Çiftçinin parası sorgusuz, sualsiz, bir malumata gerek görülmeden tırtıklanmaya devam ediyor. Tüm desteklemelerden kesinti yapılması bir klasik halini aldı. Sorsan ya bir cevap veren yok, ya da soruya cevap verecek muhattap yok. Herkes “Ketum’’, herkes “ben bilmem, merkez bilir’’ havasında. Ve tüm dosyalardan “bağış’’ adı altında para alınmaya devam ediliyor. Her destek parasından kesintiyi yapan ZİRAAT BANKASI, sözde “bağış’’ı toplayan İLÇE TARIM ve diğer oluşumlar, tüm mağduriyeti yaşayan çiftçi ve susan bir ZİRAAT ODASI. Allahtan İsimleri ya ZİRAAT, ya da TARIM, ya öyle olmasaydı, çiftçinin hali nice olurdu. Mazot+Gübre desteği parası yıllardır aynı miktarda. Ama mazot fiyatı nerdeyse üçe beşe katlandı. Aynı şekilde gübre fiyatları cep yakıyor. Ama verilen destek yıllardır sabit. Destek vermekle bitmiyor iş. Ya bu destek adamakıllı ve mantıklı olacak, ya da “Tarıma verdiğimiz destek çok fazla’’ denilmeyecek. Misal övünülerek bahsedilen 50 kuruş prim destekleri neden hala verilmiyor? Siyaseçi mantığında biraz “mıntıka’’ temizliği yapmak lazım. “Ekme, yapma, bu işi bırakın kardeşim’’ demenin yolu bu galiba. Direk söylenmiyor, illa dolandırılacak laf... Bu işlerin takipçisi olması gereken Ziraat Odası’dır. Araştıracak, soracak, soruşturacak ve çiftçiyi aydınlatacak. Gerekirse “çatır çatır’’ hukuk mücadelesi ile çiftçinin mağduriyetini giderecek. Çiftçiye “Aidatını öde, yoksa; üzülerek, istemeyerek, icra takibi başlatacağız’’ demek işin kolay tarafı. Neden zor olan “mağduru kollama’’ güdülmüyor? Neden taşın altına el konulmuyor? Bunlar havada kalan sorular. Soru ve sorun çok ama, cevap veren yok. Mağdur hep mi mağdur kalacak? Ziraat Odası tabelası altında güdülmeyecekse bu mücadele nerede güdülecek? Esnaf Odası ise tabelada yazan, esnafın derdine çare aranacak. Ticaret Odası ise isminiz; ticari faaliyetlerde bulunanlara yol gösterilip, hakları korunacak, kol kanat gerilecek. Hala bir ‘’MOBESE’’ sorunu çözülemedi. Herkes topu birbirine paslıyor. “Barcelona’’ vari top dolaştırılıyor ama ortada icraat yok. Ne zaman bir hırsızlık olsa, o zaman gündeme getiriliyor ve olay soğuduktan sonra, taa ki bir daha ki olaya kadar “üç maymunu’’ oynamaya devam. “Biz elimizden geleni yaptık, şu kadar para verdik, şu kurumla görüştük, proje aşamasında, oldu olacak, falan filan….’’ sonuç belki yarın, belki yarından da yakın ama bir o kadar da uzak. Ne zaman yapılır biter, o zaman biz de susarız. Tüm STÖ’lerin en büyük yarışı Ramazan ayında erzak dağıtmak. Bunlar “balık vermek’’, “balık tutmayı’’ kaç kişiye öğretebiliyorsun, asıl övünülmesi gereken bu. Aidatını topla, seçimden seçime bir tur at, adet yerini bulsun tarzı bir dolaş, hal hatır sor. Sonra.. sonrası “su akar yatağını bulur’’ nasılsa. “Birgün bir çiftçinin ineği hastalanır. Çiftçi; eğer ineğim iyileşirse 10 gün oruç tutacağım, diyerek adak adar. On gün orucunu tutar. Onuncu gün sonunda sabah ahıra varır ki inek ölmüş. Bir ineğe bakar, bir yukarıya bakar; ve sitem dolu, biraz da kırgın ; “eğer tuttuğum 10 gün orucu, ramazan orucundan düşüpte, ölen ineği de keseceğim kurbana saymazsam ne olayım’’ der. Gün gelir “sabır taşı’’na dönmüş çiftçi, kendisine yapılan bu haksızlıkların bir “diyet’’ini ödetir. Ama yukardakilere bakar, ama taa aşağıya yolladıklarına bakar, ama unutmaz. Unutmamalı. Hesaplaşmalı, yakalara yapışmalı. Ağızlara çalınan bir parmak bal’la teselli bulmamalı... SAYGILARIMLA.