Mesnevî Okumaları’nın iki yüz elli altıncı dersi, 3 Şubat akşamı Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu’nun anlatımıyla gerçekleştirildi. Program, her zamanki gibi besmele, hamd ve salât u selam ile başladı. Derste, Mesnevî-i Şerif’in üçüncü cildinde yer alan önemli bir hikâye nakledildi.
Prof. Dr. Karaismailoğlu, konuşmasının girişinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin ilim ve irfan mirasına dikkat çekerek, Mesnevî’nin bir edebiyat eseri olmanın yanı sıra insanın iç dünyasına ışık tutan derin bir rehber olduğunu vurguladı.
BUHARA EMİRİ VE NAİBİNİN HİKÂYESİ
Dersin ana eksenini, Mesnevî’de yer alan Sadr-ı Cihan yani Buhara Emiri ile onun naibi arasındaki hikâye oluşturdu. Prof. Dr. Karaismailoğlu, bu hikâyenin farklı kaynaklarda değişik biçimlerde anlatıldığını, kimi eserlerde ise padişah ile oğlu arasındaki ayrılık üzerinden ele alındığını belirtti.
Hikâyenin temelinde, haksız bir itham sonucu yolları ayrılan iki kişinin uzun yıllar süren hasreti ve sonunda yaşanan yüzleşme bulunuyor. Anlatıya göre, naip hakkında ortaya atılan ağır suçlamalar, onu ölümle burun buruna getirmiş ve bu durum taraflar arasında yaklaşık on yıl süren bir ayrılığa neden olmuştu.

AŞK VE DOSTLUK KAVRAMLARINA FARKLI BİR BAKIŞ
Prof. Dr. Karaismailoğlu, derste “âşık” ve “maşuk” kavramlarının yalnızca karşı cinsler arasında düşünülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu dile getirdi. Klasik kültürde bu kavramların dostluk, muhabbet ve samimi bağlar için de kullanıldığını belirten Karaismailoğlu, Mevlânâ’nın metinlerinde aşkın insanı hakikate taşıyan temel bir güç olarak ele alındığını ifade etti. Bu çerçevede, Mevlânâ’nın dostluk üzerine yazdığı beyitlerden örnekler verildi; sevginin yalnızca romantik bir duygu değil, insanı olgunlaştıran ve arındıran bir yol olduğu vurgulandı.
AYRILIK, İMTİHAN, GERİ DÖNÜŞ
Hikâyede naibin, uzun yıllar süren ayrılığın ardından Buhara’ya geri dönüşü, “baş ve ayak bir top gibi birleşmişçesine” tasvir edilen büyük bir heyecanla anlatılıyor. Prof. Dr. Karaismailoğlu, bu benzetmenin insanın sevdiğine kavuşma arzusunu ve içsel coşkusunu simgelediğini ifade etti. Ayrılığın insanı olgunlaştıran bir imtihan olduğuna dikkat çeken Karaismailoğlu, Mesnevî’de yolculuk, uzaklık ve hasretin çoğu zaman ruhsal bir arınmaya vesile olarak ele alındığını belirtti.
KELEBEK VE MUM BENZETMESİ
Derste öne çıkan temalardan biri de klasik edebiyatta sıkça rastlanan mum ve kelebek benzetmesi oldu. Prof. Dr. Karaismailoğlu, Mevlânâ’nın bu sembolü yalnızca yok oluş üzerinden değil, aşkın insanı karanlıktan aydınlığa taşıyan yönüyle ele aldığını anlattı. Mevlânâ’ya göre, ilahî aşk, yakıcı bir ateş gibi görünse de özü itibarıyla aydınlıktır. Bu aşk, insanı yok etmez; aksine onu hakikatin nuruyla buluşturur.

“MİSAFİR ÖLDÜREN CAMİ” METAFORU
Dersin ilerleyen bölümünde, Rey şehrinin kenarında yer alan ve içine girenlerin sabaha çıkamadığı anlatılan “misafir öldüren cami” hikâyesi masaya yatırıldı. Prof. Dr. Karaismailoğlu, bu anlatının sembolik yönüne dikkat çekerek, söz konusu caminin aslında dünya hayatına işaret ettiğini ifade etti. Bu bölümde, Ankaralı İsmail Efendi’nin Mesnevî şerhlerinden aktarımlar yapılarak, dünyanın bir konak yeri olduğu ve gaflet uykusuna dalmamak gerektiği vurgulandı.
BEDEN, RUH VE ÖLÜM ANLAYIŞI
Programda ölüm kavramı, yok oluş değil, bedenden kurtuluş ve hakikate yöneliş olarak ele alındı. Prof. Dr. Karaismailoğlu, Mevlânâ’nın insan bedenini kafese, ruhu ise özgürlüğe kanat çırpan kuşa benzettiğini anımsattı. Kafesin dışındaki güzellikleri gören kuşun özgürlüğe özlem duyması gibi, hakikati idrak eden insanın da bu dünyaya aşırı bağlanmaması gerektiği ifade edildi.
MESNEVÎ’DEN GÜNÜMÜZE MESAJLAR
Ders boyunca, Mesnevî’nin yalnızca geçmişe ait bir metin olmadığı, günümüz insanına da yol gösteren evrensel mesajlar taşıdığı aktarıldı. Aşk, dostluk, fedakârlık, nefisle mücadele ve hakikate yönelme gibi temaların, çağlar üstü bir dille aktarıldığına vurgu yapıldı.
Program, Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu’nun dinleyicilere yönelik temennileri ve dua ile sona erdi.



