Polatlı’ya EGO geldi, doğal olarak tasası bize düştü. Oysa Polatlı ile kulvar farkımızı fark edip, hızımızı ona göre ayarlamamız lazım. Onlar artık aşmışlar. Polatlı tavşan olmuş, biz kaplumbağa.

Onlar masaldan efsaneye dönüştü, biz ise sürekli masallarla uyutulduk. Biz zannediyorduk ki, bir gün bizi öpecekler, kurbağadan prense döneceğiz. Durmadan öptüler, şükür. Öpmesine öptüler de, öpüldüğümüzle kaldık. Bir tek öpülmedik kulağımızın arkası kaldı, ama ne prense dönüştük, ne de beyaz atlı şehzade kurtarmaya geldi.

Polatlı şimdi turistleri içine doldurup balon uçuruyor, bizim elimize balon tutuşturup, elma şekeri veriyorlar. Polatlı’ya 3. Organize sanayi yapıldı, biz tamirci dükkanından bir tık ileri gidemedik. Onlar ağır sanayiye ayar verir hale geldi, biz elimizde ayarlı pense ile kalakaldık.

Ne eksiğimiz var bizim? Tarihse aynı paralellikte Kurtuluş Savaşı vermişiz. Hatta “Son Kale” biz olup belki de Ankara’nın ardını kollamışız. Ama şenlikler orada yapılıp, parelerce top atışları orada yapılırken, mantar tabancası patlatmak bize düşmüş.

Doğu Anadolu’yu Trakya’ya bağlayan yol ağının merkezi Polatlı olurken, biz tam 10 senedir Ankara’yı Haymana’ya bağlayan duble yolun hayalini kurup “ha bu bayram, ha bir sonraki bayram” diyen masallara maruz kalmadık mı?

Kasaba minnet edeceğimize kolumuzu kesip kebap etmek bizim elimizde. Onlar dağlara balon uçuruyorsa, bizde teleferik ağları kurup, Çaldağı’ndan, Mangaldağına fink atalım. Bindirip üzerine geleni gideni; “Burası Atatürk’ün Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, sözünü söylediği yer” diyelim. “22 gün 22 gece kanlı savaşların yapıldığı cephe işte tam altımızda” diye ağızlarını açık bırakalım. Teleferik olayını çok mu uçuk, hayal buldunuz? Zaten bunca zaman uçuk hayallerle avutulmadık mı? Neyse.

Madem teleferiğin tellerine takıldınız, ayağımızı yere daha sağlam basalım. Misal bir at çiftliği kurarız, bu defa turistleri atıp atımızın terkisine, savaş cephelerini at sırtında gezdiririz. Yanlarına katarız ağızları laf yapan rehberleri. Tek tek ballandırarak anlattırırız. Cephenin birisinde o günkü savaşın menüsü olan çorbadan, tayından ikram ederiz. “Bakın memleketi bunları yiyerek kurtardılar, her karış toprakta bir şarapnel parçası var, inanmayan avuçlasın toprağı baksın” deriz. Hakikaten de her adımda bir şarapnele bizzat rastladık, gezdiğimiz yerlerde. Vallah at olmasa bile eşekle bile gezerler. Yeter ki anlatmasını, pazarlamasını, organizasyonunu iyi yap. Her savaş hattını, görsellerle, anıtlarla, tabelalarla donat, gözlerinin içine bakarak ve o anı yaşayarak ve de yaşayarak anlat, bak eşeğe sarılarak ağlamazlarsa, ne olayım.

Ancak otelleri bu işin içine sokmak lazım. Okulları, tur şirketlerini, kullanabileceğimiz neresi, kim varsa topyekün işe dahil etmek lazım. Bu, ne belediyenin çabalarıyla serpilir, ne de 3-5 kişinin gayretiyle palazlanır. Buradaki her esnaf, cephe civarındaki her köy, köylü organize olup işi kotarmalı. Rastladıkları kim olursa olsun, bir tutam tarih anlatmalı insanlara. Dedesinin, atasının bir hikayesini ete kemiğe büründürerek birkaç kelam edebilmeli.

Polatlı’ya EGO gelecekmiş, tasası bize düştü. Polatlı’ya ne istediler de vermediler? Kendi göbeğimizi kendimiz keseceğiz, başka çare yok. Artık tescillenmiş Dünyanın en iyi suyu ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtuluşundaki “Son Kale” kozunu iyi kullanamaz, elimize yüzümüze bulaştırır isek, organize bir şekilde bu işten ekmek yiyemezsek, hatanın büyüğü asıl bizde. Yoksa EGO değil, uzay mekiği gelse, Ankara’ya değil aya seferler başlasa biz yine kalırız yaya.

HAFTANIN SÖZÜ:Namaz 5 vakit, ahlak ve kul hakkı yememek, 24 saat farzdır.

HAFTANIN HABERİ: 23 Nisanda Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan F.T(9) ilk konuşmasında verdi veriştirdi; “Eyyy Kılıçtaroğlu’nun torunuuu...”

SAYGILARIMLA