Soma Faciasının 12’nci Yılında İş Güvenliği Tartışması Yeniden Gündemde
Manisa’nın Soma ilçesinde 301 madencinin yaşamını yitirdiği maden faciasının üzerinden 12 yıl geçerken, Soma davasında madencilerin avukatlığını üstlenen Sercan Aran, Ankara Net Haber’e yaptığı özel açıklamada mevcut sistemdeki sorunlara ve mevzuattaki uygulama eksikliklerine dikkat çekti.
“Temel Sorun Mevzuatın Uygulanmaması”
Sercan Aran, yalnızca yeni yasal düzenlemelerin değil, mevcut mevzuatın eksiksiz uygulanmasının da işçilerin hak kayıplarının önüne geçebileceğini belirterek, “Az Tehlikeli, Tehlikeli ve Çok Tehlikeli ayrımı gözetilmeksizin, tüm işçiler bakımından mevcut mevzuat hükümlerinin eksiksiz ve kayırmacılık yapılmadan uygulanması dahi emekçilerin hak kayıplarının önüne geçecektir. Temel sorun, mevzuat hükümlerinin uygulanmamasından ve denetimlerin gereği gibi yapılmamasından kaynaklanmaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Denetimleri Önceden Biliyorduk”
Soma davası sürecinde dinlenen tanık işçilerin ifadelerinde yer alan denetim süreçlerine ilişkin çarpıcı detayları Paylaşan Aran, “Örneğin, Soma Katliamı’ndan yaralı kurtulan tanık işçilerin ifadelerinde anlattıkları acı bir gerçek var: ‘Denetimleri önceden biliyorduk, buna göre hazırlık yapılıyordu.’ Hal böyle olunca işveren, denetim öncesinde uygulamadığı iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini sadece ‘denetim geçene kadar’ uyguluyor; denetim bittikten sonra ise tekrar sağlıksız ve güvenliksiz çalışma ortamına dönülüyor” dedi.
Gaz Sensörleri ve Denetim Süreçleri Tartışılıyor
Madencilik sektöründeki en kritik başlıklardan birinin teknik denetim süreçleri olduğunu belirten Aran, Soma faciası sırasında gaz ölçüm sistemlerine yönelik tespit edilen usulsüzlüklere de dikkat çekti.
Aran, “Diğer bir sorun ise denetmenlerin görevlerini layıkıyla yerine getirmemesidir; nitekim Soma’da bunu acı bir şekilde tecrübe ettik. Madencilikte adeta bir mezarda çalışıyorsunuz; ortamda zehirli gazlar bulunuyor. Bu gazların bir kısmı kokusuz ve renksizdir; varlıkları ancak personelin elindeki veya belirli noktalardaki sabit gaz ölçüm cihazlarıyla anlaşılabilir. Soma Katliamı’nda bu sensörlerin kalibrasyonlarıyla oynandığını, sınır değerlerde uyarı vermesi gereken cihazların limitlerinin yükseltildiğini veya cihazın normal değer vermesi için bilinçli bir şekilde manipüle edildiğini gördük.” dedi.
“Daimi Nezaretçiler İşsizlik Kaygısıyla Çalışıyor”
Sercan Aran, madenlerdeki denetim sisteminin yapısal sorunlarına dikkat çekerek, özellikle “daimi nezaretçi” uygulamasının yeniden düzenlenmesi gerektiğini dile getirdi.
Aran, maden sahalarında kamu adına görev yapan nezaretçilerin ücretlerinin işveren tarafından karşılanmasının ciddi bir bağımlılık ilişkisi oluşturduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Madenlerde kamu idareleri tarafından her gün denetim yapılması teknik olarak mümkün olmadığından, bu amaçla daimi nezaretçiler atanmaktadır; ancak bu nezaretçilerin maaşını işveren ödemektedir. Bu durum, nezaretçilerin olumsuz bir durumu raporlamaları halinde işsiz kalma tehdidi altında çalışmasına neden olmaktadır. Daimi nezaretçilerin kamu eliyle atanması ve ücretlerinin işveren tarafından değil, kamu kaynaklarından karşılanması, görevlerini işsizlik kaygısı duymadan yapmalarını sağlayacak ve sorunun çözümüne önemli bir katkı sunacaktır.”
“23 Dolara Düşürdük” Sözlerini Hatırlattı
Soma faciası öncesinde yapılan açıklamalara da değinen Aran, maliyet düşürme anlayışının iş güvenliği üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
“Soma Katliamı’nın yaşandığı madenin sahibi Alp Gürkan, olaydan önceki demeçlerinde, ‘Türkiye Kömür İşletmeleri'nin 130-140 dolara mal ettiğini biz 23 dolara düşürdük’ diyerek başarısıyla övünüyordu. Bu maliyetlerin nasıl düşürüldüğünün cevabı, maalesef 301 madencinin hayatını kaybetmesidir. İş sağlığı ve güvenliği alanında kâr hırsı uğruna gerekli yatırımları yapmazsanız maliyetler düşer; ancak sonunda Soma gibi felaketler kaçınılmaz olur.”
