Sivas'ın tarihi Zanaatkârlar Çarşısı, yalnızca geçmişin izlerini taşıyan dükkânlara değil, aynı zamanda yüzyıllardır yaşatılan el sanatlarına da ev sahipliği yapıyor. Kültür Sanat Muhabirleri Derneği tarafından, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın destekleriyle hayata geçirilen "Medya, Kültür, Sanat ve Turizm Buluşmaları" projesi kapsamında kente gelen gazeteciler, Sivas'ın kültürel mirasını yerinde inceleme fırsatı buldu.
Program sırasında Medya Ankara Genel Yayın Yönetmeni Bayram Polat'ın konuğu olan saraç ustası Celalettin Karagöz, hem mesleğinin inceliklerini anlattı hem de yılların birikimiyle dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.
"18 YAŞINDAKİ BİR GENÇTEN ÇIRAK OLMAZ"
Türkiye'deki eğitim sistemini eleştiren Karagöz, meslek öğrenmenin küçük yaşlarda başlaması gerektiğini savundu. Günümüzde çırak yetiştirmenin giderek zorlaştığını belirten usta, geçmişte uygulanan sistemin daha verimli olduğunu ifade etti.
Karagöz, kendi çocukluk dönemini örnek göstererek, ilkokul yıllarında öğrencilerin yeteneklerine göre yönlendirildiğini söyledi. Her bireyin aynı mesleği yapmak zorunda olmadığını dile getiren deneyimli usta, toplumun hem akademisyenlere hem de zanaatkârlara ihtiyaç duyduğunu vurguladı. "Bizim eğitim sistemimiz yanlış. 18 yaşındaki çocuktan çırak olmaz." diyen Karagöz, eskiden çocukların 7 yaşından itibaren ustalarının yanında yetişmeye başladığını, yıllar içinde meslek öğrenerek usta olduklarını anlattı.

"HERKESİN TOPLUMDA BİR GÖREVİ VAR"
Meslek seçiminde yeteneğin önemine dikkat çeken Celalettin Karagöz, geçmişte öğretmenlerin öğrencileri yakından tanıyarak aileleri yönlendirdiğini belirtti. Toplumun yalnızca beyaz yakalı çalışanlardan oluşamayacağını ifade eden Karagöz, "Bu memlekete zanaatkâr da lazım, hamal da lazım." sözleriyle üretimin her alanındaki emeğin değerine işaret etti.
"MÜŞTERİ DEĞİL, MİSAFİR"
Yıllardır aynı dükkânda üretim yapan usta, müşteri anlayışına da farklı bir bakış açısıyla yaklaşıyor. Karagöz, dükkânına gelen kişileri müşteri olarak değil misafir olarak gördüğünü belirterek, "Onlar bizim misafirimiz. Baş tacımız. Müşterilikten çıktılar. Ne derlerse elimizden geldiğince yerine getirmeye çalışırız." ifadelerini kullandı.
DÖRT KUŞAKTIR AYNI MESLEĞİ SÜRDÜRÜYOR
Saraçlık mesleğinin aile geleneği olduğunu anlatan Celalettin Karagöz, bu sanatla adeta doğduğu günden beri iç içe olduğunu söyledi. "Biz bu işi annemizin karnındayken yapmaya başlamışız." sözleriyle mesleğe olan bağlılığını anlatan Karagöz, dedesinin dedesinden bu yana aynı işi yaptıklarını ve kendisinin ailenin dördüncü kuşak saraç ustası olduğunu dile getirdi.
EL EMEĞİYLE AT KOŞUM TAKIMLARI ÜRETİYOR
At kültürünün vazgeçilmez parçaları arasında yer alan birçok ürünü tamamen el işçiliğiyle hazırlayan Karagöz, dükkânında geleneksel yöntemlerle üretim yapmayı sürdürüyor. Hamut, paldım, eyer, kayış ve at arabaları ile faytonlarda kullanılan çeşitli koşum takımlarını ürettiklerini belirten usta, bütün ürünlerin tek tek elde işlendiğini söyledi. Seri üretimin aksine her parçanın ustalık ve sabır gerektirdiğini vurguladı.

"BENDEN SONRA HİÇBİR MESLEK DEVAM ETMEYECEK"
Mesleğin geleceğine ilişkin en büyük endişesinin çırak yetişmemesi olduğunu söyleyen Karagöz, geleneksel zanaatların ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Kendisinden sonra mesleği sürdürecek bir isim bulunmadığını belirten usta, gençleri suçlamaktan kaçındığını ancak çalışma kültürünün değiştiğini dile getirdi. Gençlerin değerli olduğunu söyleyen Karagöz, buna rağmen birçok kişinin emek vermeden kazanç elde etmek istediğini, bu anlayışın ise el sanatlarının geleceğini olumsuz etkilediğini ifade etti.
ÜRÜNLERİ DİZİ VE FİLM SETLERİNDE KULLANILIYOR
Sivas'taki küçük atölyesinde üretilen el emeği ürünler yalnızca Türkiye'nin farklı şehirlerine değil, film ve dizi sektörüne de ulaşıyor. Karagöz, Diriliş Ertuğrul başta olmak üzere Osmanlı dönemini konu alan yapımlarda kullanılan at ekipmanlarının önemli bir bölümünü hazırladıklarını belirterek, ihtiyaç duyulan eyer ve diğer saraçlık ürünlerini yapım ekiplerine gönderdiklerini söyledi.
"ÖNCE HAYAT, SONRA FİLM"
Yaptığı işin televizyon dizilerinde kullanılmasının kendisi için önemli olduğunu ancak asıl değer verilmesi gerekenin mesleğin kendisi olduğunu ifade eden Celalettin Karagöz, sözlerini anlamlı bir mesajla tamamladı. Ünlü yapımlara ürün göndermelerinin gurur verici olduğunu dile getiren deneyimli usta, "Önce hayat önemli. Film sonra gelir." diyerek, asıl korunması gerekenin yüzyıllardır yaşatılan zanaatlar ve onları geleceğe taşıyacak ustalar olduğunu vurguladı.