“Ben Bu” sergisi, Koçan’ın kendi varlığıyla hesaplaşmasının ve kimlik sorgulamasının sanatsal bir yansıması olarak öne çıkıyor. Serginin başlığı, dış dünyaya verilen bir mesajdan ziyade, sanatçının kendi içinde açtığı tartışma alanına işaret ediyor. Bu yönüyle sergi, izleyiciyi yalnızca eserlerle değil, sanatçının düşünsel dünyasıyla da buluşturuyor.
Sergi kapsamında yer alan çalışmalar, sanatın mekân, tarih ve üretim biçimleriyle kurduğu ilişkiyi yeniden ele alırken, izleyiciyi bu kavramlar üzerine düşünmeye davet ediyor. Koçan’ın eserleri aracılığıyla şekillenen bu içsel anlatı, bireysel sorgulamanın evrensel boyutlarına da ışık tutuyor.
Başkentte sanat gündemine önemli bir katkı sunan “Ben Bu” sergisi, hem çağdaş sanat takipçileri hem de farklı bir bakış açısı arayan ziyaretçiler için dikkat çekici bir deneyim vadediyor.
Koçan’ın sanatını anlamak için, onun en kapsamlı yapıtı olarak görülebilecek Baksı Müzesi’ne bakmak gerekir. Neden bir dağın başında, neden merkezden uzakta, neden yerleşik örneklerin dışında ve neden alışıldık mimari yaklaşımlar olmadan? Bu sorular, yalnızca bir müze yapısına değil, bir düşünme biçimine işaret eder.
Baksı’nın kuruluş sürecinde yerelin insan ölçeğinde değişen hikâyesi belirleyici oldu. Köy odalarının hiyerarşisinde başköşeye televizyonun yerleşmesi, yaşlıların söz hakkını yitirmesi ve gençlerin gelecek arayışı, bu dönüşümün sembolleridir. Koçan, sorun çözme yönteminin merkezine insanı koyar. Bu insan, yerini kaybetmiş yaşlı ile yönünü arayan genç arasında salınır. Geçmiş ile gelecek arasında kurulan bu “ikiz model”, Baksı’nın düşünsel omurgasını oluşturur.
Göç, gurbet ve kültürel yabancılaşma, bu omurganın doğal uzantılarıdır. Üretim, geleneği önemseyen ama çağın hayalleriyle temas eden bir bütünlük içinde ele alınır. Doğal zenginlikler ve yerel hafıza, çağdaş sanatın diliyle yeniden kurulur. Bu nedenle Baksı, sanatçının yalnızca bir kurumu değil, başyapıtı olarak görülebilir.
Koçan, çevreyi kendi mekânı kabul eder; “nehri sanatla yıkar”, “Akarsu Üstünde Konuşmalar” düzenler, kıraçta heykel etkinlikleriyle doğayı üretimin sahnesine dönüştürür. Atölye çalışmalarını dış mekânla buluşturan “Ütopya Etkinlikleri” ile bu yaklaşımını sürdürür. Aynı çizgi, Anadolu’nun farklı mekânlarına taşınan sergilerle genişler; tarihsel ve mekânsal bağlamlar çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlanır.
Bu sergi, Koçan’ın yolculuğunun bir durağıdır. Yapıtların bir bölümü Baksı’dan, bir bölümü ise İstanbul’daki atölyesinden gelmiştir. Bu yönüyle sergi, bir hasret kavuşmasıdır. Eserler, doğum tarihinin ötesine uzanarak Şamanizm’den Selçuklu ve Osmanlı dönemine kadar farklı kültürel katmanlara temas eder. Zamanlar ve teknikler bir araya gelir; geçmiş ile bugün arasında çok katmanlı bir dil kurulur.
Koçan’ın sanatında teknik, sabit bir kimlik değildir; ele alınan konuya ve döneme göre biçim değiştirir. Toprak, boya ile birleşir; tuvalle yüzleşir. Camaltı resimlerdeki kırılganlık, silikon malzemede kırılmayan bir geçirgenliğe dönüşür. Dijital baskılar, kitsch öğeler ve düz kâğıt yüzeyler Anadolu bozkırının renkleriyle yeniden anlam kazanır.
Heykellerde seramik ve metal, demonlara ve Şahmaran figürlerine beden olur. Mitolojik ve kültürel imgeler çağdaş bir temsil alanında yeniden varlık bulur.
“Ben Bu”, çoklu bir dilin mihenk taşında, farklı kültür zamanlarında insanın temsilini sunar. Sanatçı, tarihin tozlu sayfalarından bugüne seslenirken izleyiciye şu soruyu yöneltir:
Sen bu musun?
