Bugünkü siyaset diline baktığımızda artık projelerin, hizmetlerin ve vizyon yarışının yerini sert söylemler, karşılıklı suçlamalar ve sokak dili almaya başladı.

Özellikle ana muhalefet cephesinde yaşanan tartışmalar, siyasetin yapıcı yönünden uzaklaşıldığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ak Partili siyasetçilerin CHP’ye yönelik gündemini değerlendirmelerine öyle geniş katılım yok.

Sadece; AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, CHP’deki kurultay davasına ilişkin verilen "mutlak butlan" kararı ve ardından parti genel merkezinde yaşanan polis müdahalesi ile tahliye krizinin tamamen "CHP'nin bir iç meselesi" olduğunu belirtti.

AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın açıklaması yapan Ömer Çelik, konuya ilişkin şu temel değerlendirmelerde bulundu.

Yaşanan hukuki sürecin ve çatışmanın AK Parti veya Cumhur İttifakı ile hiçbir ilgisi olmadığını, tarafların tamamen CHP'lilerin kendisi olduğunu vurguladı.

Süreç sırasında CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in protesto amacıyla TOMA'nın üzerine çıkmasını sert bir dille eleştirdi.

Siyasetçinin asıl konuşacağı ve irade göstereceği yerin TOMA üzeri değil, kürsüler ve parti otobüsleri olduğunu ifade etti.

Türkiye'de sandık namusunu, milleti ve demokrasi mücadelesini en yüksekte tutan iradenin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliğinde yürütüldüğünü hatırlatarak muhalefetin eleştirilerine yanıt verdi.

Ve arkasından; AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan’ın, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e yönelik açıklamaları da tam bu noktada dikkat çekiyor.

Özcan’ın sözleri sadece bir siyasi cevap değil, aynı zamanda Türkiye’de muhalefetin geldiği noktaya dair sert bir değerlendirme niteliği taşıyor.

Türkiye uzun yıllardır AK Parti iktidarında eser ve hizmet siyaseti üzerinden yol almaya çalışıyor.

Ulaşımdan savunma sanayiine, şehir hastanelerinden altyapı yatırımlarına kadar ortaya konulan projeler üzerinden bir yarış yürütülmesi beklenirken, muhalefetin çoğu zaman polemik diliyle gündeme gelmesi toplumda da karşılık bulmuyor.

Çünkü vatandaş artık laf değil, hizmet görmek istiyor.

Özcan’ın “Ülkeye vizyon sunamayanların son sığınağı provokasyondur” sözü aslında siyasetteki temel kırılmayı özetliyor.

Eğer ortaya koyacak güçlü bir proje, toplumun önüne koyulacak bir hedef yoksa geriye yalnızca öfke dili kalıyor.

Meclis önünde atılan sloganların ve yükselen tansiyonun da bu siyasi sıkışmışlığın sonucu olduğu görülüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik her sert söylemin yalnızca bir kişiye değil, milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye yönelik olduğu gerçeği de göz ardı edilmemeli.

Demokratik siyasette eleştiri elbette olacaktır; ancak eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi kaybolduğunda siyaset toplumu birleştiren değil ayrıştıran bir noktaya sürüklenir.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla gerilim değil; daha fazla üretim, yatırım ve ortak akıldır. Milletin gündemi geçimdir, hizmettir, güvenliktir, kalkınmadır. Siyasetin görevi de bu beklentilere cevap üretmektir.

Çünkü toplum artık kavgayı değil, çözüm üreteni ödüllendiriyor.

Türkiye’nin geleceğini de slogan atanlar değil, taş üstüne taş koyanlar şekillendirecek gibi görünüyor.

Bu bağlamda Hakan Han Özcan’ın açıklamalarını bu bağlamda değerlendirmek gerekir.

Arınmış muhalefete de ihtiyaç var.

Hayırlı bayramlar…