Filistin neden önemli? Ata mirası olduğu için mi, stratejik olduğu için mi, kardeşlerimiz zulme uğradığı için mi, salt insan olarak yaşananlar kabul edilemez olduğu için mi?
7 Ekim’le zulmün olduğu bilinci pekişti, peki evveli, neredeyse 80 yıllık aktif bir işgal, zulüm ve soykırıma maruz kalmış bir coğrafya. Daha evveli?
Bugün Filistin meselesini yalnızca yakın tarihin bir ihtilafı gibi okumak, hakikatin büyük kısmını görmezden gelmektir. Filistin, hak ile batılın tarih boyunca süren mücadelesinin en görünür cephelerinden biridir. Bu yüzden mesele toprak değildir; bir varoluş meselesidir.
Hazreti İbrahim Aleyhisselam’dan başlayan büyük hicret yolculuğu, bu toprakları insanlık tarihinin merkezlerinden biri hâline getirdi. “Halilullah” olarak anılan İbrahim Aleyhisselam, Allah’ın emriyle Filistin’e hicret etti. Uzun yıllar burada yaşadı. Onun çadır kurduğu topraklar, daha sonra peygamberler yurdu olarak anılacaktı. Filistin’in “Enbiya Yurdu” denmesinin sebebi işte budur.
Hazreti Lut Aleyhisselam’ın kıssası da Filistin coğrafyasının manevi derinliğini gösterir. Kavminin sapkınlığı sebebiyle ilahi azabın geldiği vakit, Allah Teâlâ Lut Aleyhisselam’a Filistin’e hicret etmesini emretti.
Hazreti Davut Aleyhisselam, Filistin’de hüküm sürdü. Kudüs’te ibadet ettiği meşhur mihrabı inşa etti. Kur’an’da anlatılan o derin muhasebe ve adalet sahneleri, bu mukaddes şehirde yaşandı. Onun ardından oğlu Hazreti Süleyman Aleyhisselam geldi. Rüzgâra hükmeden, cinlere ve mahlûkata söz geçiren büyük hükümdar… Dünyanın dört bir yanına hâkimiyet kurmasına rağmen yönetim merkezini Filistin yaptı. Zayıfın hakkının gözetilmesinin emrolduğu mesajının verildiği, karınca ile yaşadığı ibretlik kıssa dahi Filistin’de, Aşkelon civarında rivayet edilen Vadi en-Neml’de geçti. Bir karıncanın ordudan korkup yuvasına çekilmesi, kudret sahibi bir peygambere tevazuyu öğretmişti.
Hazreti Musa Aleyhisselam’ın kavmine söylediği şu çağrı da Filistin’in yerini açıkça gösterir: “Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı mukaddes toprağa girin.” O mukaddes toprak, Filistin’di.
Hazreti Zekeriya Aleyhisselam’ın Rabbine gizlice yalvardığı mihrap Filistin’deydi. Yaşlılık çağında evlat isteyen Zekeriya Aleyhisselam’ın duası orada kabul edildi. Hazreti Meryem, mabedin gölgesinde yine Filistin’de yetişti. Meleklerin iltifatına mazhar oldu. Her ziyaretinde yanında rızık gören Zekeriya Aleyhisselam hayrete düşüyordu. Çünkü o mabet, sıradan bir yapı değil; vahyin teneffüs edildiği bir mekândı.
Hazreti İsa Aleyhisselam’ın kutlu doğumu da Filistin topraklarında gerçekleşti. Kur’an’ın anlattığı o hurma ağacının gölgesinde, insanlığa yol gösterici olarak dünyaya geldi. İsrailoğullarının baskısından kurtulduktan sonra Allah onu yine bu topraklardan semaya yükseltti. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne inişinin de Filistin’de olacağı biliniyor. Lut Kapısı civarındaki Ak Minare’nin adı bu yüzden hafızalarda yer eder. Deccal fitnesinin son bulacağı yerin de Filistin olacağı anlatılır. Hazreti İsa’nın, insanlığı ifsat eden o büyük fitneyi burada sona erdireceği rivayet edilir.
