Son günlerde peş peşe yaşanan okul cinayetleri, toplumun en hassas noktasına dokundu. Çocukların güvenli olması gereken yerlerde şiddetin bu kadar kolay ortaya çıkabilmesi, sadece bireysel bir sorun değil; aynı zamanda sosyal, kültürel ve medyatik bir kırılmanın işareti.
Bu noktada kamuoyunda yükselen bir tartışma var: Şiddet içerikli diziler ve yayınlar bu olayları tetikliyor mu? Özellikle “Eşref Rüya” gibi yapımların yayından kaldırılması çağrıları, sadece bir diziyi değil, daha geniş bir sorumluluk alanını gündeme taşıdı.
Ben de Liderhaber TV ekranlarında, katıldığım Açık Alan programında bu konuya açık bir şekilde değindim ve RTÜK’e doğrudan çağrıda bulundum. Şiddeti normalleştiren, özellikle gençler üzerinde olumsuz etki oluşturabilecek bu tür dizilerin yayından kaldırılması gerektiğini ifade ettim.
Bu çağrının ardından “Eşref Rüya” dizisinin bu hafta yayınlanmayacağı yönünde bir gelişme yaşandı. Ancak gelen bilgiler, bunun kalıcı bir karar değil, “süreç geçsin, sonra devam edelim” anlayışıyla alınmış geçici bir adım olabileceğini gösteriyor.
İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor.
Eğer mesele gerçekten toplumsal hassasiyet ise, alınan kararların geçici değil, ilkesel olması gerekir. Birkaç hafta ara verip ardından aynı içeriklerle devam etmek, sorunu çözmek değil, sadece ertelemektir. Bu yaklaşım, kamu vicdanını rahatlatmaz; aksine daha büyük bir güvensizlik oluşturur.
Ancak meseleyi sadece dizilere indirgemek de eksik olur. Şiddet, tek bir kaynaktan beslenmez. Aile yapısı, eğitim sistemi, sosyal medya, bireysel psikoloji ve denetim mekanizmaları bu zincirin halkalarıdır. Fakat medya, bu zincirin en görünür ve en etkili halkalarından biridir.
Bugün gençlerin rol model olarak izlediği karakterler; sorunlarını konuşarak değil, güç gösterisi ve şiddetle çözüyorsa, bu durum ister istemez bilinçaltına işlenir. Özellikle ergenlik çağındaki bireyler için “normal” kavramı, gördükleriyle şekillenir. Bu nedenle medya içerikleri sadece eğlence değil, aynı zamanda bir yönlendirme aracıdır.
RTÜK’e yapılan çağrılar bu açıdan önemlidir. Ancak burada ince bir denge vardır. Yasaklamak mı çözüm, yoksa denetlemek ve bilinçlendirmek mi? Bir diziyi yayından kaldırmak kısa vadeli bir refleks olabilir, fakat uzun vadede kalıcı çözüm; içerik üretiminde sorumluluk bilincinin yerleşmesiyle mümkündür.
“Eşref Rüya” tartışması aslında daha büyük bir sorunun sembolüdür: Toplum olarak neyi izlemek istiyoruz ve neyi normalleştiriyoruz? Şiddetin sıradanlaştığı bir ekranda, gerçek hayatta bunun karşılık bulmaması beklenemez.
Bugün yapılması gereken; suçu tek bir alana yıkmak değil, bütüncül bir yaklaşım geliştirmektir. Aileler çocuklarıyla daha fazla iletişim kurmalı, okullarda rehberlik sistemleri güçlendirilmeli ve medya kuruluşları da toplumsal etkilerini göz ardı etmeden hareket etmelidir.
Unutulmamalıdır ki; bir toplumun geleceği, çocuklarının güvenliğiyle ölçülür. Eğer okullarda korku hâkim olmaya başlarsa, mesele sadece güvenlik değil, bir neslin ruh sağlığıdır.
Bu yüzden tartışma dizilerle başlayabilir ama orada bitmemelidir. Çünkü mesele sadece “ne izlediğimiz” değil, “nasıl bir toplum olmak istediğimizdir.”