TOZLU RAFLARDAKİ DOSYALAR YENİDEN İNCELENİYOR
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in göreve gelmesinin ardından kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, geçmiş yıllarda faili belirlenemeyen ve kamuoyunda hassasiyet oluşturan suç dosyalarını yeniden ele alıyor.
Daire tarafından yapılan çalışmalar kapsamında bugüne kadar 52 maktulün yer aldığı 46 dosyanın çözüme kavuşturulduğu bildirildi. Ekipler, yıllar önce yürütülen soruşturmalarda elde edilen delilleri günümüz teknolojisinin imkanlarından yararlanarak yeniden değerlendiriyor.
Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, eski dosyalarda ulaştığı yeni bilgi ve bulguları ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına iletiyor. Soruşturma yetkisine sahip savcılıklar ise elde edilen veriler doğrultusunda dosyaları yeniden değerlendiriyor.
BİR İZMARİTTEN BOYA PARÇASINA KADAR HER DELİL İNCELENİYOR
Kriminal laboratuvarlarda görev yapan uzman ekipler, geçmişte sonuç alınamayan dosyalardaki delilleri yeni teknolojilerle tekrar inceliyor. İlk soruşturmalarda gözden kaçmış olabilecek mikroskobik ayrıntılar da çalışmaların önemli bir bölümünü oluşturuyor.
Olay yerinde bulunan bir sigara izmaritindeki tükürük kalıntısından elde edilen DNA profili, HTS ve PTS verileri ile baz istasyonu kayıtlarıyla birlikte değerlendirilebiliyor. Yıllarca saklanan biyolojik bulgular, gelişen genetik analiz yöntemleri sayesinde yeniden karşılaştırılabiliyor.
Çalışmalar yalnızca biyolojik delillerle sınırlı tutulmuyor. Bir aracın farından kopan küçük bir parça ya da kıyafete bulaşan mikroskobik kaporta boyası gibi izler de soruşturmanın yönünü değiştirebilecek deliller arasında değerlendiriliyor.
GÜRLEK: “UCU NEREYE GİDERSE GİTSİN DEVLET BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKMAZ”
Faili meçhul dosyalara ilişkin çalışmalar, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in şu yaklaşımı doğrultusunda sürdürülüyor:
"Ucu nereye giderse gitsin devlet bu işin peşini bırakmaz. Mutlaka hesabını sorar ve bir gün adaletin karşısına çıkartır"
Gürlek ayrıca Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın yıllardır aydınlatılamayan veya takipsizlikle sonuçlanan dosyaları "güncel teknolojiyle" ve "farklı bir gözle" yeniden incelediğini belirtti.
2011’DEKİ CİNAYETTE ALMANYA’DAN GELEN ŞÜPHELİNİN GÜZERGAHI İNCELENDİ
Dairenin yeniden ele aldığı dosyalardan biri, Muş’un Hasköy ilçesinde 2011 yılında Felemez Kulaç’ın silahla vurularak öldürülmesine ilişkin soruşturma oldu.
Dosyada yapılan incelemelerde Sekin ve Kulaç aileleri arasında 1988 yılına dayanan bir kan davasının bulunduğu belirlendi. Soruşturma makamlarının tespitlerine göre, Sekin ailesi Felemez Kulaç’ı öldürtmek amacıyla Ercan Sekin’i Almanya’dan Türkiye’ye getirdi.
Yaklaşık 15 yıl öncesine ait kayıtları yeniden inceleyen ekipler, Ercan Sekin’in 25 Ekim 2011’de Almanya’dan Türkiye’ye karayoluyla giriş yaptığını belirledi. Sekin’in Türkiye’ye giriş yaptıktan sonra akrabası Erdoğan Erad ile irtibat kurduğu tespit edildi.
Baz istasyonu kayıtlarına göre ikilinin Pendik-Yalova Feribot İskelesi’nde buluştuğu, buradan Bursa’nın Nilüfer ilçesine geçtiği ve ardından 16 U 5777 plakalı araçla Bitlis’in Güroymak ilçesine gittiği belirlendi.
BAZ İSTASYONU KAYITLARI YILLAR SONRA YENİDEN MERCEK ALTINA ALINDI
Soruşturma kapsamında yapılan değerlendirmelerde Ercan Sekin, Erdoğan Erad, Sadullah Sekin, Şahin Sekin, Mehmet Can Sekin ve Nasır Sekin’in olay tarihine kadar olay bölgesinde birlikte keşif yaptıkları baz istasyonu verileri üzerinden tespit edildi.
