DEM Parti heyeti, 12 Aralık 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi ziyaret etti. Bu ziyaret sırasında heyetin, Abdullah Öcalan’ın Şanlıurfa’da özel olarak dokutturulduğu belirtilen bir kilimi Bahçeli’ye hediye ettiği ifade edildi. Bahçeli, söz konusu hediyeyi memnuniyetle karşıladığını dile getirdi.
KİLİME VERİLEN İSİM DİKKAT ÇEKTİ
Bahçeli, yaptığı açıklamada kültürel bir vurguya da yer verdi. Türk kültüründe her kilimin bir anlamı ve ismi olduğunu hatırlatan Bahçeli, kendisine hediye edilen kilime özel bir isim verdiğini belirterek, “Bu kilime 27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Kilimi adını veriyorum” dedi. Kullanılan ifade, kısa sürede kamuoyunda tartışma konusu oldu.
Bahçeli, DEM Parti heyeti aracılığıyla gönderilen kilim nedeniyle Abdullah Öcalan’a, Türk ve Kürt birliği ile kardeşliğine yönelik mesajları dolayısıyla teşekkür ettiğini de söyledi. Açıklamalarında, sürecin sembolik boyutuna dikkat çekti.

TOKALAŞMA ANINA AÇIKLIK GETİRDİ
Bahçeli, Meclis Genel Kurulu’nda DEM Partililerle tokalaşmasına yönelik yapılan yorumlara da yanıt verdi. Bu davranışın planlı değil, tamamen anlık bir refleks olduğunu belirten Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nın Meclis açılış konuşmasının ardından Genel Kurul’daki tabloyu izlediğini ve Türkiye adına bir adım atılması gerektiğini düşündüğünü ifade etti. Bu nedenle DEM Partili milletvekilleriyle tokalaştığını, aralarında yakınını kaybeden bir vekile de başsağlığı dilediğini söyledi.
Bahçeli’nin açıklamalarında en çok dikkat çeken başlıklardan biri de Abdullah Öcalan için kullandığı ifadeler oldu. Tokalaşmanın ardından yaptığı değerlendirmelerde, daha önce kullandığı “terörist elebaşı” ifadesi yerine “kurucu önderlik” tanımını tercih ettiğini belirten Bahçeli, bunu sürecin bir parçası olarak yorumladı.

A noktasından B noktasına ulaşmanın en kısa yolunun düz bir çizgi olduğunu vurgulayan Bahçeli, eğri yolların süreci uzattığını söyledi. Terörün tamamen ortadan kaldırılmasının, Türkiye’nin kaynaklarının güvenlik yerine refah ve yatırıma yönlendirilmesi açısından hayati olduğunu dile getirdi.
TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİ NASIL BAŞLADI?
“Terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan süreç, Türkiye’de uzun yıllardır devam eden terörle mücadelenin sadece güvenlik eksenli değil, siyasi ve toplumsal boyutlarıyla ele alınmasını amaçlayan yeni bir yaklaşım olarak son dönemde yeniden gündeme gelmişti. Sürecin arka planında, özellikle 2013–2015 yılları arasında yürütülen ve kamuoyunda “çözüm süreci” olarak bilinen girişimin sona ermesinin ardından yaşanan çatışmalı dönem bulunuyor. 2015’ten sonra devlet, terörle mücadelede ağırlıklı olarak askeri ve güvenlik politikalarını öne çıkarırken, PKK’nın Türkiye içindeki hareket alanı büyük ölçüde daraltıldı.
BAHÇELİ'NİN ÇAĞRISIYLA RESMİYET KAZANDI
2024 yılının son çeyreğinden itibaren ise siyaset sahnesinde dikkat çeken yeni açıklamalar, bu alanda farklı bir dönemin kapısını araladı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, PKK’nın silah bırakması ve örgütün tamamen tasfiye edilmesi yönünde yaptığı çağrılar, süreci yeniden Türkiye’nin ana gündem maddelerinden biri haline getirdi. Çağrılar, devletin terörle mücadelede elde ettiği askeri üstünlüğün ardından, sorunun kalıcı biçimde sona erdirilmesine yönelik siyasi ve toplumsal adımların tartışılmasını da beraberinde getirdi.

PKK SİLAH BIRAKTI
Süreç içerisinde, örgütün silah bırakması ve şiddetin tamamen sona erdirilmesi yönünde yapılan açıklamalar kamuoyuna yansıdı. Güvenlik kaynakları ve siyasi aktörler, sahadaki gelişmelerin yakından takip edildiğini ve bu sürecin yalnızca söylem düzeyinde kalmaması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda, terörün sona erdirilmesi halinde Türkiye’nin ekonomik ve sosyal kaynaklarının güvenlik harcamaları yerine refah, yatırım ve kalkınmaya yönlendirilebileceği görüşü öne çıktı.
Geldiğimiz noktada “Terörsüz Türkiye” süreci, henüz tamamlanmış bir aşamadan ziyade, geçiş ve izleme evresi olarak görülüyor. Silahların tamamen bırakılması, örgütsel faaliyetlerin sona erdirilmesi ve bunun sahada somut biçimde teyit edilmesi, sürecin ilerleyebilmesi için temel şartlar arasında gösteriliyor. Bu aşamanın ardından, sürecin Meclis zemininde hukuki ve siyasi düzenlemelerle desteklenmesi, toplumsal barışı kalıcı hale getirecek hamlelerin yapılması amaçlanıyor.





