Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) Rektörü ve Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Doğu ve Batı medeniyetlerinin tarihsel, fikrî ve estetik temaslarını incelediği kapsamlı yazısında, Türk-İslâm düşünce ve kültür dünyasının İngiliz ve İskoç hayatındaki izlerini mercek altına aldı.

Prof. Dr. Arıcan, medeniyetlerin yalnızca ordular, devletler ve ticaret yollarıyla karşılaşmadığını; bazen bir şiirin siyasi sınırları aştığını, bir tercümenin asırlar süren bir diyaloğu başlattığını ve bir dervişin sohbetinin bambaşka coğrafyalarda yeni bir fikrî çevrenin doğuşuna vesile olduğunu vurguladı. Edebî aktarımdan filolojiye, yaşayan tasavvuftan mimariye ve tıp tarihine kadar uzanan bu etkileşimin "tek bir kanaldan ilerlemediğini" belirten Arıcan, beş ana örnek etrafında Doğu-Batı arasındaki görünmeyen bağları ortaya koydu.

BİR ROCK ŞARKISININ ARKA PLANINDAKİ DOĞU: "LAYLA" VE İŞKOÇ MÜHTEDİ

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan’ın dikkat çektiği ilk önemli örnek, modern rock müziğin en bilinen eserlerinden biri olan Derek and the Dominos grubunun 1970 yapımı “Layla” şarkısı oldu. Şarkıyı dinleyen milyonlarca insanın arkasındaki 12. yüzyıl Gence doğumlu Nizâmî’yi ve Arap sözlü kültüründeki Leylâ ile Mecnun anlatısını bilmediğine işaret eden Arıcan, bu aktarımın arkasındaki İskoç mühtedinin rolüne dikkat çekti.

Yazıda aktarılan bilgilere göre, Eric Clapton’ın arkadaşı George Harrison’ın eşi Pattie Boyd’a duyduğu karşılıksız ve imkânsız aşk ile Mecnun’un nefsini aşan tasavvufî aşkını birbirine bağlayan isim, İskoç asıllı mühtedi Ian Dallas (Abdülkadir es-Sûfî) oldu. 1930 İskoçya doğumlu bir sanatçı olan ve 1960’larda İslâm’ı kabul ederek Fas merkezli Şâzelî-Derkavî geleneğine bağlanan Dallas; şahsında Mağrip tasavvufunu, Fars mesnevi birikimini, Osmanlı hilafet düşüncesini ve modern Britanya kültürünü birleştirdi.

Leiden Üniversitesi araştırmalarına da atıfta bulunan Prof. Dr. Arıcan, Abdülkadir es-Sûfî’nin Rudolf Gelpke tarafından İngilizceye çevrilen Nizâmî’nin eserini Clapton’a verdiğini, Clapton’ın da kendisini Mecnun’un acısıyla özdeşleştirdiğini belirtti. Hatta albümdeki “I Am Yours” şarkısının Nizâmî metniyle daha doğrudan bağı bulunduğu ve bazı kayıtlarda Nizâmî’nin eser sahibi olarak geçtiği aktarıldı.

2-299

Arıcan, Batı kültüründe "Layla"nın ferdî ve trajik bir aşk şarkısına dönüştüğünü, tasavvufta ise Mecnun’un serüveninin benliğin çözülmesini ve mülkiyet odaklı akıldan sıyrılmayı temsil ettiğini ifade ederek, kültürün yeni bir dile geçerken kaynağın kaybolmadığını, guitar nağmelerinin ardında Mecnun’un çöldeki yalnızlığının yankılandığını kaydetti.

"NİZÂMÎ KİMİN ŞAİRİDİR?" TARTIŞMASINA MEDENİYET PERSPEKTİFİ

Genceli Nizâmî’nin aidiyeti konusundaki siyasî ve millî tartışmalara da değinen Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, şairin Farsça yazmış olmasının dönemin yüksek edebiyat diliyle ilgili olduğunu hatırlattı. Nizâmî’nin hem Türk edebiyatının hem de Azerbaycan kültürel hafızasının temel taşlarından biri olduğunu vurgulayan Arıcan, Orta Çağ İslâm dünyasındaki aidiyetlerin bugünün ulus-devlet kategorileriyle açıklanamayacağını belirtti.

