17 Mayıs Pazar günü yani bugün Ankara’da düzenlenen “Küresel İşgale, Küresel Direniş” yürüyüşü yalnızca bir protesto değildi. O meydanda toplanan binlerce insan, Gazze’de ateşkese rağmen devam eden katliamlara karşı insanlığın vicdanını ayağa kaldırmaya çalıştı.
Çünkü bugün Gazze’de yaşananlar artık savunulabilecek hiçbir tarafı olmayan açık bir vahşettir.
Dünyanın gözleri önünde çocuklar öldürülüyor, hastaneler bombalanıyor, yardım konvoyları hedef alınıyor.
Ateşkes çağrıları yapılırken bile İsrail ordusunun saldırıları sürüyor. Uluslararası hukuk hiçe sayılıyor, insan hakları ayaklar altına alınıyor.
Bir yanda “ateşkes” açıklamaları yapılırken diğer yanda enkaz altından çıkarılan çocuk bedenleri insanlığa utanç fotoğrafları bırakıyor. İsrail yönetimi artık yalnızca Gazze’yi değil; vicdanı, hukuku ve insanlığın ortak değerlerini de bombalıyor.
Üstelik aradan geçen zamana rağmen Gazze’ye insani yardımlar hâlâ rahat ve güvenli bir şekilde ulaştırılamıyor.
Sözde açıldığı belirtilen insani yardım koridorları ya yetersiz kalıyor ya da fiilen işlemez hale geliyor. Açlıkla mücadele eden insanlar bir çuval un, bir kutu ilaç, bir damla temiz su için saatlerce beklemek zorunda bırakılıyor.
Yardım tırlarının sınır kapılarında bekletilmesi, yardım gönüllülerinin hedef alınması ve yardım gemilerine yönelik müdahaleler, Gazze’de insani dramı her geçen gün daha da büyütüyor.
Bugün Gazze’de yalnızca bombalarla değil, açlıkla da ölüm yaşanıyor. Bebek mamalarının dahi ulaşamadığı bir coğrafyada insanlık ağır bir sınav veriyor. Elektriğin olmadığı, hastanelerin çalışamadığı, ameliyatların anestezisiz yapılmaya çalışıldığı bir ortamda “yardım koridoru çalışıyor” demek vicdanla bağdaşmıyor.
Ankara’da Safa Camii önünden ABD Büyükelçiliği’ne kadar yürüyen kalabalığın öfkesi işte bu yüzdendi.
Çünkü insanlar artık sadece savaş görüntülerini değil; dünyanın çifte standardını da görüyor. Batı’nın demokrasi ve insan hakları söylemlerinin Gazze söz konusu olduğunda nasıl sessizliğe dönüştüğünü herkes açıkça fark ediyor.
Meydanda yapılan konuşmalarda özellikle Küresel Sumud Filosu’na yönelik müdahale sert şekilde eleştirildi.
Gazze’ye bir lokma ekmek, bir yudum su ulaştırmak isteyen vicdan sahibi insanların uluslararası sularda engellenmesi “modern çağ korsanlığı” olarak değerlendirildi. İsrail’in sadece karadan ve havadan değil; denizden de Gazze’yi boğmaya çalıştığı ifade edildi.
Bugün Gazze’de açlık silah olarak kullanılıyor. Buna rağmen dünyanın büyük güçleri hâlâ İsrail’e siyasi ve askeri destek vermeye devam ediyor.
İşte bu nedenle Ankara’daki yürüyüşte ABD Büyükelçiliği önünün seçilmesi son derece anlamlıydı. Çünkü insanlar artık yalnızca tetiği çekeni değil, o tetiğe güç verenleri de sorguluyor.
Gazze’de hayatını kaybeden her çocuk, insanlığın vicdanına düşen ağır bir lekedir. Ve artık şu gerçeği yüksek sesle söylemek gerekiyor:
Bu yaşananlar bir savaş değil, sistematik bir katliamdır.
Ankara sokaklarında yankılanan sloganlar aslında dünyanın sustuğu yerde vicdanın haykırışıydı. O yürüyüşte insanlar sadece Filistin için değil; adalet, özgürlük ve insanlık onuru için yürüdü.
Çünkü zulüm karşısında tarafsızlık diye bir şey yoktur.
Tarafsız kalanlar, tarihin yanlış tarafında yer alır.