Siyasi tartışmalara ilişkin mesajlar veren Erdoğan, Türkiye'nin “istismar siyaseti” ve “cephe siyaseti” üzerinden şekillenen bir anlayıştan uzaklaşması gerektiğini söyledi. Erdoğan, Türkiye'nin sürekli maliyet üreten bir siyaset anlayışına tahammülünün olmadığını belirterek, “Türkiye'nin böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur. Ülkemize ve milletimize sürekli maliyet üreten bu zihniyetten kurtulmanın vakti çoktan gelmiştir” ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin iktidar karşıtlığı üzerinden şekillenen bir siyasi anlayıştan da kurtarılması gerektiğini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Türkiye'yi istismar siyasetinde olduğu gibi, iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinden de kurtarmak zorundayız.”

Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları şöyle:
BÜYÜK HEDEFLERİMİZ VAR"
Bugün, yola çıktığımız ilk günkü kadar kararlı ve azimliyiz. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak Türkiye'nin en dinamik, en vizyoner, ufku itibarıyla en açık kadrolarına biz sahibiz. Büyük hayallerimiz ve hedeflerimiz var. Milletimizi fazlasıyla layık olduğu o mutlu ve müreffeh yarınlara ulaştırmakta Allah'ın izniyle kararlıyız. Bunu bugün gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Mücadeleyle geçen 25 yılın sonunda Türkiye; ekonomiden savunma sanayine, sağlıktan teknolojiye, tarımdan turizme her alanda artık sağlam bir zemine oturmuştur. Bu sağlam zemin üzerinde Türkiye Yüzyılı'nın inşası da başlamıştır. İnanıyorum ki Türkiye Yüzyılı'nın inşası mutlaka gerçekleştirilecek. Ülkemizi bir dünya devi yapma iddiamıza her gün biraz daha yaklaşacağız. 25 sene evvel ülkemizin büyük potansiyelini nasıl harekete geçirdiysek, aynı şekilde başlattığımız stratejik hamleleri de tamamlayacağız. Elbette bu vizyondan rahatsız olanlar vardır. Türkiye'nin harekete geçmesi, ayağa kalkması, böylesine bir gidişatta barış ve adalet için öne atılması, masumların kanından beslenenlerin işine gelmiyor. Ülkemizin ihtilaflar yerine ittifakları büyütmesi, istikrarsızlıktan nemalanan şer odaklarını huzursuz ediyor. Bu hazımsızlıklarını son zamanlarda açıkça belli etmeye başladılar. Bunların kim olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz. Ülkemizin terör gibi yarım asırlık prangalarından kurtulup kardeşliğini güçlendirecek olmasının kimlerin oyununu bozduğunu çok iyi biliyoruz. Onlara diyoruz ki, 'Ne yaparsanız yapın, suları tersine akıtamazsınız.'

Türkiye'nin böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur.
Kardeşlerim, yeri gelir dirilir, pınar oluruz. Yeri gelir irkilir, bir ırmak oluruz. Yeri gelir gürler, çağlayan oluruz. Ama önümüzün kesilmesine asla müsaade etmeyiz. Türk'üyle, Kürt'üyle, Arap'ıyla, Laz'ıyla 86 milyon olarak hep beraber mutlu, huzurlu, müreffeh ve aydınlık bir istikbale yürümemize set çekilmesine izin vermeyiz. Ülkemizin içinde olduğu gibi çevremizde de, bölgemizde de, dünyada da huzurun, barışın, istikrarın, demokrasinin hâkim olmasını istiyoruz. İnşallah bunu gerçekleştirmeden de durmayacağız. Bu tahriklere rağmen, tüm engellemelere rağmen, yılmadan, bükülmeden, tuzaklara düşmeden yolumuzda sabırla ilerleyeceğiz. Burada bir gerçeği açıkça ifade etmekte fayda görüyorum. Bölgemiz ve dünya, yüzyılda bir denk gelen çok kritik süreçlerden geçiyor. Öyleyse siyasetin de kendini buna adapte etmesi gerekiyor. Bakınız, sadece lafla, sadece kuru hamasetle, sadece hakaret senfonisiyle hiçbir yere varılmaz. Merkezinde insan olmayan, dürüstlük olmayan, eser ve hizmet üretme kaygısı olmayan bir siyasetten ne ülkeye ne de millete hayır gelir. Türkiye'nin böyle bir siyaset biçimine tahammülü de toleransı da yoktur. Ülkemize ve milletimize sürekli maliyet üreten bu zihniyetten kurtulmanın vakti çoktan gelmiştir. Türkiye'yi istismar siyasetinde olduğu gibi, iktidar karşıtlığı üzerine kurulu cephe siyasetinden de kurtarmak zorundayız.

Ankara merkezli siyaset çağrımızın arka planında “Büyük Türkiye mutabakatı” var
Milli menfaatler söz konusu olduğunda ortaklaşabilecek, daha kuşatıcı, daha uzlaşmacı bir yaklaşıma ülkemizin ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Temennimiz, muhalefet cenahında da bu ihtiyacın farkına varılmasıdır. Peki, birbirimize eleştirilerimiz olabilir. Doğru bulmadığımız, eksik gördüğümüz, yanlış dediğimiz konular da olabilir. Hatta bazı meselelerde rezervlerimiz, endişelerimiz de olabilir. Ama bunların hiçbiri, mesele Türkiye olduğunda, mesele demokrasimiz olduğunda, Türk milletinin ezelî ve ebedî kardeşliği olduğunda bir araya gelmemize engel teşkil etmemelidir. Bizim bir süredir dile getirdiğimiz Ankara merkezli siyaset çağrımızın arka planında işte bu tasavvur vardır: Büyük Türkiye mutabakatı. Bunu söylerken kastımız budur. 86 milyonun birliği, beraberliği, kader ortaklığıdır; aynı idealler etrafında kenetlenmesidir. Terörsüz Türkiye süreci ile Cumhur İttifakı olarak bu yolda tarihi bir adım attık. Şurası çok önemli Meclisimizde 467 oy gibi daha önce görülmedik geniş bir uzlaşıyla bize çok güçlü bir destek çıktı. Milletimiz, terör defterinin bir daha açılmamak üzere tamamen kapanması noktasında kararlı bir duruş sergiledi. Hâl böyleyken bu konuyu parti çıkarları için polemik malzemesi hâline getirmek, tahrip edici eleştirilerde bulunmak sorumsuzluktur. Şehitlerimizin kanı, gazilerimizin fedakârlıkları üzerinden siyaset yapmak bir vicdansızlıktır. Tek kelimeyle şuursuzluktur.

“Vazgeçersek ülkemiz altın değerinde yıllarını kaybeder”
Herkes aklıselimle hareket etmeli, toplumun sinir uçlarıyla oynamak yerine Türkiye'yi merkeze alan bir siyaset izlemelidir. Özellikle Türkiye'nin tökezlemesinden medet umanlara malzeme verecek söylemlerden uzak durulmalıdır. Tekrar söylüyorum, ülkemizin gelecekle ilgili büyük hedeflerini kovalamak dışında bir seçeneği yoktur. Çünkü vazgeçersek ülkemiz altın değerinde yıllarını kaybeder. Çünkü geri adım atarsak Türkiye'nin istikbali olan gençler kaybeder.




