Lokantacı, lokantasını kapattı, aşağıya yeni bir lokanta açtı.. Lokantacının kapattığı yere, başka yerdeki lokantasını kapatan lokantacı, yeni bir lokanta açtı… Lokantacının kapattığı yere, işe yeni başlayan yeni bir işletmeci, yeni bir lokanta açtı.. Lokantacının kapattığı yere terzi kapattığı terzihanesini açtı.. Terzinin boşalttığı yere, tavukcusunu kapatan tavukcu, yeni bir tavukcu açtı… Eski Cafesini kapatan işletmeci, tavukcunun kapattığı yere, yeni bir bakkal açtı… Vs.Vs.. Başdöndüren bu trafik Haymana’da son bir-iki yılda yaşanan değişim sadece. Korkarım ki; esnafın biri birgün dükkanları karıştıracak ve eski dükkanı ile yeni dükkanının kapısını şaşırarak, adli bir vak’a ya sebep olacak. Hani varya; -Adamın biri sabah kalkar evinin bir köşesinde saatlerce oturur, öğlene doğru kalkar karşı köşeye geçer ve “vay be insanoğlu kuş misali’’ der. ‘’sabah neredeydik, şimdi neredeyiz’’. Bir dükkan kapanıyor, bir diğeri açılıyor. Onun kapattığı yere aynı işi yapacak diğer esnaf açıyor. Tüm hareket, sirkülasyon yer ya da isim, olmadı şahıs değiştirmeden ibaret. Dön dolaş aynı hikaye, aynı iş, aynı işlemler. Hani bir kumarbazın, diğer kumarbaza bir yılın sonunda ne 1 kuruş alacağı, ne de 1 kuruş vereceği geçermiş ya, o şekil bir durum yani. Haymana esnaf cephesinde yeni bir şey yok. Bu yer değiştirmelerden başka. Bir şaşkınlık, belkide bir umut, yada çaresizlik diyelim. Yeni soluk yakalamak. Yeni doğan gün gibi karanlığın verdiği sıkıntıyı doğan yeni gün gibi tazelemek. Dünü sıkıntısı ile yorgunluğu ile, açmazı ile yeni başlangıca devretmek. Başka bir açıklaması yok benim bildiğim. Deveyi uçurumdan uçuran bir tutam ot’muş. Herkes bir lokmanın avcısı olmuş, risk almış peşinden sürükleniyor. Ya yakalayacak, tutunacak sımsıkı hayata, ya da uçurumda yok olup, silinip gidecek. Herkesin umurunda değil elbette bu ekmek kavgası. “Düşen düşer, kalan sağlar bizimdir” mantığı hakim. Tüm bu yerdeğiştirmeler, insanların arayışlara girmesi, denemelerle “ya tutarsa”yı yakalama çabası; birileri tarafından Haymana kabuğunu kırıyor, büyüyor, gelişiyor olarak algılanıyorsa, o daha büyük bir hayal kırıklığı açıkçası. Son birkaç haftadır, ekonomi ağırlıklı yazılar yazılmakta gazetede. Bence rakamların pek bir önemi yok aslında. Psikolojik bir çöküntü var ise, insanlar alacak toplayamıyor, aldığını ödeyemiyor, sattığının yerine yenisini koyamıyor ise matematiksel hesaplar işin sadece cilve kısmı. Hüzzam bir şarkının iç parçalayan nakaratı gibi her zaman bir takım rakamlar, birilerinin dilinde zaten. Kimilerine göre hesap ortada herşey güllük gülistanlık. Kimilerine göre de tepetaklak olmuş bir düzenin son çırpınışları. Cebinizdeki paranın satın alma gücünü bir sınayın bakalım. Akşam eve dönerken cebinize gelen bozukluklar mı? Ya da tomarlar mı? Herşeyin sorusu da o, cevabı da. Gerisi teferruat, gerisi angarya. Yeni bir bayram arifesine yaklaşırken asılan yüzler ya da gülen gözlerdir, tüm matematiğe veya aritmetiğe kafa tutacak olan. Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir. Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir. Bayramlar, milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir. Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Kurban Bayramınız kutlu olsun!.... SAYGILARIMLA….