Serginin küratörlüğünü üstlenen Levent Çalıkoğlu, Yalçındağ’ın yıllar içinde geliştirdiği özgün resim dilinin; renk, desen, motif, boya, yüzey, tekrar ve ritim gibi unsurların birbirleriyle kurduğu ilişkiler üzerinden şekillendiğine dikkat çekiyor.

Bir resmin içinde aynı anda ne kadar farklı unsurun var olabileceği sorusundan hareket eden Çalıkoğlu, Yalçındağ’ın resimlerinde farklı karakterlere sahip unsurların bir araya gelerek yalnızca bir görüntü oluşturmadığını, zaman içinde ortak bir dil kurduğunu belirtiyor. Çalıkoğlu’na göre sanatçının resimlerine bakmak, bu dilin nasıl oluştuğunu ve giderek kendine ait bir dünyaya nasıl dönüştüğünü izlemek anlamına geliyor.

Yalçındağ’ın resminde çeşitliliğin, önceden oluşturulmuş bir bütünün içine yerleştirilen farklılıkların toplamı olarak ortaya çıkmadığını ifade eden Çalıkoğlu, her unsurun kendi hareketini taşıdığını vurguluyor. Motifin çoğaldığı, rengin titreştiği, desenin yüzey boyunca ilerlediği ve tekrarın ritme dönüştüğü bu süreçte, birbirinden farklı unsurların karşılaşarak yeni ilişkiler ürettiğini aktarıyor.

Çalıkoğlu, sanatçının yıllar içinde oluşturduğu resim dilinin tek tek biçimlerden çok, bu biçimlerin birbirleriyle kurduğu bağlarda belirginleştiğini ifade ediyor. Her yeni resmin, Yalçındağ’ın daha önce oluşturduğu görsel hafızaya eklenirken aynı zamanda bu hafızayı dönüştürdüğünü belirten Çalıkoğlu, tanıdık motiflerin farklı renklerde, alışılmış düzenlerin farklı ritimlerde ve bilinen yüzeylerin yeni hareketler içerisinde yeniden ortaya çıktığına dikkat çekiyor.

Çeşitlilik, resmin düşünme biçimini de belirliyor
Yalçındağ’ın resminde çeşitliliğin yalnızca görünen zenginliği ifade etmediğini, aynı zamanda resmin düşünme biçimini belirlediğini kaydeden Çalıkoğlu, farklılıkların bir arada bulunmasının ortak bir ritim içinde yeni bir bütünlük oluşturduğunu belirtiyor.

Geometrik düzen ile elin müdahalesi, tekrar ile farklılaşma, kesinlik ile sezginin aynı yüzey üzerinde buluştuğunu ifade eden Çalıkoğlu, resmin canlılığını da bu temasların yarattığı gerilimden aldığını aktarıyor.

Bu gelişim sürecinde resmin sanatçı için kendisini “evinde hissedebileceği” kavramsal bir mekâna dönüştüğünü belirten Çalıkoğlu, insanın zaman içerisinde kendi izlerini tanımaya başladığı bir dünyada evinde hissettiğini ifade ediyor.

Yalçındağ’ın resimsel dünyasının da böyle bir tanışıklık alanı oluşturduğunu belirten Çalıkoğlu, renklerin, motiflerin, ritimlerin ve yüzeylerin yıllar boyunca birbirine bağlanarak sanatçının kendine özgü görsel hafızasını oluşturduğunu vurguluyor.

“Ev, bir mekândan çok yakınlık duygusu”
Çalıkoğlu, serginin başlığında yer alan “ev” kavramının fiziksel bir mekândan çok bir yakınlık duygusuna işaret ettiğini belirtiyor. Kendi kurduğu düzenin içinde dolaşmak, ona geri dönmek, onu değiştirmek ve yeniden tanımak üzerinden şekillenen bu sürekliliğin, Yalçındağ’ın resim pratiğindeki aidiyet duygusunun temelini oluşturduğunu ifade ediyor.

Başlıktaki “ya da” ifadesinin de bu nedenle önem taşıdığını belirten Çalıkoğlu, “Çeşitliliğin dili” ile “evinde hissetmek” arasında bir seçim yapmak gerekmediğini, aksine bu iki kavramın birbirinin içinde açıldığını ifade ediyor. Çalıkoğlu’na göre çeşitliliğin dili zamanla bir eve dönüşürken, ev duygusu da farklılıkların aynı ritim içinde birlikte var olabilmesinden doğuyor.

Ekrem Yalçındağ’ın resimlerinde farklı olanın yan yana geldiğini, birbirine temas ettiğini, tekrar ettiğini ve dönüştüğünü belirten Çalıkoğlu, bu süreçte rengin sese, desenin ritme, motifin hafızaya, yüzeyin ise zamana dönüştüğünü ifade ediyor.

Sanatçının yıllar içerisinde bu hareketlerin tümünü bir araya getirerek kendi içinde dolaşabileceği bir resimsel dünya kurduğunu belirten Çalıkoğlu, serginin merkezindeki “ev” kavramını da bu resimsel dünyanın sürekliliği üzerinden ele alıyor.

Ekrem Yalçındağ’ın “Dilin Çeşitliliği ya da Evinde Hissetmek” sergisi, 1 Kasım’a kadar CerModern’de ziyaret edilebilecek.




