29 yıl olmuş Haymana Gazetesi yayın hayatına başlayalı. Yuvarlak hesap 30 yıl. 30 senedir Haymana’yı yansıtmış; insanlara. Varsa imkanınız gidin matbaadan 30 yılı adım adım takip edin. 30 yıl önce söylenmiş, yazılmış, çizilmiş, yorumlanmış, eleştirilmiş, pışpışlanmış ne varsa, neredeyse bugünde aynı.

Kısacası 30 yılda alabildiğimiz mesafe bir arpa boyu bile değil.

Oysa bugün bambaşka şeylerden bahsediyor olmalıydık.

O zamanlarda yol sorunu varmış, Ankara yolu; hala tek şeritli, hala otobüsler problemli, bu otobüsler; hala yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yer problemliymiş.

30 yıl geçmiş Ankara yolu hala her yönüyle aynı. Yanlardan biraz alınıp üstler dağınık kalmış ucuz bir saç traşı gibi. Bir türlü istediğimiz şekle girmemiş. Son 30 yıl’ın 20 yılında Melih GÖKÇEK Büyükşehir B. Başkanı bu arada.

Oysa bugün; Haymana’ya akın akın gelen insanlardan, duble yolun dahi yetmediğini, her yarım saatte kalkan otobüslerin bile ihtiyacı karşılamadığını, özel arabaların trafiği tıkadığını, yolun daha da genişletilerek, gidiş gelişli 5 şeride falan çıkarılmasını, konuşmamız, yazmamız lazımdı. Nerede?.. Hala duble yol rüyası görüyor, görülen rüyadan sıçrayarak uyanıyor, üstümüz açık yattığımızdan şüpheleniyoruz.

Üniversitenin daha babayiğitleşip, serpilip büyümesini beklerken, o küçülmüş bile. Hangi ara, bölümün birisi kapandı? Elinde tuttuğu sopayı kaybeden sihirbaz gibi, ufak bir ilizyonla kayboluvermiş.

30 yıl önce onbinler civarı olan nüfus, şimdi sekizbin civarı. Hastanedeki ebenin doğum müjdesinden çok, imamın sela’sını dinlemiş Haymana. Halbuki 30 yılda, her yıl bin büyümemiz, şimdilerde 50 binleri zorluyor olmamız lazımdı. Ölüler mezarlığa sığmıyor, diriler Haymana’da durmuyor, sela’nın ardından gel de “ağıt” yakma.

Son 2 yılda biraz kıpırdadık otel konusunda. Saraçoğlu, Adıgüzel ve Şahinler güzel adımlar attı. Oysa kaplıcanın tarihi, Haymana tarihinden eski. Şimdiye kadar sıcak suya, soğuk su katıp ılıştıran, yan sanayi kaplıca şehirlerine tur bindiriyor olmalıydık. Hayme Sultan mezarında dört dönüyordur, halimizi görünce.

Türbesine Fatiha okumakla bitmiyor bu işler. Yapılacak yatırımlarla, atılacak adımlarla bu şehir ne zaman büyür, o zaman O’nun hayır dualarına vesile oluruz, o zaman tuttuğumuz altın, Hayme Sultan’ın da mekanı daha bir cennet olur.

O zamanlar meşelik, neşe’lik kaynağıymış, şimdilerde saklı cennet. O kadar saklamışlar ki, “yeşillik, ağaç” denince, en yakın oduncuyu gösteriyor çocuklarımız, “Aha ağaç” diye. Keçilere tanınan tölerans, vatandaştan esirgeniyor. Halbuki keçiyi çıkarıp, insanımız girmeli oralara. Sincabı çizgi filmde değil, yerinde görmeli çocuklar.

Geçmişteki bankalar, kurumlar, hatta cezaevi bile bu şehre bir ruh katıyorken, şimdi o ruhu; kurduğumuz masada; üstü fincanlı, ışığı loşlaşmış, ruh çağırma seanlarında arıyoruz; “Ey ruh geldiysen, bir zahmet şu Haymana’yı yeniden kur”

Vakit hiçbir zaman geç değil. Olmamalı da. Üstümüzdeki ölü toprağını, gelecek 30 yıllara devretmeden silkinmemiz lazım. Eğer ki, bir suçlu var ise, bu suç hepimizin.

Seçilen kadar seçenlerin, yöneten kadar yönetilenlerin, yazan kadar okuyanların, sesini yükselten kadar susanların, gören kadar görmeyenlerin, bilmeyen kadar bilenlerin, liderin, tebaanın, esnafın, köylünün, tüccarın, öğrencinin, ev hanımının… Kısacası hepimizin suçu var.

Yargılasa biri; “suçlu, ayağa kalk dese” yerinde oturan kimse kalmaz. Ne demiş hikaye?; “Adamın birisi hem anasını hem babasını kesmiş, Hakim; evladım suç ortada, son bir diyeceğin var mı? Demiş. Adam; Valla Hakim Bey; hem yetimim, hem öksüz… Beraatımı istiyorum” demiş. Biz de hem yetimiz, hem de suçumuz BÜYÜK.. Karar yüce halkın….

SAYGILARIMLA.