Sincan’da Çokören Mahallesi’ne kazandırılan Köy Konağı ve 522 çiftçiye sağlanan tohum desteği üzerinden, hizmetin sandıktan ibaret olmadığını anlatan bir sözün izini sürdüm: "Biz bunu oy için yapmıyoruz"
Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan’dan siyasetin ötesine geçen bir mesaj: “Biz bunu oy için yapmıyoruz, isterse hiçbir köylü bize oy vermesin!” Çokören Mahallesi’ne kazandırılan Köy Konağı ve 522 çiftçiye sağlanan yüzde 75 hibeli tohum desteği, üretime ve sosyal yaşama verilen önemi bir kez daha ortaya koydu. Hizmeti oy hesabının ötesinde değerlendirerek üreticinin ve toplumun faydasını önceleyen bu yaklaşımı takdire şayan bulduğum için, Murat Ercan’a teşekkür ve takdir duygularımı dile getiren bu yazıyı kaleme aldım.
Bazı hizmetler, sadece bir ihtiyacı karşılamaz; bir anlayışı, bir sorumluluğu ve geleceğe dair bir umudu da ortaya koyar. Sincan’da Çokören Mahallesi’nde açılan Köy Konağı ve 522 çiftçiye sağlanan tohum desteği, tam da bu açıdan üzerinde durulmayı hak ediyor.
Siyasetin gündemi çoğu zaman seçimler, oy oranları ve sandık hesapları etrafında şekilleniyor. Oysa yerel yönetimlerin gerçek başarısı, yalnızca sandıktan çıkan sonuçlarla değil, insanların hayatında bıraktığı izlerle ölçülmeli. Bir mahallede kurulan sosyal bağda, toprağa ekilen tohumda, üretmeye devam etme cesaretinde ve gelecek kuşaklara bırakılan imkânlarda aranmalı.
Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan’ın Çokören Mahallesi’ndeki açılışta sarf ettiği “Biz bunu oy için yapmıyoruz” sözü, bu nedenle sıradan bir konuşma cümlesinden daha fazlasını ifade ediyor. Çünkü bu söz, yapılan hizmetin hangi anlayışla değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin önemli bir tartışmanın kapısını aralıyor: Bir hizmetin kıymeti, kaç oy getirdiğiyle mi ölçülür, yoksa kaç insanın hayatına dokunduğuyla mı?
Aslında yerel yönetimlerin en önemli sınavlarından biri tam da burada başlıyor.
Bir Köy Konağından Çok Daha Fazlası
Çokören Mahallesi’nde hizmete açılan Köy Konağı ve muhtarlık binası, ilk bakışta bir yapı yatırımı olarak görülebilir. Ancak bir binanın gerçek değeri, duvarlarının büyüklüğünden ibaret değildir. Asıl mesele, o kapıdan içeri kimlerin gireceği ve orada nasıl bir hayatın kurulacağıdır.
Bir düşünelim…
Hafta sonu köyüne gelen bir aile, yıllardır göremediği komşularıyla aynı çatı altında buluşabiliyorsa; gençler sosyal etkinlikler için kendilerine bir alan bulabiliyorsa; kadınlar ortak çalışmalar yapabiliyor, mahalle sakinleri sevinçlerini ve sorunlarını paylaşabiliyorsa o bina artık yalnızca bir bina değildir. Birlikte yaşamanın, dayanışmanın ve aidiyet duygusunun adresine dönüşür.
Başkan Murat Ercan’ın Ankara’da yaşayan Çokörenlilere yönelik “Biz yaptık, siz gelin buraları şenlendirin” çağrısı da bu açıdan anlamlı.
Çünkü kırsal mahallelerin yaşatılması, yalnızca yeni yapılar inşa etmekle mümkün olmaz. İnsanların köyleriyle bağlarını koruması, gençlerin memleketleriyle ilişkisini sürdürmesi ve ortak yaşam alanlarının gerçekten kullanılması gerekir.
