Türkiye iş dünyasının dikkat çeken isimlerinden Ekrem Dürüst hakkında detaylar, arama motorlarında en çok sorgulanan başlıklar arasında yer aldı. İşte merak edilenler...
EKREM DÜRÜST KİMDİR?
Alo ve Mintax markalarıyla Türkiye’de temizlik ürünleri sektörüne damga vuran iş insanı Ekrem Dürüst, 1980’li yılların “rantiye” tartışmalarıyla anılan sembol isimlerinden biri oldu. Galatasaray’daki yöneticiliği, sosyete hayatı ve 1993’teki ölümüyle kamuoyunun hafızasına kazındı.
EKREM DÜRÜST KARDEŞLERİ
Türkiye’nin tanınmış sanayici ailelerinden birine mensup olan Ekrem Dürüst, Ahmet Şükrü Dürüst’ün oğludur. Kardeşleri Ali Dürüst, Osman Dürüst ve Şükran Bayatlı ile birlikte iş dünyasında bilinen bir soyadı taşıdı.
EKREM DÜRÜST ÇOCUKLARI
Kızı Elif Dürüst ile özel yaşamını kamuoyundan uzak tutmayı tercih eden Dürüst, buna karşın iş ve sosyal hayatıyla sık sık gündeme geldi.
EKREM DÜRÜST SERVETİ
Alo ve Mintax markaları, Dürüst ailesinin öncülüğünde Türkiye’de deterjan pazarının büyümesinde önemli rol oynadı. Basına yansıyan bilgilere göre, markaların yabancı ortağa devriyle birlikte Ekrem Dürüst, dönemin en yüksek nakit varlığına sahip iş insanlarından biri olarak anıldı. Satış bedeline ilişkin rakamlar farklı kaynaklarda değişiklik göstermekle birlikte, işlemin o yıllar için çok yüksek bir meblağ olduğu kamuoyuna yansıdı.
EKREM DÜRÜST GALATASARAY
Ekrem Dürüst, bir dönem Galatasaray Kulübü yönetiminde görev aldı. 1980’li yıllar boyunca adı, kulüp yöneticiliğinin yanı sıra İstanbul sosyetesindeki eğlencelerle de anıldı. Dönemin gazeteleri, Dürüst’ün gece hayatına düşkünlüğünü ve yüksek meblağlı harcamalarını manşetlerine taşıdı. Bu dönem, kamuoyunda “rantiye” tartışmalarının yoğunlaştığı yıllar olarak da hafızalarda yer etti.
EKREM DÜRÜST NE ZAMAN ÖLDÜ?
Ekrem Dürüst, 1993 yılında Çamlıca’daki evinde yaşamını yitirdi. Olay, basında geniş yer buldu ve farklı iddialar gündeme geldi. Bazı haberlerde, Dürüst’ün Boğaz manzaralı evinde kendi silahıyla hayatına son verdiği belirtildi. Olayın ardından intihara dair net bir gerekçenin ortaya konulamaması, kamuoyundaki tartışmaları daha da artırdı. Dönemin gazeteleri, bu durumu “anlamlandırılamayan bir son” olarak yorumladı.





