Tarihle, vicdanla, hukukla ve bir ülkenin insan haklarına yaklaşımıyla doğrudan ilgilidir.
Kuzey Kafkasyalı Movlat ve Iusup Tsuroev kardeşlerle ilgili kamuoyuna yansıyan iddialar da işte böyle bir meseledir.
Bugün cevap bekleyen sorular var: Türkiye’ye sığınan iki kardeşin akıbeti nedir?
Rusya’ya teslim edildiler mi?
Eğer teslim edildilerse hangi hukuki gerekçeyle ve hangi makamın kararıyla bu işlem gerçekleştirildi?
Hakkında kesinleşmiş beraat kararı bulunduğu belirtilen Iusup Tsuroev’in durumu, gönderme sürecinde nasıl değerlendirildi?
Bunlar yalnızca bir ailenin değil, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Kuzey Kafkasyalının da cevabını beklediği sorulardır.
170 Yıllık Ortak Tarih Unutulmamalı
Kuzey Kafkasya halklarının yaşadığı sürgün, acı ve kayıplar, tarihimizin en derin yaralarından biridir. 19. yüzyılda Rusya’nın Kafkasya’daki askerî harekâtları ve sürgün politikaları sonucunda yüz binlerce, hatta bir milyonu aşkın insan yurtlarından koparılarak Osmanlı topraklarına sığındı. Nice insan yollarda hayatını kaybetti; geride kalanlar ise yeni bir hayat kurabilmek için büyük mücadeleler verdi.
Osmanlı topraklarına gelen Kafkas göçmenleri zamanla Anadolu’nun dört bir yanına yerleşti. Bu topraklarda ev kurdular, üretime katıldılar, askerlik yaptılar, ülkenin kalkınmasına katkı sundular. Çocukları ve torunlarıyla Türkiye’nin toplumsal hayatının ayrılmaz bir parçası hâline geldiler.
Kafkas göçmenleri kendilerini hiçbir zaman yalnızca sığınmış insanlar olarak görmediler.
Türkiye’yi vatan bildiler.
Bu ülkenin sevinciyle sevindiler, acısıyla acı duydular. Gerektiğinde canlarını ortaya koydular.
Bugün Türkiye’de yaşayan Kuzey Kafkasyalıların hikâyesi, yalnızca bir göç hikâyesi değildir. Aynı zamanda ortak tarihimizin, kardeşliğimizin ve vatan sevgimizin hikâyesidir.
Bu nedenle Kuzey Kafkasyalıların güvenliği ve hukuki statüsü, sıradan bir yabancılar hukuku meselesi olarak ele alınamaz. Elbette her işlem hukuk çerçevesinde yürütülmelidir; ancak tarihî hafıza ve insani sorumluluk da göz ardı edilmemelidir.
Tsuroev Kardeşlere Ne Oldu?
Kuzey Kafkasyalı İnguş asıllı Movlat ve Iusup Tsuroev kardeşlerin, 2024 yılında İnguşetya’dan Türkiye’ye geldiği belirtiliyor. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Iusup Tsuroev, Türkiye’de bir suçlama nedeniyle tutuklandı; İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada 2 Şubat 2026 tarihinde beraat etti ve kararın 17 Mart 2026 tarihinde kesinleştiği ifade edildi. Ardından yaşananlar ise ciddi soru işaretleri doğurdu.
İddialara göre kardeşlerden 10 Ağustos 2026 tarihinden itibaren haber alınamadı. Ailelerinin avukatları aracılığıyla yaptığı girişimlere ve araştırmalara rağmen nerede olduklarına ilişkin bilgi edinilemedi.
Daha sonra iki kardeşin Rusya Federasyonu makamlarına teslim edildiği yönünde haberler ortaya çıktı. Konunun 18 Eylül 2026 tarihinde Kavkaz-Uzel adlı haber sitesinde de gündeme geldiği belirtiliyor. Daha da kaygı verici olan, kardeşlerin Rusya makamlarınca işkenceye maruz bırakıldığı yönündeki iddialardır.
Bu iddiaların ilgili makamlarca acilen araştırılması gerekiyor. Tsuroev kardeşlerin gerçekten Rusya’ya teslim edilip edilmediği, şu anda nerede bulundukları ve güvenlik durumlarının ne olduğu açık biçimde ortaya konulmalıdır.
Burada altını çizmek gerekir: Kamuoyuna yansıyan iddiaların tamamının bağımsız biçimde doğrulandığını söylemek mümkün değildir. Ancak iddiaların ciddiyeti, yetkili makamların açıklama yapmasını ve gerekli incelemeleri yürütmesini zorunlu kılmaktadır.
Hukuk Devleti Olmanın Gereği
Türkiye Cumhuriyeti elbette millî güvenliğini korumakla yükümlüdür. Kamu düzeninin sağlanması ve suçla mücadele edilmesi devletin temel sorumlulukları arasındadır. Ancak hukuk devleti olmanın anlamı da tam burada ortaya çıkar.
