Modern kabul ettiğimiz Avrupa devletlerinde, hiçbir siyasetçi ve siyasi parti; “Şu kadar yol yaptım, metro yaptım, köprü yaptım” diye vatandaştan oy istemez.

Ve hiçbir belediye başkanı da; “Alt geçit yaptım, park yaptım, otobüs aldım” diye milletin önüne çıkıp propaganda yapmaz.

Çünkü millet o’na oyunu bunları yapsın diye vermiştir. Yaptıkları onların görevleridir zaten. Bunları “hizmet” diye sunduğunda, bizler gibi elleri patlayana kadar alkışlamak yerine; “yapacaksın kardeşim, zaten bunun için seçildin” der ve aynen tepkilerini ortaya koyarlar.

Bu devletlerin hiçbirisinde sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve temel ihtiyaç yerlerinin açılışını, temel atılmasını siyasetçinin “şov” mekanına dönüştürmesine izin vermezler. Kurdela kesmek, onlarca kurban kanı akıtmak ve “yaptık, yapacağız, yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” denildiğinde; “E, herhalde yapacaksınız” diye şamar gibi cevap verirler, çünkü onlar yapılacakları bilirler. Bizim gibi “Lan acaba nasıl bir siyasi takla atsak ta şu işi kotarsak” diye düşünmezler.

Misal onlarda Mercedese değil, bisiklete binen, tasarrufa meyleden, halkı gibi yaşayan, kımızı ışıkta duran ve halkın parasını çarçur etmeyen politikacı baş tacı edilirken, bizde son model arabayla, onlarca korumayla, ne kadar zengin ve kalabalık görünürse o derece halkın gözünde büyüyen politikacılar baş tacı edilir. Hele birde uçağı, villaları ve hatta GEMİSİ var ise, sırtı sittin sene yere gelmez.

Oralarda politikacının kendisi hariç kimse siyasete direk müdahil olmaz. Kimse babasının emmisinin dayısının mevkisinden, etinden sütünden faydalanmaz. Bizde ise kapağı meclis’e atanın yedi göbek sülalesi ihya olur. Bal tutan parmağını sırayla ve şapırtıyla yalar.

Devletin malı bir tek bizde “deniz”dir ve faydalanmayan zavallıdır, iş bilmez dir, sünepedir, enayidir, pasiftir. Onlarda köprü bir tek üzerinden geçmek içindir, bizde ise geçene kadar herkese DAYI denir. Köprüyü kazasız belasız geçip te yer, yurt, para tutanlar, sonradan babasını tanımazlar. Genlerimizden kaynaklanan birlikteliğin bu kadar hızlı kenetlendiği ve öküz öldükten sonra aynı hızla ayrıştığı bizden başka memleket bulmak zor, hatta imkansızdır.

Seçim zamanlarında; oralarda sukunetle işini yapanlar, nezaketten ayrılmayanlar, kibar olanlar ve halkın parasını sokaklara savurmayanlar itibarlı iken, bizde ortalığı bayrak ve afiş çöplüğüne dönüştürenler, hoparlörlerden bas bas bağıranlar, tv lerde ve medyada birbirine çakanlar, laf sokanlar, hakaret edenler ve bel altına en çok vuranlar bir adım öne geçer. Ana’lara bile sövenlerin en yüksek mevkilere geldiği, bu dünyada hatta uzayda başka memleket varmıdır acaba?

Bu diğer diyarlarda gariban olmak, parası olmamak ve dürüstlük politikada geçer akçe olup, halkın gönlünde temiz bir insan ve politikacı iken, bizde alabildiğine milyoner, vurabildiği oranda mal-mülk sahibi, hem dünyalık hem ahretlik cukka sahibi olanlar, el üstünde tutulur, omuzlarda gezer, baş tacı edilir ve olayın özeti; “zaten zengin kardeşim, cık çalmaz bu” ya bağlanır mesele.

Yüzde doksansekizi Müslüman olmakla övünen bir milletin; “Çalıyor ama çalışıyor”u kutsalleştirdiği bir yerdir burası. Müslümanlığın kutsal kitabını geçtik, hiçbir ilahi kitapta; “Çalmak ve çalışmak” aynı cümle içinde dahi kullanılmaz. Ama; okuyan, anlayan, yorumlayan ve kendine düstür edinen kaç şahıs vardır ki, anlayanlar anlamayanlara anlatsın.

Bizim özdiyarımıza özgü bir reflekste, belediyenin iş kapısından başka bir işe yaramadığı önyargısıdır. Oralarda balık tutma öğretilirken bizde direk; “bana balık ver, servis yap, böl parçala, yedir, armudu pişir ağzıma düşür” mantığı devreye girer ve o nedenle de dereler dolu iken, balıklar karıncaları yer, dereler kuruduğunda da, karıncalar balıkları yer.

Avrupa’nın ve kalburüstü tabir edilen diğer yerlerin bizlerden öğreneceği çok şey var çoook…. O nedenle bizi çekemiyorlar, güçlenmemizi istemiyorlar, projelerimize engel oluyorlar, insana verdiğimiz değeri anlayamıyorlar ya(!)….. yersen....

SAYGILARIMLA