2017 yılında Katar’a yönelik uygulanan ablukanın yalnızca diplomatik ve ekonomik baskıyla sınırlı olmadığı, perde arkasında doğrudan bir yönetim değişikliği amacının bulunduğu öne sürüldü. Belgelerde yer alan ifadelere göre, bu plan Türkiye’nin Katar’daki askeri varlığı nedeniyle hayata geçirilemedi.
Haziran 2017’de Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın Katar’a karşı başlattığı abluka, uluslararası kamuoyuna “terörün finansmanı” ve “Müslüman Kardeşler’e destek” suçlamalarıyla gerekçelendirilmişti. Ancak Epstein’e ait e-posta ve belge trafiği, bu adımın çok daha geniş kapsamlı bir jeopolitik planın parçası olduğunu öne sürüyor.
Belgelerde, Katar’ın bölgedeki bağımsız dış politikası, Türkiye ve İran ile geliştirdiği ilişkiler ve İsrail’le normalleşmeye mesafeli duruşunun hedef alındığı iddia ediliyor. Amaç, Doha yönetimini İsrail’le ilişkileri normalleştirmeye zorlamak ve bölgesel dengeleri yeniden biçimlendirmekti.
Epstein belgelerinde yer alan dikkat çekici yazışmalardan biri, 2017 yılında Anas Alrasheed isimli bir kişiyle yapılan e-posta trafiği oldu. Bu yazışmalarda, Katar’da askeri bir darbe seçeneğinin masada olduğu, ancak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülkedeki varlığı nedeniyle bu plandan vazgeçildiği ifadeleri yer aldı.
Epstein’e atfedilen bir mesajda, “Türklerin içeride olmasıyla birlikte askeri seçenek artık geçerli değil” değerlendirmesi yapılması, Türkiye’nin bölgedeki caydırıcı rolüne dikkat çekti.
ABD Adalet Bakanlığı tarafından kamuoyuna açılan belgelerde, Epstein’in 9 Temmuz tarihli bir e-postasında Katarlı bir iş insanına yönelik dikkat çekici ifadeler kullandığı görüldü.
Söz konusu mesajda, Katar’ın İsrail’i tanıması ve Washington nezdinde olumlu bir imaj oluşturması için “İsrail’de dans edip şarkı söylemesi” yönünde alaycı bir öneride bulunulduğu iddia edildi.
Aynı yazışmalarda, Katar’a yöneltilen “terör destekçisi” suçlamalarının bir baskı ve pazarlık aracı olarak kullanıldığı da öne sürüldü.
Epstein belgelerinde yer alan yazışmaların, 2017 yılında sızdırılan Birleşik Arap Emirlikleri’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe’ye ait e-postalarla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. O dönem kamuoyuna yansıyan mesajlarda, Katar’a karşı güç kullanımı ve rejim değişikliği dahil olmak üzere çeşitli senaryoların tartışıldığı ortaya çıkmıştı.
Sızdırılan bu e-postalarda, Katar’ın İsrail karşıtı BDS hareketine verdiği destek nedeniyle “cezalandırılması” gerektiği ifadeleri dikkat çekmişti. Belgeler, 2017 ablukasının İsrail’le normalleşmeyi merkezine alan yeni bir bölgesel düzenin Katar’a zorla kabul ettirilmesi girişimi olduğu iddiasını güçlendiriyor.
Epstein belgelerinden çıkan tabloya göre, Katar’a yönelik baskı ve yönetim değişikliği planı hedeflenen sonucu vermedi. Türkiye’nin sahadaki askeri ve siyasi desteği, Katar yönetiminin geri adım atmamasında belirleyici oldu. Doha yönetimi, ablukanın ekonomik ve diplomatik maliyetlerine rağmen dış politikasından vazgeçmedi.
Üç yıl süren kriz, 2021’de ablukanın sona ermesiyle sonuçlandı. Ortaya çıkan belgeler ise 2017 Katar krizinin, yalnızca bölgesel bir anlaşmazlık değil, çok aktörlü ve uzun vadeli bir güç mücadelesinin parçası olduğunu bir kez daha gündeme taşıdı.