Kapadokya Üniversitesi, 5–6 Şubat 2026 tarihlerinde Türk düşünce dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren anlamlı bir sempozyuma ev sahipliği yaptı. “Alev Alatlı’yı Anlamak” başlığıyla gerçekleştirilen programda, merhum yazar ve düşünür Alev Alatlı’nın fikir dünyası, medeniyet anlayışı ve Türk aydınına bıraktığı entelektüel miras çok yönlü olarak ele alındı.

Sempozyumun dikkat çeken konuşmalarından biri, Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan’a aitti. Arıcan, “Türk Aydınının İstikameti ve Alev Alatlı’nın Medeniyet Tasavvuru” ile “D. Mehmet Doğan ve Alev Alatlı” başlıklı konuşmalarında, modern çağda aydın olmanın anlamını ve sorumluluğunu derinlikli bir perspektifle yorumladı.

AYDIN KAVRAMI YENİDEN TARTIŞILDI

Konuşmasında “aydın” kavramının tarihsel serüvenine değinen Arıcan, Batı düşüncesinde entelektüelin kilise otoritesine karşı gelişen seküler bir figür olarak ortaya çıktığını anımsattı. Buna karşın Türk düşünce geleneğinde aydının, yalnızca bilgi üreten değil; bilgiyi ahlak ve sorumlulukla bütünleştiren bir “münevver” olarak kabul edildiğini belirtti.

Arıcan, Türk-İslam irfan geleneğinde bilgi, güç aracı değil; emanet bilinciyle taşınması gereken bir değer olduğunu söyledi. Aydının toplumdan kopuk, halkına yabancı bir konumda durmasının, gerçek bir aydınlanma değil, zihinsel bir kopuş anlamına geldiğini ifade etti.

TÜRK AYDINININ EN BÜYÜK SORUNU

Sempozyumda öne çıkan başlıklardan biri de Türk aydınının yaşadığı yön ve aidiyet sorunu oldu. Prof. Dr. Arıcan, modernleşme sürecinde Türk aydınının Batı karşısında zaman zaman taklitçi bir çizgiye savrulduğunu, bunun da düşünsel bağımsızlığı zedelediğini dile getirdi.

Kendi kavramlarıyla düşünemeyen, toplumu yukarıdan okuyan ve halkını geri kalmışlıkla suçlayan bir aydın tipinin, entelektüel bağımsızlıktan söz edemeyeceğini belirten Arıcan, yerli düşünce üretiminin önemine dikkat çekti. Yerli olmanın dünyaya kapanmak değil, dünyayı kendi medeniyet merkezinden okuyabilmek anlamına geldiğini vurguladı.

Konuşmada aydının ahlaki sorumluluğu da geniş bir şekilde ele alındı. Günümüz dünyasında yaşanan savaşlar, insan hakları ihlalleri ve insani krizler karşısında sessiz kalan akademik çevrelerin, aydın vasfını sorgulanır hale getirdiği dile getirildi. Özellikle Filistin ve Gazze’de yaşananlara değinen Arıcan, aydının sadece teorik üretim yapan bir figür değil; toplumsal vicdanı diri tutan, haksızlıklar karşısında söz söyleyen bir aktör olması gerektiğini aktardı.

ALEV ALATLI’NIN MEDENİYET TASAVVURU

Sempozyumun ana eksenini oluşturan Alev Alatlı’nın fikir dünyası, “medeniyet idraki” kavramı üzerinden değerlendirildi. Alatlı’nın, zihinsel sömürgeciliğe karşı verdiği mücadelenin altı çizilirken, Batı merkezli kavramların sorgusuz kabul edilmesini sert şekilde eleştirdiği hatırlatıldı.

Carlos Paredes’in 100. yılı Ankara’da: PAREDES EXPERIENCE CSO Ada’da sahnede
Carlos Paredes’in 100. yılı Ankara’da: PAREDES EXPERIENCE CSO Ada’da sahnede
İçeriği Görüntüle

Alatlı’nın eserlerinde sıkça vurguladığı “paçozlaşma” kavramının, niteliksizliğin ve vasatlığın yüceltilmesine karşı bir uyarı olduğu ifade edildi. Onun düşünce dünyasında aydının görevinin, bu zihinsel erozyona karşı durmak olduğu kaydedildi.

HELALLEŞME VE VİCDAN VURGUSU

Alev Alatlı’nın “helalleşme” kavramına verdiği önem de sempozyumda öne çıkan başlıklardan biri oldu. Hukukun şekli düzenlemelerle sınırlı kalabileceğini, ancak toplumsal barışın vicdani bir yüzleşme ve helalleşme kültürüyle mümkün olacağını savunan Alatlı’nın, Doğu’nun merhamet temelli adalet anlayışına dikkat çektiği ifade edildi. Bu yaklaşımın, günümüz toplumlarında derinleşen kutuplaşmaları aşmak için önemli bir zemin sunduğu vurgulandı.

MUHAKEME EDEN AYDIN MODELİ

Alev Alatlı’nın idealize ettiği aydın tipinin, edilgen değil; sorgulayan, muhakeme eden ve eleştirel aklı merkeze alan bir model olduğu ifade edildi. Batı’yı yakından tanıyan ancak ona teslim olmayan bu yaklaşımın, özellikle bilgi kirliliğinin arttığı çağımızda hayati önemde olduğu belirtildi. Alatlı’nın bilim, felsefe ve modern teorileri ele alırken dahi meseleyi daima “bizim medeniyetimiz” bağlamında ele aldığına dikkat çekildi.

İKİ FARKLI YOL, ORTAK HEDEF

Sempozyumun ikinci önemli bölümünde, Türk düşünce hayatının iki güçlü ismi D. Mehmet Doğan ve Alev Alatlı’nın medeniyet tasavvurları karşılaştırmalı olarak ele alındı. Her iki ismin de farklı yöntemlerle aynı hedefe yöneldiği vurgulandı: Türkiye’nin zihinsel ve kültürel bağımsızlığını inşa etmek.

D. Mehmet Doğan’ın daha çok dil, kavram ve kurumsal yapı üzerinden kültürel hafızayı güçlendirdiği; Alev Alatlı’nın ise zihin ve vicdan inşasına odaklanan bir düşünce çizgisi geliştirdiği ifade edildi.

Değerlendirmelerde, D. Mehmet Doğan’ın kavramsal zemini kuran yaklaşımı ile Alev Alatlı’nın ufuk açan medeniyet perspektifinin birbirini tamamladığı görüşü öne çıktı. Bu iki düşünce mirasının birlikte okunmasının, Türkiye’nin geleceğe daha sahici bir medeniyet tasavvuruyla yürümesine katkı sağlayacağı belirtildi.

Kaynak: Hacer Koca