Daha önce de bu konu hakkında “Keşke Yunan Geleydi” başlığı bir yazı yazmıştım. Geçtiğimiz hafta “Son Kale’nin 101. Yılı nasıl kutlanmalı” ile ilgili toplantıda yeniden gündeme getirdim.

Çok hassas bir konu farkındayım. “Yunanlılar yarın gelsinler” denilecek bir mesele elbette değil. Ama “Kattiyenn, hayatta olmaz….”da denmemeli bence. En azından bir tartışmaya açılmalı, eksileri, artıları getireceği götüreceği bir masaya yatırılmamalı mı?

İşin bir milliyetçilik boyutu var. Milliyetçilikse mevzu, ben taa merkezinden gelen birisiyim. Menbağını bilirim bu işin. Ama artık bazı kavramlar güncelleniyor. Artık memleketi sevmek veya milliyetçisi olmak, onun refah, eğitim, bilim, sanat ve bilimum çağdaş konularda en iyi yerlere getirmek. Yoksa “Vatan, millet Sakarya..”ya kimsenin bir şey dediği yok. Lakin bunların yanına dediklerimi koyamazsanız. Vatan aşkı kavuşulamayan bir kara sevda olarak kalıyor ve kızın babası bir türlü vermiyor.

Yunan, bundan 100 yıl önce bu topraklara savaşmak adına gelmiş. Dinlerken bile tüyleri diken diken eden, anlatılırken bile utanılan, yazıya dökerken bile ızdırap veren zulümler yapmış mı yapmış. Kabul… Ancak bundan yüzyıl önce yapılan ve utancı Yunan tarihine geçen olayları artık tarihin tozlu raflarına gömmeyelim mi. Ya da bir nebze olsun bir kenara koymak için kaç yüzyıl geçmesi lazım.

İş kan davası ise hani Müslümandık? Din de var mı kan davası? Ya nerede Mevlana hoşgörümüz. “Ne olursan ol gel” demiyecek miyiz? “Yaradılanı hoşgör yaratandan ötürü” diyen Yunus’un torunlarına ne oldu?

Konu tarihi eşelemekse eğer, alayımız “Biz Osmanlı Torunuyuz Aga..” demiyor muyuz. Bakın Osmanlı’da savaş sistemi nasıldı. Savaşarak kazanılan şehirleri 3 gün yağmalama yani ganimet hakkı vardı. Yeniçeriler hangi eve girerse o evde bulunan, para, eşya veya evdeki herkes onun malı sayılırdı. İstediğini yapma hakkına sahipti. Neler yaptıkları ile ilgili de binlerce hadise var. O nedenle savaş bazen gerçekten çok acımasız dramları da beraberinde getirmekte ne ulus ayırır, ne millet, ne de kişi.

Kanı kanla değil de bir süre sonra suyla yıkamak en insani çözümdür. Bugün Yunanlıları kutlama yaptığımız ağustos veya eylül aylarında değil de başka zaman turistik olarak kabul edebiliriz. Gelsinler, atalarının savaştığı, yattığı yerleri görsünler. Hatta hatta onlara bir konferans vererek dedelerinin yaptıkları zulüm belgelerle anlatılarak gözlerine gözlerine sokulabilir. Çünkü onlar da kendi taraflı tarihçilerinden dedelerinin ne kadar mülayim ve günahsız olduklarını dinliyorlar. Oysa en yalın gerçeği onlara anlatmak için bile bugün bazı adımlar atılabilir.

Gün gelecek günahımızla, sevabımızla Yunanlılarla barışacağız, hatta kucaklaşacağız. Bunu neden erkene almayalım. Neden bu işin öncüsü mimarı Haymana olup tarihteki yerini almasın? Ülke barışı, Ortadoğu barışı hatta dünya barışı için neden bir zamanlar çok kanlı savaşların, çok büyük dramların yaşandığı topraklar seçilmesin.

Amacımız Haymana’nın tarihe geçmesi değil mi? Bu bazen geçmiş uzak tarihle, bazen de geleceğe yön vererek olur. Milliyetçilik 100 yıl önceki devasa hatayı sürekli gündemde tutarak değil, bundan ders alarak sonraki dramları kendi insanına bir daha yaşatmamak için mücadele etmektir. Bu da ancak o günkü savaşın başkomutanı ve en büyük milliyetçilerden Atatürk’ün “Yurtta barış, cihanda barış” felsefesi ile olur. Yoksa kör dövüşümüz devam eder gider…

HAFTANIN HABERİ; Gece yarısından sonra tuvalet kağıdına büyük zam geleceği haberi üzerine vatandaşlar tüm tuvaletlerde uzun hacet giderme kuyruğu oluşturdu.