Hiç kimse kusura bakmasın! Siyasette zamanlama önemlidir. Bazen söylenen söz kadar, o sözün hangi gelişmelerin ardından gündeme getirildiği de sorgulanmalıdır.

Türkiye son günlerde dikkat çeken gelişmelere sahne oluyor. Bir tarafta İBB davasında dile getirilen ciddi iddialar, diğer tarafta hükümetin iki bakanını hedef alan fon tartışmaları…

Peki, bütün bunlar neden aynı dönemde gündeme geliyor?

Bu soruyu sormak gazeteciliğin gereğidir. Ancak daha önemli bir mesele var: Ortaya atılan iddialar gerçekten belgelere mi dayanıyor, yoksa insanların itibarını hedef alan bir karalama kampanyasıyla mı karşı karşıyayız?

İBB DAVASINDAKİ İDDİALARIN ARDINDAN NE OLDU?

İBB davasındaki duruşmada müteahhit Ali Nuhoğlu, Ekrem İmamoğlu’na 4 milyon 700 bin dolar rüşvet verdiğini ileri sürerken, iş insanı Cüneyt Yakut da otobüs ve reklam işleri karşılığında Murat Ongun’a 10 milyon lira verdiğini iddia etti.

Elbette bunlar yargı sürecinde incelenmesi gereken iddialardır. İddiaların doğruluğu, deliller ve yargılama sonucunda ortaya çıkacaktır.

Ancak bu gelişmelerin ardından hükümetin iki bakanı hakkında fon iddialarının gündeme taşınması, siyasi atmosfer ve zamanlama bakımından dikkat çekici bir tablo oluşturuyor.

Burada sorulması gereken soru açık: Kamuoyuna sunulan bilgiler ne kadar sağlam, iddiaların dayanağı olan belgeler nerede?

İKİ BAKANA YÖNELİK İDDİALAR: BELGE YOKSA İTİBAR SUİKASTI VAR!

Ticaret Bakanı Ömer Bolat ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş hakkında gündeme getirilen fon iddiaları, meselenin en önemli boyutunu oluşturuyor.

Ömer Bolat, hakkındaki iddialara ilişkin açıklama yaparak suçlamalara karşı çıktı ve yatırımına ilişkin bilgiler paylaştı.

Mahinur Özdemir Göktaş ise babasıyla ilgili iddiaya ilişkin açıklamasında, adı geçen kişinin babası olmadığını, isim benzerliği bulunduğunu belirtti.

Şimdi soruyorum: Bir insan hakkında iddia ortaya atmak bu kadar kolay mı olmalı?

Bir bakanın, ailesinin veya kişisel itibarının hedef alınması söz konusuysa ortaya somut belge konulmalıdır. İsim benzerliği üzerinden bir kişiyi suçlamaya çalışmak, doğruluğu ortaya konulmamış bilgileri kesin gerçek gibi sunmak kabul edilemez.

Eğer iddialar somut delillerle desteklenmiyorsa ve yanlış bilgiler üzerinden insanların itibarı hedef alınıyorsa bunun adı gazetecilik değil, karalamadır.

Burada kimseye peşinen suçlu ya da masum hükmü vermiyoruz. Ancak iki bakanın yaptığı açıklamalar da görmezden gelinemez. İddiaları ortaya atanlar, söylediklerinin sorumluluğunu taşımalı ve dayanaklarını kamuoyuna açıklamalıdır.

Gazetecilik, belgesiz suçlama yapmak değil; belgeyi araştırmak, doğrulamak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır.

ZAMANLAMA NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

İBB davasındaki iddialar gündeme geliyor. Ardından iki bakan hakkında fon tartışmaları başlıyor. Kamuoyunun dikkati bir anda farklı bir alana yöneliyor.

Bu gelişmelerin aynı dönemde yaşanması, elbette soru işaretleri doğurabilir. Ancak yalnızca zamanlamaya bakarak bunların tek merkezden yönetildiğini veya aralarında kesin bir bağlantı bulunduğunu söylemek doğru olmaz.

Yine de şu soruların cevaplanması gerekiyor:

İddiaların kaynağı kim? Belgeler nerede? Açıklamalar neden yeterince tartışılmadan suçlayıcı bir dil kullanılıyor? Kamuoyuna bilgi mi veriliyor, yoksa doğruluğu henüz ortaya konulmamış iddialarla bir algı mı oluşturuluyor?

Bu soruların cevabı verilmeden kimseyi mahkûm etmek de kimsenin itibarını hedef almak da doğru değildir.

17/25 ARALIK SÜRECİNDEN ÇIKARILMASI GEREKEN DERS

Türkiye’nin siyasi hafızasında 17/25 Aralık süreci önemli bir yere sahip. O dönemde yaşanan tartışmalar, siyaset, yargı ve medya ilişkileri bakımından hâlâ hatırlanıyor.

Geçmişte yaşananlar bugünkü olayların da aynı yöntemlerle yürütüldüğünü kanıtlamaz. Ancak kamuoyunun gelişmeleri dikkatle incelemesi, belgeleri sorgulaması ve iddiaların arka planını araştırması gerektiğini hatırlatır.

Kimse siyasi hesaplaşmalar uğruna gerçeğin önüne geçmemeli. Kimse de elinde belge olmadan bir başkasının itibarını hedef almamalı.

Devletin kurumları, gerekli gördükleri durumlarda iddiaları incelemeli; varsa hukuka aykırılıkların üzerine gitmeli ve sonuçları şeffaf biçimde ortaya koymalıdır.

SON SÖZ: İFTİRAYLA SİYASET YAPILMAZ!

Hiç kimse kusura bakmasın!

İddia ortaya atmak kolaydır. Zor olan, o iddianın arkasında durabilecek belgeyi ve kanıtı ortaya koymaktır.

İki bakan hakkında gündeme getirilen iddialar da İBB davasında dile getirilen suçlamalar da hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir. Ancak doğrulanmamış bilgileri kesin gerçek gibi sunarak insanların itibarını hedef almak kabul edilemez.

Belgesiz suçlama olmaz! İftira üzerinden siyaset olmaz! Gazetecilik, algı oluşturmak değil, gerçeğin peşinden gitmektir.

Türkiye artık iddiaların manşetlerle hükme dönüştürüldüğü bir anlayışa teslim olmamalıdır. Güçlü devlet, güçlü hukuk ve sorumlu gazetecilik, toplumun güvenini korumanın temelidir.

Zamanlama elbette önemlidir. Ama unutulmasın: Son sözü algılar değil, belgeler ve hukuk söylemelidir.