Belediye bir imkân sunar; o imkânı yaşatacak olan ise insanlardır.
Köy konağını değerli kılacak olan, açılış günündeki kalabalıktan çok, sonraki günlerde orada yaşanacak güzel anılardır.
Toprağa Atılan Tohum, Geleceğe Atılan Adımdır
Çokören’deki programın bir diğer önemli boyutu ise 522 çiftçiye yüzde 75 hibeli, birer ton buğday tohumu desteği sağlanmasıydı.
Bu desteği yalnızca dağıtılan tohum miktarı üzerinden değerlendirmek, meselenin özünü eksik bırakır. Çünkü çiftçilik, sadece toprağı sürmek ve tohum ekmek değildir. Belirsizliklere rağmen üretmeye karar vermek, artan maliyetlere direnmek, emeğinin karşılığını alabilmek için mücadele etmek ve bütün bunları yaparken bir sonraki hasadın umudunu taşımaktır.
Çiftçiye sağlanan her katkı, bu mücadelenin biraz daha sürdürülebilir hâle gelmesine yardımcı olabilir. Yüzde 75 hibeli tohum desteği de üreticinin maliyet yükünü hafifletmeyi ve tarımsal faaliyete katkı sunmayı amaçlayan bir adım olarak önem taşıyor.
Üstelik konu yalnızca çiftçinin kazancından ibaret değil. Toprağın işlenmesi, üretimin devam etmesi ve gıdaya erişimin güvence altına alınması hepimizi ilgilendiriyor.
Başkan Ercan’ın “Tarım meselesi bir millî güvenlik meselesi” vurgusu da bu noktada karşılığını buluyor. Çünkü bir ülkenin kendi toprağında üretim yapabilmesi, üreticisini ayakta tutabilmesi ve tarımsal kapasitesini koruyabilmesi, ekonomik olduğu kadar stratejik bir mesele.
Toprağı işleyeni desteklemek, yalnızca bugünün ihtiyacına değil, yarının güvencesine de yatırım yapmaktır.
Yerel Yönetimlerin Gücü, İnsana Dokunabilmesinde
Belediyecilik denildiğinde akla çoğu zaman yollar, kaldırımlar, parklar, binalar ve altyapı yatırımları gelir. Elbette bunlar kent yaşamının vazgeçilmez parçalarıdır. Ancak iyi bir yerel yönetim anlayışı, fiziki yatırımların ötesine geçebildiği ölçüde güçlenir.
Bir yandan insanların bir araya gelebileceği alanlar oluşturmak, diğer yandan üreticinin emeğine destek olmak… Bir tarafta mahalle kültürünü canlı tutmak, diğer tarafta toprağın bereketini korumaya katkı sunmak…
Bunlar birbirinden bağımsız konular gibi görünse de aynı noktada buluşuyor: İnsanların yaşadıkları yerde daha güçlü bir yaşam kurabilmesi.
Yerel yönetimlerin önemi de burada ortaya çıkıyor. Çünkü belediyeler, vatandaşın gündelik hayatına en yakın kamu kurumları arasında yer alıyor. Yapılan bir hizmetin karşılığı çoğu zaman doğrudan mahallede, tarlada, sokakta ve insanların ortak yaşamında görülüyor.
Bu nedenle bir belediye hizmetini değerlendirirken yalnızca ne yapıldığına değil, neye katkı sunduğuna da bakmak gerekiyor.
Bir köy konağı sosyal hayata, bir tohum desteği üretime katkı sağlayabiliyorsa; bunlar yerel yönetimlerin sorumluluk alanında anlamlı bir bütün oluşturur.
Elbette her hizmetin etkisi, zaman içinde ortaya çıkan sonuçlarla anlaşılır. Konağın ne kadar aktif kullanılacağı, tohum desteğinin üreticiye nasıl yansıyacağı ve bu tür çalışmaların ne ölçüde sürdürülebileceği de önemlidir. Takdir, yapılan işi görmeyi; sağlıklı değerlendirme ise sonuçlarını takip etmeyi gerektirir.
