Osmanlı tarihine ilgi duyan birçok kişi, millet-i sadıka ifadesinin hangi topluluk için kullanıldığını ve hangi anlamı taşıdığını öğrenmek istiyor. Son dönemde yapılan tarih araştırmalarıyla birlikte millet-i sadıka teriminin anlamı yeniden gündeme gelirken, kavramın kökeni ve tarihsel arka planı da merak konusu oluyor. İşte detaylar...

Bay Becerikli öldü mü? Phil Gallagher hayatta mı? Neden yayınlanmıyor?
Bay Becerikli öldü mü? Phil Gallagher hayatta mı? Neden yayınlanmıyor?
İçeriği Görüntüle

MİLLET-İ SADIKA KİMDİR, NEDİR?

Millet-i Sadıka kavramı, Osmanlı Devleti’nde özellikle Ermeni toplumu için kullanılan ve “devlete sadık topluluk” anlamına gelen tarihî bir ifadedir. Bu tanımlama, yüzyıllar boyunca Osmanlı idaresi altında yaşayan Ermenilerin devletle kurduğu güven ilişkisini ve sahip oldukları ayrıcalıklı konumu yansıtmak amacıyla kullanılmıştır. Kavramın ortaya çıkışı, Selçuklu dönemine kadar uzanan uzun bir tarihsel arka plana sahiptir.

ERKEN DÖNEMDE ERMENİLERİN TARİHSEL KONUMU

Ermeniler, Türklerle temas kurmadan önce Roma, Pers ve Bizans gibi büyük imparatorlukların egemenliği altında yaşamış, bu dönemlerde ciddi baskılarla karşılaşmıştır. Özellikle Bizans idaresinde zaman zaman sürgünlere maruz kalan Ermeni toplulukları, dinî ve sosyal anlamda sınırlı haklara sahip olmuştur.

Selçuklu Türklerinin Anadolu’ya gelişiyle birlikte Ermeniler için yeni bir dönem başlamış, güvenli bir yaşam alanı ortaya çıkmıştır. Selçuklu yönetimi altında Ermeniler dinî özgürlüklerini korumuş, kilise ve manastırlarını serbest bir şekilde yönetebilmiştir.

MİLLETİ SADIKA KİMLERE DENİR?

Osmanlı Devleti’nin kurulmasıyla birlikte Ermeniler, millet sistemi içinde örgütlenmiş ve kendi dinî liderleri aracılığıyla yönetilmiştir. Sistem, gayrimüslim topluluklara iç işlerinde geniş bir özerklik tanımıştır. Osmanlı kaynaklarında Ermeniler, uzun yıllar boyunca devlete bağlılıklarıyla öne çıkmış ve bu nedenle “Millet-i Sadıka” olarak anılmıştır. Ermeni cemaatine ait kiliseler ve din adamları bazı vergilerden muaf tutulmuş, ticaret, zanaat ve bürokraside etkin roller üstlenmelerine imkân tanınmıştır.

ERMENİLERİN DEVLET YÖNETİMİNDEKİ YERİ

Osmanlı Devleti’nde Ermeniler sadece ticarette değil, aynı zamanda devlet kademelerinde de önemli görevler üstlenmiştir. Maliye, Hariciye, Bayındırlık, Posta-Telgraf, Darphane ve Hazine gibi kritik kurumlarda Ermeni kökenli bürokratların görev yaptığı bilinmektedir. Bu da Osmanlı yönetiminin Ermeni toplumuna duyduğu güvenin somut göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Uzun süre boyunca Türkler ile Ermeniler arasında gündelik yaşamda ciddi bir çatışma yaşanmamış, toplumsal ilişkiler görece istikrarlı bir zeminde sürmüştür.

XIX. YÜZYIL VE DEĞİŞEN DENGELER

XIX. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Avrupa’da yayılan milliyetçilik akımları Osmanlı topraklarındaki birçok etnik ve dinî topluluğu etkilemiştir. Bu süreçte bazı Ermeni siyasi örgütleri bağımsızlık hedefleri doğrultusunda faaliyet göstermeye başlamıştır. 1890’da kurulan Taşnaksutyun gibi örgütler, özellikle Osmanlı’nın zayıfladığı dönemde isyan hareketlerinde etkili olmuştur. Bu gelişmeler, yüzyıllardır süregelen Millet-i Sadıka anlayışının Osmanlı yönetimi nezdinde sorgulanmasına yol açmıştır.

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE KIRILMA NOKTASI

Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti, cephe güvenliğini tehdit eden gelişmeler nedeniyle 1915 yılında tehcir kararını uygulamaya koymuştur. Osmanlı arşivlerinde yer alan belgelere göre bu uygulama, savaş şartları içinde alınmış askerî ve güvenlik temelli bir tedbir olarak değerlendirilmiştir.

Göç sürecinde yaşanan can kayıpları; salgın hastalıklar, kıtlık ve ulaşım zorlukları gibi dönemin olağanüstü koşullarıyla ilişkilendirilmiştir. Osmanlı yönetimi, göç edenlerin can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yönelik talimatlar yayımlamış olsa da uygulamada ciddi aksaklıklar yaşandığı da tarihî kayıtlarda yer almaktadır.

“SOYKIRIM” İDDİALARI VE TARİHSEL TARTIŞMALAR

XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası alanda gündeme gelen Ermeni soykırımı iddiaları, tarihçiler arasında farklı görüşlerle ele alınmaktadır. Bazı Batılı akademisyenler ve hukukçular, yaşananların hukuki anlamda “soykırım” tanımına uymadığını savunmuştur. Amerikalı hukukçu Bruce Fein ve tarihçi Guenter Lewy gibi isimler, Osmanlı arşivleri ile Batılı devletlerin belgelerini inceleyerek bu iddiaların tartışmalı yönlerine dikkat çekmiştir. Bu görüşler, akademik literatürde karşıt tezler arasında yer almaktadır.

ERMENİSTAN’IN İLK BAŞBAKANI KAÇAZNUNİ’NİN RAPORU

1918’de kurulan Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni, 1923 yılında hazırladığı raporda, Osmanlı döneminde yaşanan olaylara dair özeleştirel değerlendirmelerde bulunmuştur. Kaçaznuni’nin ifadeleri, Ermeni siyasi hareketlerinin savaş yıllarındaki tercihlerinin sonuçlarına dikkat çekmesi bakımından tarihî bir belge olarak değerlendirilmektedir.

Kaynak: Haber Merkezi