Soruşturma bulgularına göre, 31 Ekim 2011 sabahı saat 08.40 sıralarında Güroymak’tan Hasköy’e gelen Erdoğan Erad ve Ercan Sekin’in, Felemez Kulaç’ın belediye otobüsüne bindiğine ilişkin bilgiyi Sadullah Sekin’den aldığı değerlendirildi.
Soruşturma makamları, Kulaç’ın otobüsten ineceği noktada pusu kurulduğunu ve Ercan Sekin’in boş arazide Kulaç’a ateş ederek ölümüne neden olduğunu tespit etti. Olayın ardından Varto’ya giden şüphelilerin Muazzez Sekin’e ait evde saklandıklarına ilişkin değerlendirmelerin de baz kayıtlarıyla örtüştüğü belirtildi.
CİNAYETTEN SONRA “ÖNCÜ-ARTÇI” TAKTİĞİYLE KAÇTIKLARI TESPİT EDİLDİ
Soruşturma kapsamında cinayetin ardından Erdoğan Erad’ın Bursa’daki Mesut Tokmak ve Yılmaz Taş ile görüştüğü belirlendi. 16 LDM 80 plakalı araçla Muş’a gelen şüphelilerin, olası yol kontrollerine karşı “öncü-artçı” olarak nitelendirilen yöntemle Bursa’ya döndükleri tespit edildi.
Ercan Sekin’in ise 2 Kasım 2011 gecesi Kapıkule Sınır Kapısı’ndan yurt dışına çıktığı belirlendi.
Dosyada dikkat çeken bir başka ayrıntı ise bazı şüphelilerin, olay henüz kolluk kuvvetlerine ihbar edilmeden Sarıyer Şeker Aktaş Polis Merkezi Amirliği’ne başvurarak "olayla ilgilerinin bulunmadığını" söylemek amacıyla ifade vermek istemeleri oldu.
Savcılık bu durumu, şüphelilerin olaydan önceden haberdar olabileceklerine yönelik bir gösterge olarak değerlendirdi. HTS, baz ve PTS kayıtları ile fiziki takip çalışmalarının ardından 11 Eylül 2026’da eş zamanlı operasyon düzenlendi. Operasyonda Ercan Sekin ve Erdoğan Erad’ın da aralarında bulunduğu 11 şüpheli gözaltına alındı.
YILLAR SONRA TIRNAK ALTINDAKİ DNA ÖRNEKLERİ İNCELENDİ
2011 ve 2012 yıllarında Antalya’nın Korkuteli ve Elmalı ilçelerinde işlenen üç cinayet de yıllar sonra gerçekleştirilen DNA karşılaştırmalarıyla yeniden ele alındı.
11 Eylül 2011’de Korkuteli’nde Havva Yıldırım’ın öldürülmesi ile 17 Şubat 2012’de Elmalı’da Kadriye Tetik ve kızı Sevda Atalay’ın öldürülmesine ilişkin olayların benzer şekilde gerçekleştirildiği tespit edildi.
Kadriye Tetik’in ellerinin bağlandığı, ağzı ve yüzünün bantlandığı ve öldürülmesinin ardından bileziklerinin alındığı belirlendi. Cinayetlerin işleniş biçimlerindeki benzerlik üzerine iki soruşturma birlikte değerlendirildi.
Elmalı’daki soruşturma kapsamında işlem yapılan şüphelilerden alınan DNA örnekleri, Havva Yıldırım’ın tırnaklarından elde edilen biyolojik bulgularla karşılaştırıldı.
İncelemelerde tırnak altındaki biyolojik örneklerin Salih Kırçan ve Yusuf Kırçan’ın DNA profilleriyle eşleştiği tespit edildi. Bu delilin ardından cinayetlerin şüpheliler tarafından işlendiği değerlendirilirken, Salih Kırçan ve Yusuf Kırçan tutuklandı.
6 KÜÇÜK FAR PARÇASI SORUŞTURMANIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİRDİ
Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde 7 yaşındaki Medine Kesmeni’nin hayatını kaybettiği olayda ise yol kenarında bulunan 6 küçük far parçası soruşturmanın önemli delillerinden biri oldu.
Yapılan incelemelerde parçaların Tofaş, Şahin, Doğan veya Tempra tipi araçlardan birine ait olabileceği değerlendirildi. PTS kayıtlarının taranması sonucunda bu özelliklerle eşleşen 90 araç tespit edildi.
Yıllar sonra gelen bir ihbarda, kazaya karıştığı öne sürülen aracın olayın ardından tamir edilerek boyandığı bilgisine ulaşıldı. Aracı tamir ettiği belirtilen kişinin tespit edilmesi, PTS kayıtları ve daraltılmış baz verilerinin birlikte değerlendirilmesi sonucunda şüphelilere ulaşıldı. Soruşturma kapsamında bir şüpheli tutuklandı.
