Açıklamasında küresel sistemin 2030 sonrasına hazırlandığını savunan Trükten, mevcut dönemi “fırtına öncesi sessizlik” olarak tanımladı. Trükten’e göre dünya, yeni bir teknokratik rejime geçiş için dizayn ediliyor ve bu sürecin en tehlikeli başlıklarından biri de nükleer kriz ihtimali.
“Bugün ‘nükleer savaş riski arttı’ deniyor. Çünkü bu, felaket senaryolarından biri. Bu düğmeye basmak isteyen bir akıl var” diyen Trükten, nükleer bir olayın küresel ölçekte gıda güvenliği ve toplumsal kontrol mekanizmaları için kullanılabileceğini öne sürdü.
“GIDA VE EKONOMİ ÜZERİNDEN KONTROL MEKANİZMASI KURULMAK İSTENİYOR”
Erkan Trükten, nükleer bir kriz ihtimalinin yalnızca askeri değil, ekonomik ve sosyal sonuçlar doğuracağına dikkat çekti. Bu tür bir senaryonun, gıda üretimi ve dağıtımının merkezi bir yapının kontrolüne geçmesine zemin hazırlayacağını savunan Trükten, “Bu yolla tüm gıdayı kontrol etmek istiyorlar” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de yaşanan ekonomik tabloya da değinen Trükten, orta ve küçük ölçekli işletmelerin özellikle Covid-19 döneminden bu yana ciddi şekilde zayıfladığını söyledi.

“KOBİ’LER BİTİYOR, TEKELLER GÜÇLENİYOR”
Trükten, Türkiye’de küçük esnafın ayakta kalmakta zorlandığını vurgulayarak somut örnekler verdi. Artan kiralar ve düşen alım gücü nedeniyle birçok işletmenin kepenk kapatma noktasına geldiğini belirten Trükten, bu sürecin tesadüf olmadığını savundu.
“Kahveciler, börekçiler, bakkallar birer birer ortadan kalkıyor. Yerine franchise ve tekelleşmiş markalar geliyor. Sistemle uyumlu olanlar ayakta kalacak” diyen Trükten, bu yapının ilerleyen dönemde kalori takibi, puanlama ve dijital denetim gibi uygulamalara zemin hazırlayacağını ileri sürdü.
“YAPAY ZEKÂ EGEMENLİĞİ İÇİN TOPLUMSAL ZEMİN OLUŞTURULUYOR”
Erkan Trükten, yapay zekâ ve otomasyon sistemlerine geçişin, mevcut meslek grupları üzerinden meşrulaştırıldığını iddia etti. Özellikle esnaf ve taksicilerle ilgili olumsuz algıların bilinçli olarak öne çıkarıldığını savunan Trükten, bu durumun toplumda “insansız sistemlere razı olma” eğilimini artırdığını söyledi.
Trükten, “O zaman insanlar ‘otomatik sistem gelsin, şoförle muhatap olmayalım’ diyor. Böylece yapay zekâ egemenliğini isteyenlerin sayısı artıyor” ifadelerini kullandı.

“MÜLKİYET HAKKI AŞINIYOR, AİDİYET ZAYIFLIYOR”
Trükten’in açıklamalarında dikkat çeken bir diğer başlık ise mülkiyet hakkı oldu. Tapulu evlerin dahi güvencesinin kalmadığını savunan Trükten, kentsel dönüşüm ve risk gerekçeleriyle mülksüzleştirmenin yaygınlaşabileceğini dile getirdi.
“Mülkiyet yoksa aidiyet yoktur. Aidiyet yoksa köksüzlük vardır” diyen Trükten, bu sürecin bireysel kimliği zayıflattığını ve toplumu kolektif, denetlenen yapılara sürüklediğini öne sürdü.
“SİYASET BU GİDİŞATI TARTIŞMALI”
Açıklamasının sonunda küresel sistem eleştirisini daha da sertleştiren Erkan Trükten, küresel sosyalizm söylemlerine dikkat çekti. Bazı küresel sermaye çevrelerinden gelen açıklamaların bu dönüşümün işareti olduğunu savunan Trükten, siyaset kurumunun bu süreci açıkça tartışması gerektiğini ifade etti.
Trükten’in açıklamaları, nükleer riskten ekonomik yapıya, yapay zekâdan mülkiyet hakkına kadar uzanan geniş bir çerçevede küresel dönüşüm tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.