Bir kişi hakkında başka bir devlet tarafından suçlama yöneltilmesi veya güvenlik kaydı oluşturulması, tek başına o kişinin suçlu olduğunu göstermez. İddiaların Türk hukukuna göre değerlendirilmesi, delillerin incelenmesi ve kişinin temel haklarının korunması gerekir. Bir sınır dışı işlemi söz konusuysa 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun ilgili hükümleri uygulanmalıdır. Cezai konularda adli iade gündeme geliyorsa 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu çerçevesindeki usuller değerlendirilmelidir.
Daha da önemlisi, kişinin gönderileceği ülkede işkence, kötü muamele, keyfî tutuklama veya siyasi saiklerle kovuşturulma riski bulunup bulunmadığı dikkate alınmalıdır. Geri göndermeme ilkesi, insan haklarının ve hukuk devletinin temel güvencelerinden biridir. Bir insanın gönderileceği ülkede işkenceye veya insanlık dışı muameleye maruz kalma riski varsa devletin bu riski ciddiyetle değerlendirme yükümlülüğü vardır.
Bu çerçevede, Iusup Tsuroev hakkında kesinleştiği belirtilen beraat kararının gönderme sürecinde nasıl ele alındığı da açıklığa kavuşturulmalıdır.
Beraat kararı tek başına bütün göç hukuku işlemlerini otomatik olarak ortadan kaldırmaz. Ancak böyle bir kararın varlığı, ilgili makamların değerlendirmesi gereken önemli bir hukuki unsurdur.
63 Kafkas Derneği ve Federasyonundan Ortak Girişim
Tsuroev kardeşlerle ilgili gelişmeler, Türkiye’ye sığınan Kafkasyalıların yaşadığı daha geniş sorunları da gündeme taşıyor. Türkiye'de faaliyet gösteren 63 sivil toplum kuruluşu, Çeçen, İnguş ve Çerkes örgütleri, ortak bir bildiriyle bu iddiaların peşine düştü.
Uluslararası Kafkas Derneği Genel Başkanı Oğuz Berk, Kafkasya ve Suriye’den Türkiye’ye iltica eden çok sayıda hemşerilerinin çeşitli sorunlarla karşı karşıya kaldığını ve bu sorunların çözümü konusunda ciddi sıkıntılar yaşandığını belirtti.
Berk, 63 Kafkas derneği ve federasyonunun temsilcileri olarak Adalet Bakanı ve İçişleri Bakanı’ndan acilen randevu talep ettiklerini açıkladı.
Amaçlarının yaşanan mağduriyetleri yetkili makamlara iletmek, hukuki güvencelerin korunmasını sağlamak ve sorunlara çözüm bulunmasına katkıda bulunmak olduğunu ifade etti.
Bu girişim, Kafkas camiasının yaşanan sorunların çözümü için ortak hareket etme iradesini ortaya koyması bakımından büyük önem taşıyor. Beklenti, bakanlıklarla yapılacak görüşmelerde sorunların doğrudan ele alınması, hukuki süreçlerin açıklığa kavuşturulması ve mağduriyetlerin giderilmesine yönelik somut adımların atılmasıdır.
Özellikle Tsuroev kardeşlerin akıbetine ilişkin iddiaların aydınlatılması, ailelerinin endişelerinin giderilmesi ve Türkiye’de yaşayan Kafkasyalıların hukuki güvenliklerine ilişkin soruların cevaplandırılması, bu görüşmelerin öncelikli konuları arasında yer almalıdır.
Kafkasyalılar Bu Ülkenin Misafiri Değildir.
Türkiye ile Kuzey Kafkasya halkları arasındaki bağ, yalnızca diplomatik ilişkilerle veya bugünün siyasi gelişmeleriyle açıklanamaz. Bu bağın temelinde ortak tarih, akrabalık, kültür ve nesiller boyunca taşınan hatıralar vardır.
Türkiye’ye sığınan insanların hukuk içinde korunması, devletin egemenlik hakkına aykırı değildir. Tam tersine, hukuki usullere bağlı kalmak devletin gücünü ve kurumlarına duyulan güveni pekiştirir.
Burada mesele, herhangi bir ülkeyle karşı karşıya gelmek ya da bir devletin güvenlik kaygılarını yok saymak değildir; mesele, Türkiye Cumhuriyeti'nin kendi sarsılmaz adaletini, tarihî mirasını Genel ve insan hakları sancağını bizzat kendi sınırları içerisinde gururla koruma meselesidir.
Kökü bu topraklarda olan milyonlarca Kafkas kökenli vatandaşımız adına yetkililerden ses bekliyoruz: Adalet ve hukuk neyi gerektiriyorsa, o acilen gün yüzüne çıkarılmalıdır!
Saygılarımla.