığını belirterek, ülkelerin daha çok diplomatik çözüm yollarına yöneldiğini ifade etti. Hürmüz Boğazı’nın geleceğine ilişkin belirsizliğin sürdüğünü dile getiren Bakan, uluslararası sistemin geçici çözümlerle durumu idare etmeye çalıştığını vurguladı.
İSRAİL’E SERT TEPKİ
Lübnan’daki gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Fidan, İsrail’in bölgedeki askeri faaliyetlerini “yayılmacı politika” olarak nitelendirdi. İsrail’in saldırılarının yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmadığını, sivilleri de etkileyen geniş çaplı bir yıkıma yol açtığını belirtti. Fidan, Lübnan hükümetinden Hizbullah’ı silahsızlandırmasının beklenmesini gerçekçi bulmadıklarını ifade ederek, bu sorunun ancak ulusal ve kapsamlı bir çözümle aşılabileceğini söyledi.

Lübnan’ın ateşkese dahil edilip edilmediği sorusuna ise dikkat çeken bir yanıt verdi: “Burada bir yalan var. Netanyahu her zaman yaptığı gibi oyunu bozdu.” Bu açıklamayla Benjamin Netanyahu yönetimine doğrudan eleştiri yönelten Fidan, ilk saldırıların ardından daha büyük çaplı bir operasyonun gelmemesinin sahadaki dengeyi değiştirdiğini de ifade etti.
SURİYE VE MÜLTECİ HAREKETLİLİĞİ
Son dönemde Suriye ile yoğun diplomatik temaslar yürütüldüğünü açıklayan Fidan, özellikle Lübnan’dan Suriye’ye yönelen mülteci akınına dikkat çekti. Bölgedeki çatışmalara rağmen Suriye’nin görece güvenli bir alan olarak kaldığını belirten Bakan, bu süreçte ülkeye doğrudan bir saldırı olmadığını ifade etti.
LÜBNAN’DA AĞIR BİLANÇO
Öte yandan sahadaki gelişmeler de bölgedeki krizin boyutunu gözler önüne seriyor. İsrail ordusunun 2 Mart’tan bu yana Lübnan’a yönelik saldırılarında 2 bin 55 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Ülkede yerinden edilenlerin sayısının ise 1 milyon 162 bini aştığı bildirildi. Başkent Beyrut dahil birçok noktayı hedef alan saldırıların ardından İsrail’in kara harekâtını genişletme kararı aldığı ve bölgede gerilimin yüksek seyrini sürdürdüğü ifade edildi.



