Haymana’dan sevilen bir sima daha aramızdan göçüp gitti. Yarın o da unutulacak, kaçarı yok. Hayat devam ediyor. Nuri Abi (Güney) dramatik bir sonla veda etti bize. Ardında birçok soru işareti bırakarak hemde.
Her zaman gülen yüzü, şakacı hali ve tanıdığım kadarıyla kimseyi kırmayan üslubuyla hatırlayacağız.
Peki Nuri Abi bu sonu neden seçmişti? Neden bunca borcun altına girmiş ve bir anlamda para denen zehrin en yüksek dozuna maruz kalmıştı.
Herkesin bildiği bir gerçek var. Haymana’da bacasız bir sanayi peydah oldu. Özellikle son yıllarda. Adına “tefeci” diyorlar. Kısa tanımla para satmak. Üçbeş kuruşu olan birçok kişi bu işe meyletmeye başladı.
Öyle isimler duyuyorum ki bu sektöre girmiş, duyduğumda kulaklarım isyan ediyor, beynim bana karşı geliyor. Ama klasik deyimle “ateş olmayan yerde dumanın ne işi var?” diyorum.
Tefecilik veya bir başka adıyla faize para alıp verme dinimize göre kati surette haram. Ama bu işi yaptığı söylenen kişilerin bazıları 5 vakit namazında. Aynı vaktin namazın farzını bir camide, koşa koşa sünnetini bir başka camide kılacak kadar sözde dindarlar. Veya elleri sünnetli, dilleri şerbetli diye bilinen şahıslar. Ya da kimsenin bu işi konduramadığı kişiler. Hatta ben bile bazı isimler zikredildiğinde “Yok canım. Bu kişi bunu yapmaz” diyorum. Ama öyle şeyler duyuyorum ki, insan kendinden şüphe diyor.
Elbette dara düşmüş insanlara elinde avucundakini sorgusuz sualsiz döken, kendi derdiymiş gibi koşturan kadirşinas insanlar da var. Ama bazıları da var ki “Kefen soyucu, mezardan diş sökücü” derler ya, belkide bu tanımlar bile hafif kalır.
Bu sorun hepimizin aslında. “Düşmez kalkmaz bir Allah” diye bir söz var bizde. Hakikaten yarının ne olacağı, ne getireceği belli olmaz. Gün gelir herkes bu yola bir şekilde düşebilir, ya da o çok kıymet verdikleri kişiler tarafından itilebilir. Onun için bu bacasız sermayenin acımasız cellatlarına karşı halk olarak tepki koymak gerekmez mi? Kınamak, ayıplamak ya da kalpten buğz etmek çok mu zor? Biz toplum olarak bunları dışlayamıyor, kabulleniyor, hatta yerine göre baş tacı bile edebiliyorsak, bu suç hepimizindir.
Kanun olarak caydırıcılığı, engelleyiciliği veya yaptırımı nedir tam olarak bilmiyorum. Ama illaki hukukta buna bir ad koymuştur ve yeri geldiğinde çağırıyor, hesabını soruyordur. Ya da olması gereken budur. Devlet-millet el ele bu vahşi sömürü düzenine bir çift laf etmek, bir hesap sormak elzemdir.
Herkesin bir hikayesi var. Bazısı baldan tatlı, bazısı zehirden acı. Özellikle şu son yıllarda biz hep o zehrin dozu binlerce engerek yılanından süzülmüş halini duyuyoruz.. Ne kötü.
Nuri Abi bu trajedinin son kurbanı. O gurur yaptı ve canına kıymayı seçti. Peki onlarca, hatta yüzlerce Nuri Abi’ler var ve bu zalim çarkın dişleri arasına girmemek için direniyor. Nereye kadar bu direnme, onu da bilmiyoruz. Bildiğimiz bir şey varsa o da bu çarkın dönüşüne çomak sokmak adına hiçbir şey yapmayışımızdır. Taa ki bu kör kuyuya bizlerin de düşebileceğini anlayana kadar. O zaman da çok geç oluyor işte. “Bunlar engerekler ve çıyanlardır. Aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır. Tanı bunları. Tanı da büyü” demiş Şair Ahmed Arif. Biz yorulduk bari çocuklarımız tanısın bunları…
HAFTANIN HABERİ: Kozmetik ürünleriyle can alıca bakışa, ipeksi tene ve ekstra dolgun saçlara kavuşan D.S(27)’ye annesinin yine de “Kız neredesin kör olmayasıca” diye seslenmesi şok etkisi yaptı.
HAFTANIN SÖZÜ: Yılanı deliğinden çıkarmak için yalvarmayın. Deliği tıkayın çıkmak için o yalvarsın.