“İşin Durdurulması Hükümleri Tavizsiz Uygulanmalı”
Mevcut mevzuatta yer alan yaptırımların uygulanması gerektiğini vurgulayan Aran, yalnızca kağıt üzerindeki düzenlemelerin yeterli olmadığını ifade eden Aran, “Bu bağlamda denetimlerin sıkılaştırılmasının yanı sıra, mevzuatın işverenlere yüklediği yükümlülükleri eksiksiz yerine getirmeyenler hakkında işin durdurulması ve faaliyetten men gibi mevcut hükümler tavizsiz bir şekilde uygulanmalıdır. Şayet köklü bir düzenleme yapılacaksa, tüm maden ocakları kamu eliyle işletilmelidir. Dikkat edilirse, kamu ocaklarında iş cinayeti haberlerini nadiren duyarken, rödovans sözleşmeleri ile şirketlere devredilen madenlerde bu vakalarla sık sık karşılaşıyoruz.” şeklinde konuştu.
“Bunu Tesadüf veya Kader ile Açıklamak Mümkün Değil”
Özel sektör işletmelerinde kâr odaklı yaklaşımın iş güvenliği yatırımlarını geri plana ittiğini belirten Aran, açıklamalarının devamında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bunu tesadüf veya kader ile açıklamak mümkün değildir. Bir şirketin temel amacı kâr olduğu ve ülkemizde insan hayatı yeterince değer görmediği için, ilk göz ardı edilen unsur iş sağlığı ve güvenliği yatırımları olmaktadır. Elbette kamu işletmelerinde de her şeyin kusursuz işlediği söylenemez; nitekim yakın tarihteki Amasra Katliamı bir kamu işletmesinde meydana geldi. Burada gördük ki madenlerin yalnızca kamu tekelinde olması yetmiyor, bu kurumlara liyakatli kadroların atanması gerekiyor. TKİ’den başlayarak alt müesseselere kadar liyakatsiz veya torpilli kadrolar eliyle sorumluluk verilince, Amasra gibi felaketler ne yazık ki kaçınılmaz oluyor.”
“Maden Cinayetlerinde Cezasızlık Politikası Uygulanıyor”
Aran, değerlendirmede, maden facialarının tekrar etmesindeki temel nedenlerden birinin “cezasızlık politikası” olduğunu söyledi. İş cinayetlerinde mevcut ceza uygulamalarının caydırıcı olmadığını belirten Aran, özellikle patronların cezai sorumluluğunun çoğu zaman “taksir” düzeyinde değerlendirildiğine dikkat çekerek, “Maden cinayetlerinin temel nedenlerinden biri de patronlara uygulanan cezasızlık politikasıdır. Mevcut ceza mevzuatının uygulamasına baktığımızda, iş cinayetlerinin genellikle ‘basit taksir’ veya ‘bilinçli taksir’ çerçevesinde tartışıldığını görüyoruz. ‘Olası kast’ ile insan öldürme suçu bakımından ise tartışmalar oldukça sınırlı kalmaktadır.” şeklinde konuştu.
Soma Davasındaki Yargıtay Sürecini Hatırlattı
Soma Davası sürecinde verilen kararları da değerlendiren Aran, “Soma Davası’na bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin ilk heyeti, sanıkların bir kısmı yönünden ‘olası kast’ ile cezalandırılmaları gerektiğine hükmetmişti. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine oluşturulan ikinci heyet bu kararı kaldırmış ve suçun ‘taksir’ düzeyinde kalmasına karar vermiştir. Bu süreç, hukuk tarihimizdeki kara lekelerden biri olmuştur.” dedi.
“Cezalar Caydırıcı Olmaktan Uzak”
İşverenlere verilen cezaların çoğu zaman kısa süreli hapis veya farklı infaz uygulamalarıyla sonuçlandığını ifade eden Aran, “Patronların cezai sorumluluğu taksir düzeyinde tutulduğu sürece, cezalar ya paraya çevrilmekte ya da infaz düzenlemeleriyle cezaevinde çok kısa süre kalınan bir tablo ortaya çıkmaktadır. Soma Katliamı’nda patronun oğlu Can Gürkan, hayatını kaybeden her bir madenci için yaklaşık 6 gün hapis yatarak tahliye edilmiştir. Bu pratik, iş cinayetlerindeki cezasızlık politikasının somut bir örneğidir.” ifadelerini kullandı.
“Yargı İçtihatları Değişmedikçe Benzer Acılar Sürecek”
İş cinayetlerinde caydırıcı ceza uygulamalarının önemine dikkat çeken Aran, mevcut yaklaşım değişmediği sürece benzer faciaların yaşanmaya devam edeceğini belirtti.
Yasaların aynı olmasına rağmen sahada uygulama farklılıklarının görüldüğünü ifade eden Aran, "Örneğin; madenlerde üretimin durdurulması ocak körlenmesi veya su basması gibi büyük mali kayıplara yol açtığı için, hayati eksikliklere rağmen ‘üretimin aksamaması’ adına idari imtiyazlar ve esneklikler tanınmaktadır. Bu esnekliklerin temel nedeni, insan hayatına verilen değerin düşüklüğüdür. Bir madende göçük veya patlama olduğunda, madenin tamamen kullanılamaz hale gelme olasılığı düşük görülür; ölen ölür, akşam vardiyası aynı yerde çalışmaya devam eder." dedi.







