ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı saldırılarla tırmanan gerilim, Orta Doğu’da yeni bir denklemi beraberinde getirdi. Çatışmaların en kritik noktalarından biri haline gelen Hürmüz Boğazı, küresel enerji güvenliğinin merkezinde yer alırken, İran’ın burada kurduğu askeri yapı dikkatleri üzerine çekti. Uluslararası analizlere göre Tahran yönetimi, yıllardır adım adım inşa ettiği stratejik planı devreye sokarak boğaz üzerindeki etkisini belirgin biçimde artırdı. Bu hamle, dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği hattın kontrolünü doğrudan etkiler hale getirdi.
BOĞAZDA KRİTİK DÖNÜM NOKTASI
Savaş öncesinde küresel ekonominin en önemli geçiş güzergâhlarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda, son gelişmelerle birlikte tanker trafiği ciddi şekilde aksadı. İran’ın bölgedeki etkinliğini artırmasıyla birlikte gemi geçişleri büyük ölçüde yavaşladı, bazı hatlarda ise neredeyse durma noktasına geldi.
ADALAR ASKERİ MERKEZE DÖNÜŞTÜ
Analizlerde öne çıkan en kritik unsur, İran’ın boğaz çevresindeki adaları sistemli şekilde askeri üs haline getirmesi oldu. Özellikle Hark Adası, Keşm Adası ve Ebu Musa Adası başta olmak üzere çok sayıda ada, gelişmiş askeri altyapıyla donatıldı. Adalarda konuşlandırılan radar sistemleri, hava pistleri, füze bataryaları ve deniz unsurları sayesinde İran, boğazın dar geçiş noktalarında etkin bir kontrol kurdu. Uzmanlar bu yapıyı “sabit uçak gemileri” olarak tanımlıyor. Böylece Tahran, yalnızca savunma değil aynı zamanda denetim ve yönlendirme kapasitesi de elde etmiş oldu.
ABD VE İSRAİL’İN HEDEFİ OLDU
Savaşın ilk aşamasında ABD ve İsrail, İran’ın bu kapasitesini zayıflatmak amacıyla çeşitli hava operasyonları düzenledi. Saldırıların en önemli hedeflerinden biri, İran’ın petrol ihracatında kilit rol oynayan Hark Adası oldu. Ancak mevcut değerlendirmelere göre, saldırılara rağmen enerji altyapısının büyük ölçüde ayakta kaldığı ve tanker yüklemelerinin sürdüğü ifade ediliyor. İlerleyen süreçte ise doğrudan boğaz kontrolünü sağlayan hatlar ve adalar daha kritik hedefler haline geldi.
İRAN’IN “KAPI BEKÇİSİ” STRATEJİSİ
Bölgedeki gelişmeler, İran’ın yalnızca askeri değil ekonomik bir kontrol mekanizması da kurduğunu ortaya koydu. Analistlere göre Tahran yönetimi, boğazdan geçen gemileri izleyen ve yönlendiren bir sistem oluşturdu. Sistem kapsamında bazı tankerlerin belirli koridorlara yönlendirildiği, hatta geçişler için fiili bir denetim uygulandığı ifade ediliyor. Denizcilik verileri de gemi rotalarının değiştiğini ve İran’ın kontrol ettiği dar geçiş hatlarının daha yoğun kullanılmaya başlandığını gösteriyor.
Ortaya çıkan tablo, İran’ın Hürmüz Boğazı’nda fiilen “kapı bekçisi” rolünü üstlendiği yorumlarını beraberinde getirdi. Uzmanlar, bu stratejinin temellerinin ise 1971 yılında bölgedeki bazı adalara asker konuşlandırılmasıyla atıldığını ve yıllar içinde sistemli biçimde güçlendirildiğini vurguluyor.
HÜRMÜZ BOĞAZI’NIN DURUMU BELİRSİZ
Mevcut analizlere göre Hürmüz Boğazı’nın yeniden tam kapasiteyle açılması, savaşın en kritik eşiklerinden biri olacak. Ancak bunun nasıl gerçekleşeceği henüz netlik kazanmış değil. Diplomatik bir uzlaşı ihtimali masada olsa da askeri seçeneklerin de gündemde olduğu belirtiliyor. Özellikle ABD’nin bölgeye amfibi operasyon kapasitesine sahip birlikler sevk etmesi, bazı adaların kontrolünün hedef alınabileceği yönünde değerlendirmelere yol açıyor.



