“Memleket tek adam rejimiyle yönetiliyor” diye her platformda, özellikle siyasette dile getiriliyor. Bunun siyasi tartışması ayrı bir konu. Ama bunu güncel hayatımıza da uyarlamak ve tartışmak gerekmiyor mu?
Ancak tek kafadan ses çıkması hepimizin, her yerin hatta her kurumun bence ortak sorunu. “Kent Konseyi” kurulsun diye yıllardır söylenir. Buna yönelik adımlar ancak teoride olup pratiğe dökülmediği, pratiğinde bir yerden sonra rafa kalktığı zamanlarda bir şehir efsanesinden öte gidememiştir.
Bizde en tepedeki her kimse o her şeyi bilen gibidir. Seçilmişte olsa, atanmışta olsa fikir danışmak veya başkasının sözlerine kulak vermek adeta karizmanın törpülenmesi manası taşır. “O zaten her şeyi biliyordur ve ne gerek vardır başkalarına danışmasına” algısı oluşur zamanla.
Oysa öyle eften püften veya göstermelik bir kent konseyinden ziyade gerçek manada bir beyin fırtınasının yapıldığı toplantılar neden ellerin tersiyle itilir ki? Neler yapılabilir oysa..
Misal 8 Mart Dünya Kadınlar günü var. O gün ilçemizin kadınlarını toplayın, onların dertlerini dinleyin, neleri istediklerini bir sorun, sosyal, kültürel veya onlara yönelik neler yapılabilirliğine dair projeler üretin, adımlar atın.
Ya da 23 Nisan da çocuklarla bir araya gelin. Bu defa onların cıvıltılı seslerine kulak kabartın. Günümüz çocukları hepimizi cebinden çıkartır, bakmayın cürümlerine. “Size park yaptık” diyerek savuşturulamaz konu. Onlar parkta neleri ister, parktan başka çocuklar için oyun alanları, belki rutin bir çocuk tiyatrosu veya onları mutlu edecek, çocukluklarını yaşatacak etkinlikler isterler. Bu yılın birkaç günü değil, sürekli olsun isterler. Hakları değil mi? “Geleceğimizin teminatısınız” diye yanağını okşamaktan çok öte şeyler isterler ve istemelidirler de. Bizlerde yerine getirmekle mükellefiz.
19 Mayıs’ta da gençlerin isteklerini dinleyin. Haymana gençliği nereye gidiyor? Onların gelecek kaygısı, istihdamı, göç sorunu nasıl çözülür? Genç nüfusu ilçede tutmak ve onların mutlu olmasını sağlamak için hangi çözümler üretilir. Bir tartışın. Hatta bunu gençlere bir ödev olarak verin. Hazırlasınlar kendi düşüncelerinden süzülen projeleri. Bakın ortaya ne güzel fikirler çıkar. Hem gençler, hem de ilçe nasıl parlak günlere evrilir.
Muhtarlar, stö’ler ve artık gerçekten bir tık ileriye gitmeyen kurum amir ve müdürlerine yönelik toplantılar yapa yapa bu hale geldik. Bize bizi, halimizi, geçmişimizi ve geleceğimizi, bizim atladığımız, fark etmediğimiz veya gözümüzden kaçan halleriyle anlatacak insanlar, fikirler lazım. Bunu da ancak bunca zaman göz ardı ettiğimiz veya umursamadığımız insanlar yapar.
Gençlere, kadınlara, çocuklara, hatta sokakta yatan bir garibana bile sormak lazım. İçindeki cevheri ancak onu ciddiye alarak, dinleyerek ve karşılıklı empati kurarak çıkarırsınız. Alışıldık fikirler, bildik söylemler, sürekli tekrarlanan ve gerisi gelmeyen nutuklarla işte bugün halimiz budur.
Bir yerin seçilmişi veya atanmışının iki dudağının arasından çıkan ve hiç tartışılmayan, tartışılmasına gerek görülmeyen her yer işte o meşhur tek adamlığın odak noktasıdır. Herkes her şeyi bilemez. Ama bizler başımızdaki herhangi bir şahsın öyle kutsal bir misyonu olduğuna inanmışız veya inandırılmışsız ki, ondan başka kimse bilemez edasıyla yaşıyor veya onların biçtiği rolle yaşatılıyoruz.
Sokağın nabzını tutmaz, değişik ve farklı fikirlere kulak kabartmazsak, hep aynı kişiler veya aynı tondan çıkan sesleri dinlersek, işte halimiz ortada. Asıl tek adamlık budur.
HAFTANIN SÖZÜ: Hayat bitmeyen ticarettir, artık kim kimi kaça satarsa...