SİGARA İZMARİTİNDEKİ DNA CİNAYET DOSYASINDA DELİL OLDU
Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde 18 Nisan 2016’da çobanlık yaparken başından vurularak öldürülen Mehmet Emin Karaalp’e ilişkin dosyada ise olay yerinde bulunan sigara izmaritleri yıllar sonra yeniden incelendi.
İlk soruşturmada sonuç alınamayan dosyanın yeniden ele alınmasının ardından olay yerindeki 4 sigara izmariti üzerinde moleküler genetik inceleme yapıldı.
Adli Tıp Kurumu raporlarına göre, izmaritlerden elde edilen DNA örneklerinin İsmail Karaalp ve Kadri Karaalp’ten alınan örneklerle eşleştiği belirlendi. HTS ve daraltılmış baz incelemelerinde diğer şüphelilerin de olay saatinde bölgede bulunduğuna ilişkin bulgulara ulaşıldı.
Soruşturma kapsamında 8 kişi gözaltına alınırken, 5 şüpheli hakkında tutuklama kararı verildi.
144 KAYIP KADIN DOSYASI TEK TEK İNCELENDİ
Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 2013 yılında kaybolan ve daha sonra kafatası ile kemik parçaları bulunan Dilek Kalkan’ın öldürülmesine ilişkin soruşturmada da kapsamlı bir çalışma yürütüldü.
2014 yılında bir dere yatağında bulunan kafatası ve kemiklerin kime ait olduğu uzun süre belirlenemedi. Dosyanın yeniden açılmasıyla Diyarbakır ve çevresinde kaybolan 144 genç kadına ilişkin dosyalar tek tek incelendi.
Dilek Kalkan’ın kaybolduğu sırada üzerindeki kıyafetlerle dere yatağında bulunan kıyafetler arasındaki benzerlik üzerine DNA incelemesi gerçekleştirildi. İnceleme sonucunda kemiklerin Dilek Kalkan’a ait olduğu ve annesinden alınan DNA örneğiyle yüzde 99,99 uyum gösterdiği belirlendi.
Bunun ardından geçmiş yıllara ait HTS ve daraltılmış baz kayıtları yeniden incelenerek şüphelilerin hareketleri, cesedin bulunduğu bölgeye ilişkin verilerle karşılaştırıldı.
HTS kayıtları, veri analizleri, daraltılmış baz çalışmaları, Adli Tıp Kurumu raporları, hastane muayene kayıtları, ilaç bilgileri, tanık ve bilgi sahibi ifadeleri ile saha araştırmalarında ulaşılan diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinin ardından tespit edilen 7 şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldı.
36 KURUMDAN DİJİTAL AYAK İZİ İSTENDİ
Siirt’te kaybolan Mekiye Akyel’e ilişkin dosyanın yeniden açılmasında ise bir televizyon programındaki açıklamalar etkili oldu. Akyel’in kardeşinin canlı yayındaki açıklamasından bir gün sonra savcılık tarafından re’sen soruşturma başlatıldı.
Soruşturma kapsamında iki yıllık HTS kayıtları çıkarılırken, 36 kurumdan Akyel’e ilişkin dijital ayak izi talep edildi. Yapılan incelemelerde Akyel’in kaybolduğu tarihten sonra telefon, banka, sosyal medya veya konum hareketine rastlanmadığı belirtildi.
Şüphelilerin telefonlarını aynı saatlerde kapatmaları ve ifadelerindeki çelişkiler de soruşturma dosyasında değerlendirilen unsurlar arasında yer aldı.
8 YAŞINDAKİ ÇOCUĞUN ANLATIMI DOSYAYA GİRDİ
Mekiye Akyel dosyasındaki dikkat çekici gelişmelerden biri de 8 yaşındaki bir çocuğun anlatımı oldu.
Çocuk, Mekiye Akyel’in yanında taşıdığı belirtilen bir bıçağın evden çıkarıldığını ve "bıçak bulunursa babasının cezaevinden çıkamayacağının" söylendiğini anlattı. Çocuğun ifadesi pedagog ve avukat eşliğinde soruşturma dosyasına alındı.
Akyel’in cansız bedenine ulaşılamamasına rağmen HTS ve PTS kayıtları, dijital hareket bulunmaması, tanık anlatımları, telefonların aynı anda kapatılması ve ifadelerdeki çelişkiler birlikte değerlendirildi. Soruşturma sonucunda cinayet suçlamasıyla iddianame düzenlendi.




