Bir tarafta;

-“Terörle mücadele kararlılıkla devam edecek”

-“Hesap sorulacak, kanlar yerde kalmayacak’’

-“Bıçak kemiğe dayandı’’

-“Şiddetle kınıyor, lanetliyoruz’’

Diğer tarafta;

-“Halkların kardeşliği için varız’’

-“Özgürlük, eşitlik, demokrasi istiyoruz’’

-“İnsan hakları için tüm mücadelemiz’’

-“Barış güverciniyiz aslında, devlet silah bırakmalı’’

Yıllardır aynı söylemler, aynı dil, aynı mantık, aynı kısır döngü. İnsanlar ölüyor. Hala bebekler ölüyor. Hala gençler vuruluyor. Hala ocaklara ateşler düşüyor. Hala ana-babalar ağlıyor. Birileri ana-babasız kalıyor, birileri evlatsız, birileri kardeşsiz, birileri eşsiz, birileri dostsuz, arkadaşsız kalıyor.

Bildik bir yılan-adam hikayesine dayanıyor sonuç. “Sende bu evlat acısı, bende bu kuyruk acısı oldukça biz dost olamayız.’’

Ne Ramazan ayının uhrevi havası, ne bayramın çocuk masumluğunda tadı kaldı, çocuklar bayramlarda bile öldüğünden beri.

Cahiliye devrinde Haram Aylar’da savaşmayan bedevi kabilelerinden bile daha ilkel ve acımasız oldu herşey.

Kendi bakış açısına göre kendini haklı görebilen zihniyet, bu haklılığını, 1 yaşında öldürülen çocuğun ana-babasına anlatsın, eğer onlar hak verir ise hepimiz hak verelim, eyvallah diyelim.

Antep’e GAZİ namını ortak düşmana karşı omuz omuza savaşan Türk-Kürt beraber kazandırmadı mı?

Ne değişti? Ya da ne değiştirildi de, en geçerli akçe kan oldu. Ve neden insanlık, insan canı beş para etmez oldu?

Karanlık ve kirli bir kardeş savaşına sürükleniyor memleket ve günden güne içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Acaba ilk kim terkedecek bu ağır bedellerle alınmış vatanı? Çıkmazlara saplanıp kaldığımız sürece de değişen bir şey olmayacak ve ne Türk, ne de Kürt’e bırakmayacaklar gibi.

Babalarının malı gibi gelip oturacak birileri ve biz dizlerimizi dövecek zaman bile bulamayacağız. En son çıkan bu memleketten ışıkları söndürsün bari. Gelene masraf olmayalım. Yüzyıllardır kardeşçe yaşayarak epey bir zahmet verdik çünkü.

SAYGILARIMLA