ARINÇ'TAN BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNE İLİŞKİN AÇIKLAMA
Eski TBMM Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, basın özgürlüğü ve gazetecilerin çalışma koşullarına ilişkin değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştı. Gazetecilere uygulanan adli tedbirleri eleştiren Arınç, ifade özgürlüğünün demokratik toplum açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
Açıklamasında geçmişte medya kuruluşlarından sorumlu olduğu döneme de değinen Arınç, gazetecilerin siyasi görüşlerinden bağımsız olarak mesleklerini özgürce yapabilmesi gerektiğini savundu.
Özellikle gazeteci İsmail Saymaz'ın ev hapsinde bulunduğu dönemde televizyon yayınlarına evinden katılmasını gündeme getiren Arınç, bu durumu eleştirirken vatandaşların haber alma hakkının da korunması gerektiğini ifade etti.
"RTÜK VE BAĞLANTILI KURULUŞLAR HEP BANA BAĞLIYDI"
Başbakan yardımcılığı döneminde medya kuruluşlarıyla yürüttüğü çalışmalara değinen Arınç, basın mevzuatı ve ilgili kurumlarla ilişkilerini anlattı.
Arınç, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Ben, 2009-2016 yılları arasında beş yıl başbakan yardımcılığına ilâveten tüm medya ile ilişkilerden de sorumluydum. TRT, Anadolu Ajansı, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, RTÜK ve bağlantılı kuruluşlar hep bana bağlıydı. Onlarla ilkeler çerçevesinde dürüst ilişkiler kurdum. Selefim olan Devlet Bakanı Prof. Dr. Beşir Atalay döneminde çıkarılan Basın Kanunu her yönüyle mükemmeldi. Ben de o kanunun gerekçelerine uygun şekilde hareket etmeye çalıştım. Bir taraftan da 1994 yılında çıkan RTÜK Kanunu’nun pek çok maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş, kanun adeta bütünlüğünü kaybetmişti. Bütün paydaşlarla birlikte 2012 yılında örnek bir RTÜK kanunu yaptık."
"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ ESAS OLMALIDIR"
Basın özgürlüğünün ifade özgürlüğüyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Arınç, gazetecilik faaliyetlerinin değerlendirilmesinde özgürlükçü bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Arınç, kendi görev dönemindeki uygulamaları ve basın özgürlüğüne ilişkin görüşlerini şu sözlerle aktardı:
"Biz, basın mensuplarına ve gazetecilere Anayasa'da tanınan basın özgürlüğünü en geniş yorumuyla kullandırdık. Onların yaptıkları haberleri takdirle karşıladık. Basın özgürlüğü esas olmalıdır; çünkü bu, doğrudan ifade özgürlüğü ile ilişkilidir. Biz de göreve geldiğimiz ilk yıllarda AB standartlarında ifade özgürlüğünü ve habercilik anlayışını son noktasına kadar götürdük ve bu konuda çok geniş yorumlar yaptık. Burada esas olan, ceza kanunlarında özgürlükçü bir yaklaşımı benimsemektir. Bu özgürlükçü yaklaşımda eleştiri ile hakaretin farkını, haberlerdeki doğruluğu, dürüstlüğü ve etik anlayışı göz ardı etmemek gereklidir."
TUTUKLU GAZETECİLERE İLİŞKİN GEÇMİŞTEKİ TARTIŞMALARI ANLATTI
Arınç, açıklamasında uluslararası basın kuruluşlarının geçmiş yıllarda Türkiye'deki tutuklu gazeteciler hakkında yönelttiği sorulara da yer verdi.
Bu süreçte kendisine iletilen bir listeyi incelettiğini anlatan Arınç, söz konusu kişilerin hukuki durumlarına ilişkin o dönemde ulaştıkları değerlendirmeleri paylaştı.
Arınç, konuyla ilgili şunları söyledi:
"O sıralarda dikkatimi çeken bir gelişme oldu. Yurt dışındaki bazı basın kurumları bize bir liste göndererek 5 veya 6 civarındaki gazetecinin neden tutuklu olduğunu sordular. Benim kayıtlarımda böyle bir durum yoktu. Arkadaşlarıma, 'Bu konuyu araştırın,' dedim. Önümüze gelen liste beni ferahlattı; çünkü bu listede ismi geçen insanların, bir gazetenin veya haber ajansının muhabir kartını taşımaktan öte bir özelliği yoktu. Bunlar daha çok o zamanki terör örgütleriyle bağlantılı gazete veya haber sitelerinden gazeteci kimliği kartı almış insanlardı ve banka soygunu ya da gasp gibi adi suçlardan hükümlü veya tutukluydular. Bunları yurt dışındaki kurumlara aktarınca bu açıklamadan çok memnun oldular; bizi tebrik ve takdir ettiler. Şimdi buradan günümüze gelelim."
