Özel bir bankanın uyguladığı haciz işlemleri nedeniyle mağdur olduğunu öne süren iş insanı K.D.’nin yıllardır süren hukuk savaşı dikkat çeken bir kararla sonuçlandı. Mahkeme, noter aracılığıyla kefaletten çekilmiş olmasına rağmen hakkında haciz işlemi başlatılan iş insanının uğradığı zararın karşılanmasına hükmetti. Kararla birlikte banka, milyonlarca liralık munzam zarar ve manevi tazminat ödemek zorunda kaldı. Dosya, bankacılık ve icra hukukunda son dönemin en dikkat çekici kararlarından biri oldu.
KEFİL OLDU, YILLAR SONRA HACİZ ŞOKU YAŞADI
İş insanı K.D., bir arkadaşının özel bankadan kullandığı krediye kefil oldu. Ancak kısa süre sonra noter kanalıyla gönderdiği ihtarnameyle kefaletten çekildiğini resmi olarak bildirdi. Buna rağmen aradan yaklaşık üç yıl geçtikten sonra banka tarafından hakkında haciz işlemleri başlatıldı.

2014 yılında devreye alınan takip kapsamında K.D.’nin 26 taşınmazına, dört farklı şirketteki hisselerine ve banka hesaplarına haciz konuldu. Mal varlığı üzerinde ciddi kısıtlamalar oluşan iş insanı, ticari faaliyetlerinin büyük ölçüde sekteye uğradığını savundu. K.D., hacizlerin kaldırılması ve işlemlerin durdurulabilmesi için 2015 yılında icra dosyasına 416 bin TL nakit teminat yatırmak zorunda kaldı. Ancak bu süreçte hem maddi kayıp yaşadı hem de ticari itibarının zedelendiğini belirtti.
12 YILLIK HUKUK MÜCADELESİ
Yaşanan gelişmelerin ardından K.D.’nin avukatı Recep Alptekin tarafından 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde menfi tespit davası açıldı. Mahkeme, yapılan incelemeler sonucunda bankayı haksız haciz nedeniyle sorumlu buldu. Karar daha sonra istinaf incelemesine taşındı. Bölge Adliye Mahkemesi de yerel mahkemenin kararını hukuka uygun buldu. Süreç bununla da sınırlı kalmadı ve dosya Yargıtay’a taşındı.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2023 yılında verdiği kararla yerel mahkeme kararını onadı. Ayrıca bankanın kötü niyetli hareket ettiğine hükmedilerek kötü niyet tazminatına da karar verildi. Yaklaşık sekiz yıl boyunca icra dosyasında bloke kalan 416 bin TL ise ancak Ağustos 2023’te K.D.’nin hesabına geri yatırıldı.
“SEPET YÖNTEMİ” KARARDA BELİRLEYİCİ OLDU
Davanın en dikkat çeken kısmı ise tazminat hesabında uygulanan yöntem oldu. Avukat Recep Alptekin, yıllar boyunca bloke edilen paranın yalnızca nominal değerinin iade edilmesinin gerçek zararı karşılamadığını savundu.

Türkiye’de yıllar içinde yaşanan yüksek enflasyon, döviz kuru artışları ve ekonomik dalgalanmaları gerekçe gösteren Alptekin, zarar hesabının tek bir ekonomik veriyle yapılamayacağını ifade etti. Bunun üzerine mahkemeye; dolar kuru, euro kuru, altın fiyatları, TÜFE, ÜFE, asgari ücret artışı, mevduat faizleri ve devlet tahvili getirilerinin ortalamasından oluşan “sepet yöntemi” önerildi. Mahkeme de bu yöntemi yerinde bularak hesaplamayı bu kriterler üzerinden yaptı.
BANKAYA MİLYONLUK TAZMİNAT CEZASI
Asliye Hukuk Mahkemesi, verdiği kararda özel bankayı 3 milyon 167 bin 701 TL munzam zarar ve 50 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Kararda ayrıca dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizin de uygulanmasına hükmedildi. Banka ayrıca vekalet ücretleri ve yargılama giderlerinden de sorumlu tutuldu. Faizlerle birlikte toplam tahsilat miktarının 5 milyon 428 bin TL’ye ulaştığı öğrenildi. Kararın ardından banka hakkında icra takibi de başlatıldı.

“SADECE PARAYI İADE ETMEK ADALET DEĞİL”
Kararla ilgili değerlendirmelerde bulunan Avukat Recep Alptekin, dosyanın yalnızca müvekkilini değil benzer durumda olan binlerce kişiyi ilgilendirdiğini söyledi. Türkiye’nin ekonomik şartlarının dikkate alınması gerektiğini belirten Alptekin, şu ifadeleri kullandı:
“Sekiz yıl boyunca icra dosyasında bloke kalan 416 bin lira, sekiz yıl sonra iade edildiğinde artık aynı 416 bin lira değildi. Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ortada. Tek bir göstergeyle yapılacak hesap gerçek zararı yansıtmaz. Bu nedenle dolar, euro, altın, TÜFE, ÜFE, asgari ücret, mevduat ve tahvil faizinden oluşan sepet yöntemini ileri sürdük; mahkeme bu yöntemi benimsedi.”
Alptekin, yalnızca ana paranın iadesinin yeterli olmayacağını belirterek, “Devletin icra dosyasında uzun yıllar bekletilen paranın sadece nominal olarak iade edilmesi adalet değildir. Adalet, o paranın satın alma gücünün de korunmasıdır” dedi.




