Cumhuriyet bayramı yıllar sonra ilk defa bu kadar coşkuyla kutlandı. Hem Haymana’da hem de memleketimin her yerinde. Devleti yönetenlerin başına taş mı düşmüştü de bunca yıl sonra eski coşkuya özlem doğmuştu. Hayır. Cumhuriyete ve Atatürk’e ne kadar giydirmeye çalışırlarsa halk o kadar kenetlendi ve sahip çıktı da ondan. Yoksa içlerinde bir kenarda saklı hınçları hala tazeliğini koruyor. Bakmayın siz meydanlara inen büyüklerimizin maske gibi taktıkları gülücüklere. İçlerindeki öfke hala kabarık.

Her Cumhuriyet Bayramında hasta olup “Ekmek çarpsın çok isterdim ama katılamadım” diyen zatları sen ben unutsakta tarih unutmaz.

Bazıları sevmez aslında cumhuriyeti. Peki kimdir bunlar?

Dini kullanmayı adet edinmişlerin ve bu rantlarını kestiği için cumhuriyeti sevmezler.

Kadınları bir cariye veya daha ilerisi köle olarak kullanma hakları elinden alınanlar sevmez.

Liyakatı sevmeyip sırf hanedan ya da padişah soyundan geldiği için devletin her kademesini babasının malı olarak görenlerin arpalığı kesilenler sevmez eşitliği ve adaletin temelini oluşturan cumhuriyeti.

Her milli bayramda dolup taşan Anıtkabir’i görüp köpürenler var. “Oraya gidip puta tapıyorlar” diyenler, asıl puta tapma Allah ile kul arasına giren şeyhler ve tarikatlara göbekten bağlanmaktır. Ya da türbelere gidip yalvar yakar ölüden bir şeyler istemeye denir. Bunlardan hangisi dinin hangi ayetinde var gösterin? Ben şimdiye kadar Anıtkabir’e gidip kimsenin para, ev, otomobil veya evde kalmış kızına koca dilediğini duymadım.

Bir de “1000 yıllık tarihi silinen ve bunu bayram olarak kutlayanlar” diye laf çakanlar var. İşte o bin yılda hanedanların kurduğu ve keyif çattığı devletler var oldu. Ve ne gariptir, Osmanlı’da Türk olmak sanki en büyük ayıp ve hakaret sebebiydi, sadece savaşlarda vergi ve elinde ne varsa alınan birer köleydi. Selçuklu ve Osmanlı’dan sonra ilk defa adı Türk olan bir devlet kuruldu. Şimdi “bin yıllık Türk tarihi çöpe atıldı” deniyor. O Türk tarihi işte o bin yıllık süreç başladığında silinmişti. Cumhuriyet ile yeniden tarih sahnesine çıktı. Padişahlar ahaliye “kullarım” derken Atatürk “Efendiler” derdi. İşte kula kulluk etmemeyi ve hak eden herkesin efendi olabileceği bir devlettir Türkiye Cumhuriyeti.

11 savaşa katılmış Mustafa Kemal Paşa. Bunların içinde Filistin, Trablusgarp ve birçok Ortadoğu ve Afrika ülkesi var. Osmanlı’nın kaderine terk ettiği yerleri geri alabilmek için gerilla taktiği ile ve neredeyse kendi kurduğu milis güçlerle savaşmış Atatürk. Birileri için kutsal addedilen bu topraklarda bizzat cepheye inerek savaşa katılmış bir kişiye bu kadar haksızlık sizce de fazla değil mi?

Ya “Atatürk’ü Samsun’a padişah gönderdi” diyenler, Padişah Atatürk’ü “Samsun ve civarında işgalci İngilizlere karşı çıkan halkı cezalandır” diye yolladığını acaba ne kadar biliyorlar?

Kısacası bir yanlıştan dönüldü ve Cumhuriyet Bayramı’nın hak ettiği muhteşem kutlamalar geri geldi. Çokta iyi oldu. Seğmenlerin o kasılarak oynamalarını, Nur Kevser’in muhteşem sesini, öğrencilerin cıvıl cıvıl şovlarını, tribünlerde çocukları, kadınları ellerinde bayraklarla yıllar sonra tekrar görmek bence bize çok yakışıyor. Aslında Cumhuriyete ve değerlerine topyekün sarılsak her şey daha da güzel olacak. Çünkü bu anlayışta yobazlaşmadığın, haddini aşmadığın, Allah ile kul arasına girmeye çalışmadığın, çakallık yapıp suyun akışını kendine çevirmeye çalışmadığın sürece herkese yer var.

Çoban Sülü’lerin Cumhurbaşkanı olabildiği bir sisteme langur lungur çatmak ve geçmişe güzellemeler yapmaktan gayrı geleceğe, ilime, bilime, muasır medeniyet yoluna, kadın erkek, çocuk ve her türlü etnik ve dini farklılığa rağmen yürümek Cumhuriyetin güzelliğidir.

“İki ayyaş” diye başlayan cümleler kurmak yerine, o iki ayyaşın imkansız şartlarda kurduğu vatanı yaşatabilmek ve hep ileriye götürebilmektir hem devlet adamlığı hem de vatandaşlık.

HAFTANIN SÖZÜ: Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar Tanrı’yı da İngiliz zannederdim. (Mahatma Gandhi) SAYGILARIMLA