ERGENEKON DAVALARINI HATIRLATTI: "NEDİM ŞENER VE MUSTAFA BALBAY'A SAHİP ÇIKTIM"
Türkiye'nin yakın geçmişinde tartışmalara neden olan Ergenekon yargılamalarına da değinen Arınç, gazeteciler ve akademisyenlerin yargılandığı süreçte bazı isimlere destek verdiğini hatırlattı.
Arınç, Nedim Şener, Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a ilişkin tutumunu şu ifadelerle anlattı:
"Sadece Ergenekon sürecinde gazeteciler ve bilim insanları da yargılanmaya başlayınca, ben özellikle gazeteci olarak bildiğim Nedim Şener ve Mustafa Balbay'a doğrudan sahip çıktım. Bunların herhangi bir şekilde suçlanmaması gerektiğini söyledim. Aynı şekilde dört yıl içeride kalmış değerli bir bilim insanı olan Sayın Mehmet Haberal’a bu sürecin her aşamasında sahip çıktım. Bu haklı davranışımız geç de olsa karşılık buldu ve hepsi beraat etti."
İSMAİL SAYMAZ'A İLİŞKİN SÖZLERİ DİKKAT ÇEKTİ
Arınç'ın açıklamasında öne çıkan konulardan biri de gazeteci İsmail Saymaz'a uygulandığını belirttiği ev hapsi tedbiri oldu.
Saymaz'ın evinden televizyon yayınına katıldığı görüntüleri değerlendiren Arınç, gazetecinin elektronik kelepçe nedeniyle dışarı çıkamadığını ancak yazılarını yazmaya ve televizyon programlarına katılmaya devam edebildiğini belirtti.
Arınç, söz konusu duruma ilişkin eleştirilerini şu sözlerle dile getirdi:
"Şimdi buradan şunu söylemek istiyorum: Geçtiğimiz günlerde bir haber kanalında Sayın İsmail Saymaz'a bağlanmışlardı. Sayın Saymaz evinden bazı konular hakkındaki düşüncelerini ifade ediyordu. Bu görüntü trajiktir: Yıllardır fikirleriyle objektif bir yazar ve gazeteci olan İsmail Saymaz, adli kontrol şartıyla evinden dışarı çıkamamaktadır. Bazı arkadaşları da maalesef cezaevindedir. Bu görüntü aynı zamanda komiktir; Sayın Saymaz ayaklarına takılan kelepçe yüzünden evinden dışarı çıkamıyor ancak bereket ki ağzı bantlanmamış, televizyona bağlanıp konuşabiliyor ve gazetesine yazılarını gönderebiliyor. Bu hâliyle Nasrettin Hoca'nın türbesi gibi dört tarafı açık ama kapısında büyük bir kilit var. Bu durum beni gerçekten üzüyor ve utandırıyor."
"HER GÖRÜŞTEN GAZETECİNİN DOĞRU VE DÜRÜST HABERCİLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR"
Gazetecilik faaliyetlerinin siyasi görüş ayrımı yapılmaksızın değerlendirilmesi gerektiğini savunan Arınç, basın özgürlüğünün toplumun haber alma hakkıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı.
Arınç, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
"Bunun da ötesinde, gazeteciler görevlerini yaparken özgür, basın ise tam anlamıyla hür olmalıdır. Iktidarı desteklesin ya da muhalif olsun, toplum olarak bizlerin her görüşten gazetecinin doğru ve dürüst haberciliğine ihtiyacı vardır. Yurttaşların haber alma özgürlüğünün bu tür uygulamalarla kısıtlanması kesinlikle kabul edilemez ve doğru değildir."
CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN SÖZLERİNİ HATIRLATTI
Açıklamasının sonunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın AK Parti grup toplantısında yaptığı konuşmaya değinen Arınç, eleştiren ve sorgulayan bireylerin önemine ilişkin sözleri gündeme getirdi.
Bu yaklaşımın gazetecilerin araştırma, eleştiri ve haber faaliyetleri açısından da geçerli olması gerektiğini belirten Arınç, açıklamasını şöyle tamamladı:
"Sayın Cumhurbaşkanımız geçtiğimiz günlerde yaptığı partimizin grup toplantısında konuşmasını 'Ne mutlu ki soran, sorgulayan, eleştiren bir tabanımız var.' cümlesiyle bitiriyor. Bu bakış açısı nazarı ile gazetecilerin de eleştirileri, araştırmaları ve haberleri anlayışla karşılamamız gerekmektedir."