Prof. Dr. Arıcan, “Nizâmî’den Nâzım’a” başlığının etnik ve düz bir soy zincirini değil; Gence’den Kıbrıs’a, Konya’dan Cambridge’e uzanan çok katmanlı ortak İslâm medeniyeti güzergâhını ifade ettiğini altını çizdi.

İŞKOÇ MÜHTEDİ VE OSMANLI HİLAFETİ ARAYIŞI

Abdülkadir es-Sûfî’nin (Ian Dallas) hayatını "mürted" değil, başka bir anlayıştan İslâm'a yönelen "mühtedi" kavramıyla açıklayan Arıcan, onun İskoçya’dan çıkıp modernizme, faizli iktisada ve bireyciliğe sert eleştiriler getirdiğini ifade etti. Abdülkadir es-Sûfî’nin Osmanlı hilafetini çökmüş bir yapı olarak değil, modern devlet anlayışına alternatif bir ahlak ve siyaset sembolü olarak gördüğü ve Norwich çevresindeki Murabıtun topluluklarının bu arayışın ürünü olduğu aktarıldı.

KONYA’DAN CAMBRIDGE’E: MEVLÂNÂ VE TERCÜMENİN KURUCU GÜCÜ

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, Türk-İslâm düşüncesinin Britanya’daki en somut belgeli izlerinden birinin Mevlânâ Celâleddin Rûmî’nin Cambridge akademisindeki kabulü olduğunu belirtti. 13. yüzyıl Anadolu’sunun çoğul yapısında yetişen Mevlânâ’nın Kur'an, hadis, fıkıh ve tasavvuf birikimi olduğunu hatırlatan Arıcan, Batı'daki bazı popüler yorumların onu İslâmî köklerinden koparıp sadece "hoşgörü şairi" olarak sunmasını eleştirdi.

4-182

Bu noktada Cambridge akademisyenlerinin emeğine dikkat çeken Arıcan, Reynold Alleyne Nicholson’ın 1925-1940 yılları arasında yayımladığı 8 ciltlik Mesnevî külliyatının (3 cilt Farsça metin, 3 cilt İngilizce tercüme, 2 cilt şerh) önemini vurguladı. Nicholson’ın Mevlânâ’yı Batılılaştırmadan, kavramların tarihi derinliğini koruyarak aktardığını belirten Arıcan, öğrencisi Arthur John Arberry’nin de Fîhi Mâ Fîh ve gazelleri çevirerek bu geleneği sürdürdüğünü ifade etti. Arıcan, tercümenin yabancı olanı kendi dilinde bozmadan ağırlayan hakiki bir misafirperverlik olduğunu dile getirdi.

KIBRIS’TAN LONDRA’YA: ŞEYH NÂZIM EL-HAKKÂNÎ VE YAŞAYAN TASAVVUF

Mevlânâ’nın akademideki etkisine karşın, Şeyh Nâzım el-Hakkânî’nin etkisinin "yaşayan bir tasavvuf" niteliğinde olduğunu belirten Prof. Dr. Arıcan, 1922 Larnaka doğumlu Mehmet Nâzım Âdil’in İstanbul, Şam, Kıbrıs ve Londra hattındaki irfan yolculuğunu aktardı.

1970’lerden itibaren Londra’daki sohbet ve zikir halkalarıyla Nakşibendî-Hakkânî hareketinin Britanya’da yaygınlaştığını belirten Arıcan, bu durumun sadece egzotik bir merak değil; modern kent hayatında yalnızlaşan Batılı insanın anlam, topluluk ve ahlak arayışına verilen bir yanıt olduğunu kaydetti. Arıcan, bir geleneğin Londra’ya taşındığında biçim değiştirebileceğini ancak özünü koruyarak varlığını sürdüreceğini vurguladı.

CAMBRIDGE’DE BİR ANGLO-MÜSLÜMAN SES: TIMOTHY WINTER VE ÇEVRE DOSTU CAMİ

Yazısında çağdaş Britanya’daki İslâm düşüncesinin önemli figürlerinden Timothy Winter’a (Abdülhakim Murad) da geniş yer ayıran Prof. Dr. Arıcan, araştırmacının Cambridge Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde İslâm araştırmaları öğretim üyesi ve Şeyh Zayed Lecturer olarak görev yaptığını, aynı zamanda Cambridge Muslim College’ın dekanlığını yürüttüğünü hatırlattı.

