Bir memleketin kaldırımla, asfaltla veya buna benzer çalışmalarla kalkınacağını, gelişeceğini ve yeterli olacağını savunan, inanan veya kabullenen herkes yaşadığı yere en büyük kötülüğü edendir.
Bu saydıklarım zaten en insani ve hak edilmiş kazanımlardır. Parasını bizzat biz vergilerimizle ödüyoruz. Bizim paramızla yapılan ve bize anamızın ak sütü gibi helal olan çalışmaları lütuf veya hizmetmiş gibi göstermek, lanse etmek, reklamını yapmak bence bizi hafife almaktır.
Bunlarda yapılsın eyvallah... ama bunlar bizi muassır şehirler seviyesine çıkarmaz. Sadece ve az buçuk daha insanca yaşamamızı sağlar.
Bakın elin oğlu neler yapıyor.. Beypazarı’nda olan birşey: Türk Hamamı Müzesi. Gezenler burun kıvırabilir; “Ne varki içinde iki tas, bir peştemal” diye. Peki biz niye yapmadık? Mesele dünyanın en iyi suyu olmakta değil, mesele o suyu ve akabinde şehri en iyi şekilde pazarlamakta. İki tasla bir keseyi biz koyaydıkta gezen “bu ne la..” diyeydi.
Bir de Yaşayan Köy yapmışlar. Bildiğin köy ama o bildiklerimizi unutturacak cinsten. Tezeği Fransız pastası sanan Ankara’nın jet sosyetesi bile gidiyor o köye. Başına tülbent, kıçına şalvarı geçirip inek sağıyor, ahırda bok kürüyor, sebze topluyor. Bildiğin ırgatlık ediyor. Tüm bunları yaptıktan sonra da bir dünya para ödüyor. Zencisi, Japonu, Arabı o köyde. Haberleri olsa eskimolar bile gelecek. Ankara’nın tarım bakımından en büyük ikinci ilçesiyiz. 73 köyümüz var. Ama birisinde buna benzer bir manyak düşünceler yapabildik mi? Hayır. Tarıma bu açıdan bakacak bir mübarek akıllı esnaf yok mu?
Beypazarında bu veya buna benzer onlarca mekan, mesire yeri ve müze var. Biz 10 senedir “Papazın Evini veya Çaldağ’ı müze yapacağız..ceğiz” ile oyalanıyoruz.
Ağzımız açılınca “Bize niye kimse gelmiyor, gelince niye kimse durmak istemiyor...” falan filan ile ağzımız dolu dolu konuşuyoruz.
Sen yabancı olsan durur musun? Bir saat hamam gir...sonra çatla öl. “Şurada şu var, şu köyde şu mağara var git bak bakalım” demek işin hikaye tarafı. Birileri alıp götürüp gezdirecek, çatır çatır tarihini geçmişini anlatacak. Sorulan soruya şıp diye cevap verecek. Ondan sonra paketleyip geri bırakacak oteline. Ertesi günü bir başka yere. Ama önce şehrin içinde eğleşecek yerler lazım. Turisti kahveye götürüp batak oynatmaktan başta alternatifimiz yok.
Beypazarına yılda yaklaşık 1 buçuk milyon turist geliyor. Kızılcahamam’a da bir o kadar. Peki bize kaç kişi geliyor, hiç oturup hesabı makineye vuran var mı? Bence hiç zorlamayalım utanırız çünkü.
Bazen söyleşilerde soruyoruz, Haymana’nın kurtuluş reçetesini. Bazıları yol, asfalt, sokak araları, bilmem ne şubesi falan diyor. Yav bunlar olsa iyi olur elbette. Ama bir kişi çıkıpta bizi “eşekten düşmüş karpuza” çevirecek fikir söylemedi.
Biz hizmette geriyiz tamam, ama saksıları çalıştırmada da tam bir fiyaskoyuz. “Tohumu at bitmezse toprak utansın” demiş şair. Sen yap, gelip gezmeyenler utansın. Ama yapamıyorsan..kim utansın?..
HAFTANIN HABERİ: Kahvelerin kapanması ile evde örgüye başlayan S.G(37) ördüğü 4 kazaktan sonra masa örtüsünü de bitirmeye hazırlanıyor.