Sakarya sempozyumu bu yıl 6. kez yapıldı. Eğrisiyle doğrusuyla birkaç kelam etmek lazım. Yapılanlar, yapılmayanlar ve yapılması gerekenler hususunda hem sokaktaki vatandaşın sesli düşünceleri, hem de şahsi kanaatimi sunmam lazım ki, beklenen ve “Bu hafta konun bu olmalı” diyenlerin gönlü hoş olsun.
Belediye Başkanı Özdemir Turgut’un belediye hizmetlerinin yeterliliği günlerce, sabahlara kadar tartışılabilir. Memnun olan, olmayan, herkesin bakış açısına ve paşa gönlüne göre değişebilir. Hatta bu konuda bende birçok eleştirel yazı yazdım. Sokaktaki vatandaşın bir kısmı; “doğruları söylüyorsun” derken, bir kısmı da, “Haksızsın” dedi. Her söylenene saygımız sonsuz.
Ancak bir konuda Özdemir Turgut’a takdirlerimi sunuyorum. Milli Park ve Son Kale meselesi onun eseridir. Ondan öncekiler, “Yanlışsın bilader, bu işin temelini ben attım” diyebilir. Bazıları da “Devletin yaptığı bir şey, belediye ne alaka?” diye fikrini ortaya koyabilir. Ancak tohum kim tarafından ekilmiş, can suyunu kim vermiş olursa olsun, şu anda fidan hale gelmesinde ve belki de ilk meyvelerinin toplanması Başkan Özdemir Turgut’a nasip olmuştur. Katkısı ve çabasını da görmemezlik yapamayız. Yerine göre eleştiri, yerine göre takdir ve tebrik etmek bu işin ve benim fıtratımdan süzülendir. Bazıları bana, “Lan hani eleştiriyordun, ne iş?” diye elbette çok haklı bir soru sorabilir. Yarın yine her konuda eleştiririm, ama doğru yapılanları da es geçmem mümkün değil. Böyle biline.
Bugün belki bir şey anlamıyoruz, ya da bir tiyatro gibi seyredip, şenliğinde gerdan kırıp göbek atsak ta, ilerisi için benim şahsen önemsediğim ve kesinlikle Haymana’ya katkı yapacağına inandığım çok önemli bir projedir.
Şimdi gelelim diğer mevzulara. Sempozyumun konferans bölümü geçmiş yıllarda olduğu gibi yine Grannos Otel’de yapıldı. Konuşanlar arasında yine ön planda ve bence doğru, hatta en doğruları söyleyen gazeteci Abbas Güçlü oldu. Ne dedi Güçlü, “Haymana için önce eğitim” dedi. Hem Haymana hem de Türkiye için gerçekten önce eğitim. Hakikaten eğitimde rezilliğin paçadan aktığı dönemleri yaşıyoruz. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Oynaya oynaya yalama, bir takım yalakaların eline oyuncak ettik eğitimi. Önce ettik, şimdi sıvıyoruz. Bu konuda sonumuz hiç iyi değil. Her geçen günde dibe batıyoruz.
Sayın Güçlü, “Savaşın adı Haymana’dır, bu Sakarya nereden çıktı, her şeyi Polatlı’ya kaptırdık, bari bunları kaptırmayalım” dedi. Yine en doğru lafı etti. Bizim olanı, başkalarına kaptırmada o kadar mahirleştik ki, kimse sahip çıkmayı, tekrar geri almayı asla düşünmüyor. Kabullenmiş, boyun eğmişlik ve “eh ne yapalım, bununla yetinelim” mantığı ve teslimiyetçiliğin haddi, hududu yok. Çekip alıp, koparmak neden bizim kitabımızda yazmaz? Elimizi masaya vurup, “bu bizim arkadaş, yedirmeyiz” külhanlığını her şeyde yapıyoruz da, bu işte neden pısırıklığımız var, anlayamıyorum. Hakkımız olanı isteyip, sök söke almak boynumuzun borcu.
Bir de ne dedi Güçlü, “Bu savaş otelin klimalı salonlarında, açık büfeden yemek yenilerek yapılmadı. Savaş mekanlarına gidelim, orada anlatıp, yaşayalım ve onlar o gün ne yedilerse ondan yiyelim. Tarihi hem kitaplardan, hem de otel salonlarından dışarı çıkarıp ete kemiğe büründürelim, öyle anlayıp anlatalım” Buna itiraz edecek, “haksızsın” diyecek babayiğit var mı? Puf koltuklarda, zengin menülü yemeklerle, püfür püfür esen klimalarda, “vay anasını.. atalarımız ne zor şartlarda savaşmış, bu vatanı bize nasıl emanet etmişleri” anlayacak kaç hakiki vatanperver çıkar ki? Ferah ortamda esneyenin, cep telefonuyla oynayanın, haddi hesabı yoktu. Gerçekler masal gibi geldi, toplama ve zoraki katılan şehit ve gazi torunlarına. “Savaşta 14 bin şehit varmış” denilirken, “facebookta kaç takipçim var acaba?” diye bakıyordu, münevver ve müstakbel vatan bekçileri olacak yeni nesil.
Neticede acı ama gerçekleri söyledi Abbas Güçlü. Kim ne ders çıkardı bunlardan tartışılır. Şehitlerimizin ya ruhlarını şad edip huzura kavuşturacağız, ya da mezarlarında dört döndüreceğiz. Seneye ne derece bu denilenler tutulur, ömrümüz olursa yaşayıp göreceğiz.
HAFTANIN HABERİ: İsrail Başbakanı Netenyahu, Irak referandumuna destek verdi; “Ben EVET diyorum, Barzani kardeşim sen de var mısın?”
HAFTANIN SÖZÜ: Rektörün, muska yaptırdığı bir ülkede; Cahilin de; Doktor yerine, Hocaya gitmesi normaldir ...! SAYGILARIMLA