ABD merkezli analiz platformu Eurasia Review’da Neville Teller imzasıyla yayımlanan değerlendirmede, Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının geleceği ile Türkiye’nin bölgedeki artan etkisi ele alındı. Analizde, Moskova’nın Hmeymim ve Tartus’taki askeri varlığının yeniden düzenlenmesinin Suriye’deki güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabileceği ifade edildi.

Suriye ile Rusya, 9 Ağustos 2026’da yaklaşık 18 ay süren görüşmelerin ardından Hmeymim ve Tartus’taki Rus tesislerinin statüsüne ilişkin mutabakat zaptına imza attı. Anlaşmaya göre sivil nitelikteki tesislerin yönetimi Suriye devletine devredilirken, askeri tesislerin işlevlerinin ortak eğitim ve yeterlilik merkezlerine dönüştürülmesi kararlaştırıldı. Geçiş süreci için de en fazla üç aylık süre öngörüldü.

Bu gelişme, Rusya'nın 2015'ten bu yana Suriye'deki askeri operasyonlarının merkezlerinden biri olan Hmeymim ile Akdeniz'deki önemli deniz tesislerinden Tartus'un statüsünde ciddi bir değişiklik anlamına geliyor. Ancak mutabakat, Rusya'nın tamamen bölgeden ayrılması şeklinde değil, askeri varlığının yeni bir çerçevede düzenlenmesi şeklinde tanımlanıyor.

ANALİZDE İSRAİL’İN SURİYE ENDİŞESİNE DİKKAT ÇEKİLDİ

Neville Teller’ın değerlendirmesinde, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığının küçülmesinin ilk bakışta İsrail açısından olumlu bir gelişme olarak görülebileceği belirtildi. Rusya'nın Hmeymim'deki hava varlığı, Suriye iç savaşı boyunca İsrail'in Suriye'deki operasyonları açısından da önemli bir faktör olmuştu.

Teller, Rusya'nın etkisinin azalmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni tabloda Türkiye'nin Suriye üzerindeki askeri ve siyasi ağırlığının daha belirgin hale geldiğini savundu. Analizde İsrail açısından temel kaygının, Türkiye'nin Suriye'de askeri kapasitenin yeniden oluşturulması sürecinde üstlendiği rol olduğu ifade edildi.

Ekran Görüntüsü 2026 09 13 194243

Değerlendirmede şu ifadeye yer verildi:

"İsrail'in Suriye'deki mevcut endişeleri, güneydeki birliklerine yönelik saldırıları engellemek ve Türkiye'nin İsrail'i tehdit edebilecek herhangi bir askeri dayanak noktası elde etme girişimini boşa çıkarmaktır."

TÜRKİYE-SURİYE ASKERİ İŞBİRLİĞİ ÖNE ÇIKIYOR

Rusya'nın Suriye'deki konumunun yeniden şekillendiği süreçte Ankara ile Şam arasındaki savunma ve güvenlik işbirliği de bölgesel denklemin önemli başlıklarından biri haline geldi. Türkiye, Esad yönetiminin Aralık 2024'te devrilmesinin ardından Suriye'nin yeni yönetimiyle yakın ilişkiler geliştirdi. Ankara'nın Suriye ordusunun yeniden yapılandırılması, askeri eğitim ve kurumsal kapasitenin geliştirilmesi konularında destek verdiği bildirildi.

Reuters'ın ağustos ayında aktardığı gelişmelerde de Türkiye'nin Suriye ordusunun eğitimine ve yeniden yapılandırılmasına katkı sağladığı belirtildi. Eurasia Review'daki değerlendirmede de bu tablo Rusya'nın gerileyen askeri etkisiyle birlikte ele alınarak şu ifadeler kullanıldı:

"Türkiye, Rusya'nın çekilmesinin yarattığı boşluğu giderek daha fazla dolduruyor. Esad sonrası Suriye hükümeti, Suriye'nin askeri kapasitesini yeniden inşa etmeye yardımcı olan Türkiye ile yakın bir askeri ilişki geliştirdi."

