Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından duyduk. “Geliyor” dedi Erdoğan.
Bu lafı ucundan kıyısından duyan başladı yorumlamaya;
Biri dedi ki; “Herhalde işsizlere iş geliyor”
Öteki “Yok oğlum, Katarlılara satılan Tank-Palet fabrikası var ya, o tekrar devlete geliyormuş”
“Atma oğlum” dedi bir diğeri “Emeklilikte yaşa takılanlara emeklilik geliyormuş”
“Hadi lenn..” bir başkası. “Koca Cumhurbaşkanı geliyor diyorsa, ülkeye ucuzluk, teknoloji, medeniyet, hukuk, adalet, demokrasi ve şimdiye kadar ötelenmiş ve ertelenmiş ne varsa o geliyordur” diye yorumladı.
Aklı başka yerlere gidenleri fazla merakta koymayıp Cumhurbaşkanı Erdoğan “Geliyorlar” lafının gerisini getirdi; “50 bin Suriyeli daha ülkemize doğru geliyor”
İmparator Timur’un sarayına giderken ardında bütün köy olupta, Timur’un huzuruna çıkınca yanında kimse kalmayan Nasreddin Hoca’nın durumuna düştük. Memlekete yerleşen 4 milyondan fazla Suriyeli yetmezmiş gibi 50 bin kişi daha geliyormuş. Nasreddin Hoca gibi oldu durum “Aman bize iki fil yolla’dan, aman bize biraz daha Suriyeli yolla’ya” evrildik.
Geçen gün bir araştırmaya denk geldim. Araştırmaya göre Suriye’ye gitmelerine hiçbir engel veya tehlikeli durum olmamasına rağmen birçok Suriyeli bir daha memleketlerine dönmeyi kesinlikle düşünmediğini söylemiş.
Ekmeğimizi bölüşüyoruz eyvallah, ama iş bölüşme safhasını çoktan aştı gibi. Çünkü artık Suriyeli mülteciler işçinin işini elinden almaya başladı. Birçok yerde devletinde göz yumması ile esnaflık yapmaya başladılar, esnafın müşterisi gitmeye başladı. Üniversitelerin bazı bölümlerine sınavsız alınması ile bunca yıl dirsek çürüten kendi çocuklarımız açıkta kalmaya, atanamayan binlerce öğretmen, sağlıkçı, memurların yerini bunlar doldurmaya başladı. İş sadece ekmeği bölüşmekten çoktan çıktı, ekmeğin ortadan kaybolması devri başladı anlayacağınız.
Geçen hafta Haymana Devlet Hastanesindeydim. Kadın doğum bölümünde 15 kişi sıra bekliyorsa bunlardan yaklaşık 10 tanesi mülteci kadın. Doğurmak ve anne olmak her kadının hakkı eyvallah, ama elalemin memleketinde, zor koşullar altında, savaştan kaçarak gelmişsin, biraz uçkurunuza sahip olun değil mi ama. Sizi bir yere kadar düşünelim ama ya o çocuklar, bebekler ne olacak? Onların geleceğine nasıl güvenle bakıyorsunuz? Biz kendi öz yurdumuzda çocuklarımızın akıbetini tam bilmiyoruz. Kurak Haymana toprağında bildiğin buğday bile iki senede bir yetişirken bu arkadaşlar her sene verim nasıl alıyorlar hayret? Çocuklar boy boy, aralarında birer yaş yok desek yeridir. Verdikçe veriyor kurban olduğum..
Daha önce de söylemiştim. Durum ekmeği bölüşme, idare etme, muhacirlik eşiğini çoktan aştı. Yol geçen hanı gibi Suriyeli, İranlı, Afgan, Özbek.. kim varsa doluşmaya başladı. Kendi memleketimizde muhacir biz olduk sanki. Işığı gören geliyor mübarek.
Hani misafirlik fazla uzayınca ev sahibi “Evi benim zannediyordum, meğer değilmiş. Bari siz oturunda ben kalkayım” demiş ya. Bizimki de o hesap. Memleket bizim zannediyorduk. 50 bin falan az olur, kim varsa doluşsunlar, bari biz ceketimizi alıp gidelim.
HAFTANIN HABERi; Kaynanasının cenazesinde hıçkırarak ağlayıp “Bizi bırakma anamm..” diyen C.K(19), akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle askerlikten men edildi.
SAYGILARIMLA