“Oy İçin Değil” Demek, Hizmetin Sorumluluğunu Hatırlatmaktır
Başkan Murat Ercan’ın “Biz bunu oy için yapmıyoruz” sözünün en dikkat çekici tarafı, hizmeti seçim hesabının dışına yerleştirmesi.
Çünkü kamu hizmetinin temelinde, vatandaşın ihtiyacına cevap verme sorumluluğu bulunur. O hizmetten yararlanan kişinin hangi görüşe sahip olduğu, kime oy verdiği ya da bir sonraki seçimde nasıl bir tercih yapacağı, kamu hizmetinin değerini belirleyen ölçüt olmamalıdır.
İyi bir hizmet, yalnızca destekleyenlere değil, toplumun tamamına sunulduğunda anlam kazanır. Üreticiye verilen destek, toprağı işleyen herkesin emeğini önemsemelidir. Mahalleye kazandırılan bir sosyal alan, orada yaşayan insanların ortak değeri olmalıdır.
Bu açıdan bakıldığında “Oy için yapmıyoruz” sözü, aynı zamanda yerel yönetimlerin nasıl bir anlayışla hareket etmesi gerektiğine ilişkin bir hatırlatmadır.
Hizmetin asıl karşılığı bazen bir teşekkürde, bazen üreticinin tarlasına ektiği tohumda, bazen de yıllar sonra aynı köy konağında buluşan insanların yüzündeki tebessümde ortaya çıkar.
Bunların hiçbiri tek başına bir seçim sonucu değildir. Ama hepsi, insanların yaşadıkları yere dair duygularını ve geleceğe ilişkin beklentilerini etkileyebilir.
Asıl Başarı, Atılan Tohumun Yeşermesinde
Çokören’de gerçekleştirilen açılış ve tohum desteği, yerel yönetimlerin sosyal yaşamla üretimi aynı hizmet anlayışı içinde buluşturabileceğini gösteren bir örnek.
Şimdi önemli olan, bu adımların hayatın içinde karşılık bulması.
Köy Konağı’nın gençlerin, kadınların ve mahalle sakinlerinin aktif olarak kullandığı bir buluşma noktasına dönüşmesi; çiftçilere sağlanan desteğin üretime katkısının devam etmesi, yapılan hizmetlerin gerçek değerini daha da görünür kılacaktır.
Çünkü bir konağın kapısını açmakla orada hayat başlar; toprağa tohum vermekle de yeni bir hasadın umudu doğar. Her ikisinin de büyümesi için emek, sahiplenme ve devamlılık gerekir.
Murat Ercan’ın çağrısındaki “Siz gelin buraları şenlendirin” ifadesi de bu nedenle önemli. Yerel yönetimlerin sunduğu imkânlar, vatandaşların katılımıyla gerçek bir toplumsal değere dönüşür.
Sonuç itibariyle mesele yalnızca bir binanın açılması ya da çiftçiye tohum dağıtılması değil. Mesele, kırsal yaşamın güçlenmesi, üretimin devam etmesi ve insanların yaşadıkları yerle bağlarının korunmasıdır.
Çünkü iyi belediyecilik, sadece bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil, yarının imkânlarını da hazırlamaktır.
Ve bütün bu hikâyenin en güçlü cümlesi benim nezdimde şudur:
Bir hizmetin değeri, sandığa kaç oy taşıdığında değil; toprağa ne kadar umut, topluma ne kadar dayanışma ve geleceğe ne kadar güven kattığında saklıdır.
Mukadder ben, Ankara’nın sincan ilçesinde toprağa atılan her tohumum berekete, insanları buluşturan her kapının, dayanışmaya vesile olmasını; üretimi, sosyal yaşamı ve toplumsal faydayı önceleyen bu tür hizmetlerin artarak devam etmesini içtenlikle dileyen...
Sevgilerimle...