Yine ahir zamanda yeryüzünü fesada boğacak Ye’cüc ve Me’cüc kavimlerinin uğrayacağı yerlerden biri olarak Filistin zikredilir. Tarihin başlangıcında olduğu gibi sonunda da büyük hesaplaşmaların merkezinde yine bu topraklar vardır.
Ve Mescid-i Aksa, yalnızca taşlardan örülmüş bir yapı değil, ibadetlerin 50 bin kat sevapla ödüllendirildiği, 800 bin insanın aynı anda ibadet edebileceği, 144 bin metrekarelik devasa bir külliye. O, ümmetin ilk kıblesidir. Müslümanlar namazlarını ilk olarak oraya yönelerek kıldılar. Miraç gecesinde Peygamber Efendimiz’in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yaptığı yolculuk, yani İsra Hadisesi, Kur’an’da bizzat anlatılmıştır. O gece Resûlullah (s.a.v) bütün peygamberlere Mescid-i Aksa’da imamlık yaptı. Bu hadise, İslam’ın önceki vahiy halkalarının tamamlayıcısı olduğunu ilan eden büyük bir semboldür.
Peygamber Efendimiz, ibadet niyetiyle yolculuk yapılacak üç mescitten birinin Mescid-i Aksa olduğunu bildirmiştir: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevi ve Mescid-i Aksa… Aksa, ümmetin iman haritasındaki üç büyük merkezden biridir.
Ashab-ı Kiram bir gün Resûlullah (s.a.v.)’e, “Senden sonra nerede yaşayalım?” diye sormuşlardır. Efendimiz’in “Kudüs civarında yaşayın” buyurduğu aktarılır. Çünkü Kudüs, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de merkezlerinden biri olarak görülmüştür.
Peki bugün Filistin neye tekabül ediyor bizim için?
Miras, stratejik bir coğrafya ya da sadece dini bir sembol mü?
Dün Filistin düşmeseydi, Skyes Picot ne kadar yaşayabilirdi? Bugün Orta Doğu olarak adlandırılan, medeniyetin merkezi olan coğrafyanın stratejik konumu ve zenginlikleri kimlere hizmet ederdi?
Bugün Filistin özgür olsaydı, İsrail bölgeye yayılmayı aklının ucundan dahi geçiremezdi. Hem içeri hem dışarıyla savaşabilecek ne cesaretleri ne insan kaynakları ne stratejik akılları yokken nasıl yapabilirdi?
Bugün Balfour Deklarasyonu’na uymadığı için, başta İngiltere olmak üzere bölgedeki diğer tüm unsurların çıkarlarını tehdit ettiği için İsrail aleyhinde konuşmak artık yasa dışı değil.
Bugün 7 Ekim’de yaşanan zulüm konuşulabildiği için dünya kamuoyu ayaklanmış, Siyonistlerden ağzı yananlar seslerini bu kamuoyundan aldıkları güçle yükseltebilmiştir.
Bugün yükselen seslerle birlikte New York’un göbeğinde çocukların istismar edildiği ortaya çıkmış, Şeytanın en has evladı olmak için Epstein ile ortama girenler ifşalanabilmiştir.
Bugün organ ticaretinden, çocuk ticaretine, kara paradan, uyuşturucuya, enflasyondan yolsuzluğa, tüm kötülüklerin ve kötü olan ne var ise en büyük müsebbibi veya taşeronu bunlardır.
Bugün İsrail, Filistin ve Gazze kuşatmalarında ayağı takıldığı için Lübnan’ı işgal edememiş, oradan Şam’a oradan da Halep’e ulaşamamıştır. Ve bizimle Halep’te komşu olma planları alt üst olmuş, Golan tepelerinde onları karşılıyor haldeyiz.
Sözün özü, Filistin davası yalnız Filistinlilerin davası değildir. Şehadet getiren her Müslümanın olduğu kadar yeryüzünde insanca yaşamak isteyen herkesin de asli meseledir.
Bugünün aktüel problemlerinin de geleceğin şekillenmesinde de Filistin asli meseledir.
Bu sebeple insanca yaşamak isteyen, Filistin’i anlamalı, anlatmalı ve harekete geçmelidir.