İran’ın “direniş ekseni” olarak tanımladığı ittifak ağının, çatışmaların başlamasının ardından beklenen askeri desteği vermediği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Özellikle Rusya ve Çin’in tepkilerinin diplomatik açıklamalarla sınırlı kalması ve bölgedeki bazı aktörlerin temkinli tutum sergilemesi, İran’ın sahada büyük ölçüde yalnız kaldığı yönünde yorumlara yol açtı.
İRAN’IN “DİRENİŞ EKSENİ” YENİDEN GÜNDEMDE
İran yönetimi uzun yıllardır Rusya ve Çin ile geliştirdiği stratejik ilişkiler ile Orta Doğu’daki bazı müttefikleri üzerinden güçlü bir jeopolitik blok oluşturduğunu ifade ediyordu. “Direniş ekseni” olarak tanımlanan bu yapı; siyasi, askeri ve ideolojik iş birlikleri üzerinden şekillenen geniş bir ittifak ağı olarak biliniyor.
Ancak İran ile ABD ve İsrail arasında yaşanan çatışmaların ardından ortaya çıkan tablo, bu ittifakın sahadaki etkisi konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.

RUSYA VE ÇİN’DEN TEPKİLER DİPLOMATİK DÜZEYDE KALDI
Çatışmaların başlamasının ardından Rusya ve Çin’den gelen tepkiler daha çok diplomatik açıklamalarla sınırlı kaldı. Çin yönetimi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yaptığı açıklamada İsrail’in saldırılarını kınayarak sivil kayıplar nedeniyle başsağlığı mesajı paylaştı.
Rusya ise saldırıları “nedensiz” olarak nitelendirerek İranlı liderlere yönelik suikastları eleştirdi. Ancak iki ülke de doğrudan askeri destek anlamına gelebilecek bir müdahalede bulunmadı. Bu durum uluslararası kamuoyunda dikkatle takip edildi.
RUSYA VE ÇİN’İN TUTUMUNUN ARKASINDAKİ NEDENLER
Uluslararası ilişkiler analistlerine göre Rusya ve Çin’in temkinli yaklaşımının arkasında farklı stratejik hesaplar bulunuyor. Rusya’nın Ukrayna’daki savaş nedeniyle askeri ve siyasi açıdan yoğun bir yük altında olduğu ifade ediliyor. Bu nedenle Moskova’nın yeni bir çatışma alanına doğrudan dahil olmasının zor olduğu değerlendiriliyor.
Çin’in ise dış politikasında ekonomik ve diplomatik istikrarı öncelik haline getirdiği belirtiliyor. Pekin yönetiminin İran ile enerji ticaretini sürdürmesi mümkün görülse de, Orta Doğu’da doğrudan askeri bir çatışmaya dahil olma ihtimalinin düşük olduğu değerlendiriliyor.
BÖLGESEL MÜTTEFİKLER DE TEMKİNLİ DAVRANIYOR
İran’ın bölgedeki bazı müttefikleri açısından da benzer bir tablo ortaya çıktı. Hamas’ın Gazze’de yaşanan çatışmalar nedeniyle ağır kayıplar vermesi, Yemen’deki Husilerin uzun süredir devam eden savaş nedeniyle yıpranmış olması ve Hizbullah’ın Lübnan’daki siyasi ve ekonomik dengeleri gözetmek zorunda kalması İran’ın bölgesel destek kapasitesini sınırlayan faktörler arasında gösteriliyor.
Özellikle Hizbullah cephesindeki gelişmeler dikkat çekiyor. İsrail-Lübnan sınırında uzun süredir devam eden gerilim ve Lübnan’daki ekonomik kriz nedeniyle örgüt içinde daha geniş çaplı bir savaşa girmenin maliyetinin tartışıldığı ifade ediliyor.
ULUSLARARASI SİYASETTE İTTİFAK DENGELERİ
Uzmanlara göre yaşanan gelişmeler, uluslararası siyasette ittifakların çoğu zaman stratejik çıkarlar doğrultusunda şekillendiğini bir kez daha gündeme getirdi. Risklerin arttığı dönemlerde ülkelerin kendi ulusal çıkarlarını önceliklendirebildiği ve bu nedenle ittifakların sahadaki etkisinin sınırlı kalabildiği değerlendiriliyor.
İran ile ABD ve İsrail arasında devam eden çatışmaların seyri ve Tahran’ın müttefikleriyle ilişkilerinin nasıl şekilleneceği uluslararası kamuoyu tarafından yakından izlenmeye devam ediyor.





