Bir vakfın mali işleyişini tartışmak başka, o tartışmayı İslam’a, inançlarımıza ve millî-manevi değerlerimize saldırının aracına dönüştürmek bambaşkadır!
Son günlerde Türkiye Diyanet Vakfı’nın yatırımları, borsa ve fon hesapları üzerinden yürütülen tartışmalar, beraberinde önemli bir soruyu da gündeme getiriyor: Gerçekten mesele yalnızca bir vakfın mali faaliyetleri mi, yoksa bu tartışmaların arkasından toplumun dinî ve manevi değerlerine yönelik daha geniş bir eleştiri dili mi üretiliyor?
Elbette her kurum gibi Türkiye Diyanet Vakfı da eleştirilebilir.
Mali kaynaklarının nasıl değerlendirildiği sorulabilir, hesap verebilirliği sorgulanabilir.
Bunlar demokratik toplumlarda son derece doğal konulardır.
Ancak burada asıl dikkat edilmesi gereken husus, bir kuruma yöneltilen iddialarla milyonlarca insanın inancını birbirine karıştırmamaktır.
Diyanet Vakfı’nı bahane ederek İslam’a saldırmak, dinî değerleri itibarsızlaştırmaya çalışmak ve toplumun inancını tartışmaların hedefi hâline getirmek kesinlikle yanlış bir tutumdur.
Bir vakfın mali işleyişi hakkında soru sormak başka, bu vesileyle dini, din hizmetlerini ve manevi değerleri küçümsemeye kalkışmak başkadır.
Bu iki yaklaşım arasındaki farkı görmek zorundayız.
DİYANET VAKFI’NIN AÇIKLAMASI NE DİYOR?
Türkiye Diyanet Vakfı, 9 Ekim 2026 tarihli basın açıklamasında, gündeme getirilen yatırım ve fon iddialarına ilişkin kendi değerlendirmesini kamuoyuyla paylaştı. Vakıf, ilgili portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan fonlarda mali kaynağı bulunmadığını, kaynaklarının faizsiz finans ilkelerine uygun şekilde değerlendirildiğini belirtti.
Ayrıca mali varlıklarının değer kaybettiği ve faizli ürünlerde değerlendirildiği yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını açıkladı.
Bu açıklamanın içeriği elbette iddialarla birlikte değerlendirilmelidir.
Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için gerekli belgeler, mali kayıtlar ve somut veriler esas alınmalıdır.
Ancak resmî açıklamayı görmezden gelerek iddiaları kesinleşmiş gerçekler gibi sunmak da doğru değildir.
Burada önemli olan, hakikatin ortaya çıkmasıdır.
Bir yanlışlık varsa açıklığa kavuşturulmalı, gerçek dışı bir iddia varsa düzeltilmelidir.
Hiçbir kurum eleştiriden muaf tutulmamalı; hiçbir kurum da kanıtlanmamış iddialarla peşinen mahkûm edilmemelidir.
HEDEF BİR VAKIF MI, YOKSA TOPLUMUN İNANCI MI?
Asıl üzerinde durulması gereken mesele budur.
Türkiye Diyanet Vakfı, yıllardır eğitim, kültür, cami hizmetleri ve insani yardım gibi alanlarda faaliyet gösteren bir hayır kuruluşudur.
Bu kuruma yapılan bağışların arkasında hayırsever vatandaşların iyi niyeti, inancı ve ihtiyaç sahiplerine yardım etme arzusu bulunmaktadır.
Dolayısıyla vakıf üzerinden yürütülen tartışmaların dili ve yöntemi önemlidir.
Mali konulara ilişkin eleştiriler, somut bilgi ve belge temelinde yapılmalıdır.
Ancak bu eleştiriler, din hizmetlerini bütünüyle değersizleştirmeye, İslam’ı zan altında bırakmaya veya inançlı insanları küçümsemeye dönüşmemelidir.
Bir kurumun faaliyetlerine yönelik eleştiriyi fırsat bilerek bütün bir dini hedef almak, adil bir yaklaşım değildir.
Üstelik toplumun inançlarını ve manevi değerlerini tartışmaların malzemesi hâline getirmek, insanlar arasındaki güveni ve toplumsal dayanışmayı da zedeleyebilir.
Eleştiri adı altında ortaya konulan her söylemin doğru ve yapıcı olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Şunu da açıkça ifade etmek gerekir: Her eleştiriyi dine saldırı olarak nitelendirmek de doğru olmaz.
Gerçekten mali şeffaflık isteyen, belge soran ve hesap verilmesini talep eden vatandaşlarımızın hakkı vardır. Mesele, eleştirinin varlığı değil; eleştirinin hangi amaçla, hangi delillerle ve hangi üslupla yapıldığıdır.
İNANCIMIZI TARTIŞMALARIN ÜSTÜNDE TUTALIM
Bu milletin tarihine baktığımızda vakıf kültürünün, hayır anlayışının ve dinî değerlerin toplumsal dayanışmada önemli bir yeri olduğunu görürüz. İhtiyaç sahiplerine yardım etmek, öğrencilere destek olmak, camilere ve eğitim faaliyetlerine katkıda bulunmak, asırlardır yaşatılan bir geleneğin parçasıdır.
Bu geleneğin kurumları elbette denetlenmeli, mali işleyişleri şeffaf olmalı ve bağışçıların güveni korunmalıdır.
Fakat denetim talebiyle inanç düşmanlığını, eleştiriyle hakareti, sorgulamayla karalamayı birbirine karıştırmamalıyız.
Türkiye Diyanet Vakfı hakkındaki iddialar, kendi somut çerçevesinde ele alınmalıdır.
İddiaların doğruluğu araştırılırken İslam’ın ve milletimizin manevi değerlerinin bu tartışmanın hedefi hâline getirilmesine de izin verilmemelidir.
Çünkü bir vakıf hakkındaki tartışmanın tarafları değişebilir, iddialar zaman içinde açıklığa kavuşabilir.
Ancak toplumun birbirine duyduğu güveni korumak ve ortak değerlerimize saygı göstermek hepimizin sorumluluğudur.
Türkiye Diyanet Vakfı’nın mali faaliyetleriyle ilgili iddialar, belgeler ve resmî açıklamalar ışığında değerlendirilmelidir.
Kamuoyunun doğru bilgi edinme hakkı korunmalı, kurumların hesap verebilirliği sağlanmalıdır.
Fakat bütün bunlar yapılırken bir vakfı bahane ederek İslam’a, dinî hassasiyetlere ve millî-manevi değerlerimize saldırmak kesinlikle doğru değildir.
Diyanet Vakfı eleştirilebilir; mali hesapları sorgulanabilir.
Ancak bu durum, İslam’ı itibarsızlaştırmanın veya milletin inancını hedef almanın gerekçesi yapılamaz.
Bizim savunduğumuz, hiçbir kurumun sorgulanamaz olması değil; herkesin adalet, hakkaniyet ve gerçekler çerçevesinde değerlendirilmesidir.
Unutmayalım ki hakikati aramak başka, inancı hedef almak başkadır.
Birincisi toplumun yararınadır; ikincisi ise toplumsal ayrışmayı derinleştirebilir.
Diyanet Vakfı üzerinden yürütülen tartışmalarda da ölçümüz belli olmalıdır: Gerçekler araştırılsın, iddialar belgelendirilsin, hesap verilsin; fakat dinimiz ve manevi değerlerimiz haksız ithamların hedefi hâline getirilmesin.