ABU EL-DUHUR SALDIRISI GERİLİMİ ARTIRDI

Türkiye ile İsrail arasındaki Suriye merkezli gerilim, ağustos ayında Abu el-Duhur Hava Üssü'ne düzenlenen İsrail saldırısıyla daha görünür hale geldi.

Ekran Görüntüsü 2026 09 13 194236

İsrail, 18 Ağustos'ta Suriye'nin kuzeybatısındaki Abu el-Duhur Hava Üssü'nü vurdu. Suriye devlet medyası saldırıda pist ve depolama alanlarının hedef alındığını bildirirken, Türkiye saldırıyı kınadı. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise saldırıyı "gereksiz bir tırmanma" olarak nitelendirdi.

İsrail yönetimi, saldırının gerekçesi olarak Suriye'nin Türkiye'ye ait askerlerin üsse konuşlandırılmasına izin vermeye hazırlandığı yönündeki iddiasını öne çıkardı. Ankara ise İsrail'in bu iddialarını reddetti. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani de Abu el-Duhur'da Türk askeri üssü kurulması yönünde bir plan bulunmadığını, Türk subaylarının ziyaretinin eğitim ve tecrübe paylaşımı kapsamındaki askeri işbirliğinin parçası olduğunu açıkladı.

Gelişmelerin ardından Washington, Türkiye, İsrail ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemek amacıyla bir iletişim ve çatışmasızlık mekanizması oluşturmak için çalışma yürüttüğünü açıkladı.

SURİYE’DE YENİ GÜÇ DENGESİ

Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığının yeni bir statüye kavuşması, 2015'ten bu yana oluşan bölgesel düzen açısından önemli bir değişim olarak değerlendiriliyor. Moskova, Esad yönetiminin en önemli dış destekçilerinden biri olarak iç savaş boyunca Suriye'de belirleyici askeri rol üstlenmişti.

Hmeymim Hava Üssü, Rusya'nın Suriye'deki hava operasyonlarının ana merkezlerinden biri olurken Tartus da Moskova'nın Akdeniz'deki deniz varlığının temel noktalarından biri oldu. Esad yönetiminin 2024 sonunda devrilmesinin ardından Rusya ile yeni Şam yönetimi, bu tesislerin geleceğini görüşmeye başladı. Yaklaşık bir buçuk yıl süren müzakereler sonunda 9 Ağustos'ta yeni düzenleme üzerinde anlaşmaya varıldı.

Bu süreçte Rusya'nın bölgedeki konumu yeniden tanımlanırken Türkiye, Suriye'nin yeni yönetimiyle geliştirdiği siyasi ve askeri ilişkiler sayesinde ülkedeki başlıca dış aktörlerden biri olarak öne çıktı.

"İSRAİL'İN TETİKTE OLMASI GEREKECEK"

Neville Teller'ın değerlendirmesinde, Rusya'nın Suriye'deki askeri varlığının azalmasının yalnızca Moskova'nın bölgedeki konumunu değiştirmediği, aynı zamanda Türkiye'nin etkisinin daha fazla hissedildiği bir güvenlik ortamı oluşturduğu savunuldu. Analizde, Türkiye'nin Şam yönetimiyle yakınlaşmasının askeri boyutunun İsrail açısından özellikle önem taşıdığı değerlendirilerek şu ifadeye yer verildi:

"Rusya'nın Suriye'den ve dolayısıyla Ortadoğu'nun tamamından fiilen çekilmesi, diplomatik ve askeri açıdan İsrail için olumlu bir gelişme gibi görünse de, stratejik olarak Türkiye'nin etkisi altındaki bir Suriye'nin ortaya çıkmasını teşvik ediyor gibi görünüyor. İsrail'in tetikte olması gerekecek."

Kaynak: Haber Merkezi