ABD ile İran arasında aylardır devam eden diplomatik ve askeri gerilim, Başkan Donald Trump’ın yaptığı son açıklamayla yeniden dünya gündeminin merkezine oturdu. Trump, İran’a yönelik yarın gerçekleştirilmesi planlanan askeri saldırının ertelendiğini duyurarak, kararın Körfez ülkelerinden gelen talepler doğrultusunda alındığını söyledi.
ABD basınına konuşan Trump, Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Birleşik Arap Emirlikleri Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan’ın kendisinden operasyonun ertelenmesini istediğini belirtti. Trump, bu talepler üzerine İran’a yönelik planlanan saldırıyı şimdilik durdurduğunu ifade etti.
NE OLMUŞTU?
Trump’ın açıklamaları, ABD ile İran arasında son dönemde yoğunlaşan diplomatik temasların başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından geldi. İran’ın savaşın sona erdirilmesine yönelik hazırladığı güncellenmiş anlaşma teklifinin Washington tarafından reddedilmesi, iki ülke arasındaki tansiyonu yeniden kritik seviyeye taşıdı.
ABD basınında yer alan bilgilere göre İran’ın hazırladığı yeni teklif, Pakistanlı arabulucular üzerinden Trump yönetimine iletildi. Ancak Beyaz Saray, Tahran’ın sunduğu metni “yetersiz” buldu. Özellikle İran’ın nükleer programı konusunda somut ve doğrulanabilir tavizler vermemesi, Washington’ın sert tavrının temel gerekçesi olarak öne çıktı.

BEYAZ SARAY’DA KRİTİK TOPLANTI
Axios’a konuşan üst düzey ABD’li yetkililer, İran’ın revize ettiği teklifin uzlaşmadan uzak olduğunu savundu. Yetkililer, Beyaz Saray’daki Durum Odası’nda askeri seçeneklerin yeniden değerlendirildiğini aktardı. ABD’li bir yetkili, İran’ın nükleer faaliyetlerine ilişkin net adımlar atmaması halinde şubat ayında başlayan askeri operasyonların daha sert şekilde yeniden başlayabileceğini söyledi. Washington yönetimi, İran’ın yalnızca söylem düzeyinde güvence verdiğini ancak sahada uygulanabilir ve denetlenebilir yükümlülüklerden kaçındığını öne sürüyor.
“BOMBALAR ARACILIĞIYLA KONUŞACAĞIZ” ÇIKIŞI
ABD tarafının kullandığı sert ifadeler, bölgede yeni bir askeri çatışma ihtimalini yeniden gündeme taşıdı. Yetkililer, İran’ın taviz vermemesi halinde diplomatik sürecin tamamen çıkmaza gireceğini savunuyor. ABD’li üst düzey bir yetkili, müzakerelerde ilerleme sağlanamadığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Gerçekten pek ilerleme kaydedemiyoruz. Bugün çok ciddi bir noktadayız. İranlıların biraz taviz verme zamanı geldi. Nükleer programla ilgili gerçek, sağlam ve ayrıntılı bir görüşmeye ihtiyacımız var. Eğer bu olmazsa, bombalar aracılığıyla konuşacağız.”
KRİZİN MERKEZİNDE NÜKLEER PROGRAM VAR
İran ile ABD arasındaki anlaşmazlığın merkezinde yine Tahran’ın nükleer programı bulunuyor. ABD yönetimi, İran’dan uranyum zenginleştirme faaliyetlerini askıya almasını ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stokları konusunda net adımlar atmasını talep ediyor.
Ancak İran’ın sunduğu son teklifin, büyük ölçüde sembolik değişikliklerden oluştuğu iddia edildi. Tahran yönetimi nükleer silah üretme niyetinde olmadığını yineledi ancak Washington’ın taleplerine ilişkin somut geri adım atmadı. ABD tarafı, İran’ın verdiği güvencelerin uygulamaya dönük olmadığını ve uluslararası denetime açık mekanizmalar içermediğini savunuyor.

PETROL YAPTIRIMLARI TARTIŞMASI
Krizin ekonomik boyutu da dikkat çekiyor. İran devlet medyasında yer alan “ABD’nin petrol yaptırımlarında muafiyet sağlamayı kabul ettiği” yönündeki haberler Washington tarafından kesin bir dille yalanlandı. ABD’li yetkililer, İran’dan somut karşılık alınmadan herhangi bir yaptırım hafifletmesinin söz konusu olmayacağını belirtti. Beyaz Saray kaynakları, ekonomik baskının İran üzerindeki en önemli kozlardan biri olmaya devam edeceğini vurguladı.
KÖRFEZ ÜLKELERİ DEVREYE GİRDİ
Trump’ın saldırıyı erteleme kararında Körfez ülkelerinin etkili olması ise dikkat çekti. Katar, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgede daha büyük bir savaş riskinden endişe duyduğu değerlendiriliyor. Uzmanlara göre olası bir ABD-İran çatışması, yalnızca iki ülkeyi değil tüm Orta Doğu’yu etkileyebilecek geniş çaplı bir krize dönüşme riski taşıyor. Bu nedenle Körfez ülkelerinin diplomatik kanalları açık tutmaya çalıştığı ifade ediliyor.