Hüsamettin Koçan 1946 yılında Bayburt’un Baksı Köyü’nde doğdu. 1970’te Devlet Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’ndan mezun oldu ve 1975’te aynı kurumda asistan olarak akademik kariyerine başladı. Erken dönemden itibaren halk resimleri üzerine araştırmalar yaptı ve bu alandaki birikimiyle bugün Baksı Müzesi Koleksiyonu’nda yer alan Türk Halk Resimleri Koleksiyonu’nun temelini oluşturdu. 1970’lerden bu yana sanat alanındaki üretimleriyle, aralarında Asya Sanat Bienali Büyük Ödülü ve TBMM Onur Ödülü’nün de yer aldığı 30’u aşkın ödülün sahibi oldu. 1990-1995 yılları arasında Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin yönetim kurulu başkanlığını yürüttü. Sanatın geniş kitlelerle buluşmasına katkı sağlayan İstanbul Sanat Fuarı’nın kuruculuğunu ve dört yıl boyunca yönetim kurulu başkanlığını üstlendi. 1994’te sanatçı haklarını kamuoyunun gündemine taşıyan Sanatçılar Kurultayı Girişim Kurulu’nun oluşumunda yer aldı ve başkanlığını üstlendi.
1993’te profesör unvanını alan Hüsamettin Koçan, 1997-2006 yıllarında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı olarak görev yaptı. Görevi süresince eğitimin niteliğini yükselten ve fakülteyi toplumla ve dünyayla daha güçlü ilişkilendiren çalışmalara öncülük etti; insan, kültür, bellek ve dünyaya açıklık kavramlarını yöneticilik anlayışının da merkezine yerleştirdi. Bauhaus ekolü temelinde yaşamla bütünleşen bir sanat ve tasarım eğitimi hedefiyle 1998’de gezici müze projesi Sanat-Tır’ı, 1999’da ise deprem bölgesindeki çocuk ve gençlere yönelik rehabilitasyon odaklı Sanat-Çadır projesini hayata geçirdi.
Dekanlığı boyunca “Sanatın Yaygınlaşması-Yaygınlaştırılması” panelleri, “Galeriler” etkinliği ve “Yanlış Doğrular–Doğru Yanlışlar” interaktif platformu gibi çalışmalarla üniversiteyi kentle buluşturan bir model geliştirdi. Halka açık sergiler ve sertifikalı hafta sonu programları düzenledi. Profesyonel alan ile akademi arasındaki bağı güçlendirmek amacıyla bölümlerde danışma kurulları oluşturulmasına öncülük etti. Öğrencilerin uluslararası ölçekte hareketliliğini artırmak için hazırlık yılı ve Avrupa Kredi Sistemi kapsamında çift anadal ve yan dal olanaklarını devreye soktu.
Hüsamettin Koçan bugüne dek 50’yi aşkın kişisel sergi gerçekleştirdi; 1990’da Ankara’da açtığı ve 1975-1990 yılları arasındaki üretimini bir araya getiren Kendi Koleksiyonundan Hüsamettin Koçan retrospektifi, kültürel parçalanma, tarihsel süreklilik ve Anadolu uygarlıkları eksenindeki yaklaşımını görünür kıldı. 1992’de Almanya’da açtığı Üst Üste Zamanlar sergileri, resmî tarih anlatılarına eleştirel bir bakış ve modernizmle bir hesaplaşma niteliği taşıyan Anadolu’nun Görsel Tarihi projesinin öncülü oldu. 1993’ten itibaren gerçekleştirdiği Anadolu’nun Görsel Tarihi fasikülleri, Antipas: Tılsımlı Eller, Beni Bul, Efkâr Kırıkları, Tılsımlı Heykeller, 123+2 Sanatçı için Methiye, Şamanın Gizemi, Körler için Resimler ve Kırılgan Yüzler/Dokuz Bakış gibi dizilerinde toprağı bir yaşam ve ölüm alanı, bir bellek mekânı olarak ele aldı. 2000’de açtığı Beni Bul sergisini ise Anadolu’nun anonim kültürel ruhuna ve halk ressamı Muallim Ahmet Sait’in kayıp yaşamına adadı. Anadolu’nun Görsel Tarihi’nin dördüncü fasikülünü Bizans’a ayırmayı planlarken yönünü doğduğu köye çevirip Baksı projesini başlattı.
Hüsamettin Koçan, koleksiyonunu gönüllü bağışlarla oluşturdu. Yapımına 2001’de başlanan müze 2004’te ilk bölümünü açtı. 2005’te kurulan Baksı Kültür Sanat Vakfı’nın ardından 13 Temmuz 2010’da resmî açılışını gerçekleştirdi. Yerel üretimi ve kadın istihdamını destekleyen projeleriyle dikkat çeken Baksı Müzesi, 2014’te “Avrupa Yılın Müzesi Ödülü”ne layık görüldü.
Baksı Müzesi, Koçan’ın farklı zamanları bir araya getiren sanatı ile eğitimi okuldan dünyaya açılan bir oluşum olarak ele alan yönetim anlayışının sentezi oldu. Sosyal bakımdan erozyona uğramış bir coğrafyada kurulan müzenin koleksiyonunun temelinde sanat ve zanaat arasındaki kalıplaşmış kültürel hiyerarşilere ilişkin bir sorgulama ve reddediş yatmaktadır. Müzeciliğindeki en belirgin unsur ise bulunduğu çevrenin ekonomik, toplumsal ve kültürel hayatına katkı yapacak projelerin peşinden koşmasıdır. Koçan’ın sanatının temel motifleri olan insanın, toprağın, elin, emeğin, anonimliğin, şaman ruhunun, göçün, yalnızlığın, kaybolmanın ve kendini bulmanın somutlaştığı en büyük yapıtı da şüphesiz Baksı’dır.