Winter’ın Osmanlı mirasını nostalji olarak değil, kurumlaşma ve şehir kültürü modeli olarak sunduğunu belirten Arıcan, onun öncülük ettiği Cambridge Merkez Camii’ne de değindi. Camini Osmanlı mimarisinin biçimsel bir taklidi olmadığını vurgulayan Arıcan; ahşap yapısı, doğa dostu mimarisi, ışık ve geometri kullanımıyla İslâm estetik ilkelerinin İngiltere şartlarında yeniden üretildiğini ifade etti.

3-244

İSTANBUL’DAN LONDRA SALONLARINA: LADY MONTAGU VE TURQUERIE MODASI

Türk-İslâm kültürünün 18. yüzyılda İngiliz aristokrasisine kadar nüfuz ettiğini kaydeden Prof. Dr. Arıcan, diplomat eşi olarak 1716-1718 yıllarında Osmanlı topraklarında bulunan Lady Mary Wortley Montagu’nun The Turkish Embassy Letters (Şark Mektupları) eserinin önemine değindi.

Montagu’nun bir kadın olarak hamamlara ve ev içlerine girerek Doğu kadınını "edilgen" gören Avrupalı kalıpları sorguladığını ve Osmanlı kadınlarının serbestliğini anlatırken aslında İngiliz toplumunu eleştirdiğini belirten Arıcan, bu temaslarla Avrupa’da Osmanlı kıyafetleri ve eşya zevkini kapsayan "Turquerie" akımının doğduğunu kaydetti.

TIP TARİHİNDEKİ DÖNÜM NOKTASI: VARİOLASYON

Montagu’nun İngiltere’ye taşıdığı en somut bilginin ise çiçek hastalığına karşı uygulanan "variolasyon" yöntemi olduğunu aktaran Prof. Dr. Arıcan; İstanbul’da gözlemlediği bu uygulamayı çocuklarına yaptıran Montagu’nun yöntemi Royal Society çevresinde savunarak Britanya’da yaygınlaştırdığını vurguladı. Arıcan, bunun Edward Jenner’ın modern aşısı ile aynı olmadığını ancak Doğu’dan Batı’ya taşınan hayat kurtarıcı bir tıp bilgisi olduğunu ifade etti.

İŞKOÇ DÜŞÜNCESİ İLE TASAVVUF ARASINDAKİ FELSFEÎ YAKINLIK

Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, David Hume, Adam Smith ve Thomas Reid gibi isimlerin öncülük ettiği 18. yüzyıl İskoç Aydınlanması ile tasavvuf düşüncesi arasında kavramsal bir paralellik kurulabileceğine dikkat çekti. Aralarında doğrudan tarihsel bir bağ bulunmasa da, her iki geleneğin de insanı sadece çıkar peşinde koşan akılcı bir varlık olarak görmediğini; duygu, vicdan ve ahlaki sorumluluk sahibi bir değer olarak ele aldığını belirtti.

"MEDENİYET DOĞRUSAL BİR İHRACAT DEĞİLDİR"

Yazısının sonuç bölümünde medeniyet ilişkilerinin Doğu'dan Batı'ya tek yönlü bir paket aktarımı olmadığını vurgulayan ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, her aktarımda tercüme, seçme ve dönüşüm bulunduğunu ifade etti.

ASKİ son verileri açıkladı! Ankara'da baraj doluluk oranları şaşırttı!
ASKİ son verileri açıkladı! Ankara'da baraj doluluk oranları şaşırttı!
İçeriği Görüntüle

Arıcan, bugün bir İngilizin "Layla" şarkısını dinlerken Nizâmî'yi, Cambridge'de okuyan bir öğrencinin Konya'yı veya camiye giren bir ziyaretçinin Osmanlı mirasını doğrudan hatırlamayabileceğini belirterek değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

"Kültürün en derin tesiri çoğu zaman böyle işler. Bir eser adını kaybedebilir; fakat uyandırdığı duygu yaşamaya devam eder. Bir kavram kaynağından uzaklaşabilir; fakat yeni bir dilin içinde başka sorular doğurur. Bir medeniyetin büyüklüğü, sadece kendi sınırları içinde ne ürettiğiyle değil, başka toplumların hafızasında hangi soruları uyandırabildiğiyle ölçülür."

Kaynak: Hacer Koca