Her yıl olduğu gibi bu yılda bu zamanlar Alamancı ya da bir başka isimle gurbetçilerimiz gelir. Lüks, cafcaflı ve değişik plakalı araçlarından tanırız onları. Bir de rengarenk genelde eşofman tarzı giyimlerinden.
Orada birçoğu vasıfsız işçi aslında. Avrupa’da asgari ücretle çalışıp burada birkaç haftalığına milyoner hayatı yaşıyorlar. Euro’nun bizde ederi malum. Avrupalının bir aylık asgari ücreti Türkiye’de TL’ye dönüşünce her biri MAHO AGA oluyor. Peki başta Almanya olmak üzere Avrupa bizi kıskanıyor, hatta hasedinden çatır çatır çatlıyor mu? Almanya, Fransa, İsveç, İtalya, Hollanda... neredeyse hepsinden gelenler ile sohbet imkanım oldu.
“Valla cennette yaşıyorsunuz. Vatanın kıymetini bilin” ortak söylemleri hepsinin. Biz de biliyoruz cennette yaşadığımızı ama altımızdan akan kevser ırmaklarından bir bardak içmek nasip olmuyor. O ırmaklar ya birilerinin malı, ya içme garantili, ya da dayı torpiliyle doluyor kadehler.
Cennette yaşıyoruz evet. Dört mevsim, 7 kıta mükemmel bir coğrafya, bolluk bereket.. lakin bu insanlar neden hala doya doya bu nimetlerden faydalanamıyor? Adam gibi yaşamayı geçtim, sıradan yaşamaya bile mecali kalmıyor insanımızın. Bırak ötesini berisini, tahıl ambarı ülkemde insanımız günlük mecburi tükettiği ekmeği çoluk çocuğundan kısıyor.
Alman vatandaşlığını almış biri ile görüştüm. Evet orada da ekonomik sıkıntı var. Ancak devlet bunu vatandaşına en cüzziden yansıtıyor. Taşın altına elini vatandaş değil devlet koyuyor. Fedakarlığı kurumlar yapıyor. O zaman insanlar devletine daha çok güveniyor, yerine göre her türlü cefaya katlanıyor diyor.
Bizde ise her sıkıntının ardından devlet vatandaşa İBAN atıyor. Pahalı olanı “Yeme”, tatil pahalı ise “Gitme”, alkol pahalıysa “Tüketme”, sigara zamlı “Bırak”, araba alamıyorsan “Binme”.. Bizde Türk usulü çözüm bu.
Bir vatandaş sokak ropörtajında suyun bile pahalın olduğunu söyleyince, bir başka vatandaş “Sende su içme” dedi. Zihniyete bak. Yeme, içme, giyme, gitme, binme... Aha işte bizim cennetimiz. Bu cennette herşey var, yiyecek, içecek, huri... ama bizde tık yok. Cennetin züğürtleriyiz resmen. Amel defteri soldan verilen cennetlikleriz, tahliller karışmış, en erkeğimiz 6 aylık gebe sanki.
Peki vatandaş bunları yapamazken, başında zebaniler dikilip “ondan yok, bundan olmaz”derken, birileri o cennetin en üst mertebesinde alemlere akarken bunun adaletini sorgulamayalım mı?
Sözün özü Avrupa’nın bizi kıskandığı falan yok aslında. Evet Türkiye muhteşem bir yer. Onların gözü de gönlü de bizde. Lakin yönetimsel bazda, ekonomik manada iki eltinin “Gısganıyor beni hasbam”düzeyinde bir kıskanma bu. Cennetimizi cehenneme çevirenler onmasın ne diyelim.
Bize “ulan köftehorlar sizi cennette yaşatıyoruz” diyenler, ABD’den çiftlik, Londra’dan malikane, ciklet alır gibi gemi alanlar. Gaza gelip cennette yaşadığımız sanan bizler ise BİM’e giderken 25 kuruş vermeyelim diye yanımıza poşet alanlarız.
Haymana’nın Alamancıları herşeye rağmen Haymana çarşı pazarına hareket getiriyorlar her sene. Parlak eşofmanları, fiyakalı arabaları, boyunlarında altın kolyeleri ile “Cennette yaşıyonuz. Gıymatını bilin” deyip Gavur ellerine son sürat dönüyorlar. Biri de demiyor ki; “Dönelim de biz de cennette yaşayalım”. Bülbülü altın kafese koymuşlar “Kaç ayar bu altın?”demiş. Bizim bazı Alamancılarında durumu bu; “illede Euro’yu yüksek bozdurup, bir ay cennette gibi yaşayacağım vatanım, yoksa bizim Avrupa kafesi gibisi yok vallaha...” diyorlar içlerinden. Bakmayın siz burada “Ulan cennettesiniz” dediklerine. Cennette cinnet getiren tek milletiz aslında..