Haymana da tüm Türkiye gibi bir haftadır sokaklarda. Her yerde normal bir tepki olarak görülen bu tür organizasyonlar Haymana gibi kozmopolit bir yerde daha çok anlam kazanıyor.
Cumartesi yürüyüşünde birkaç nokta dikkatlerden kaçmadı. Halk kadar siyasilerimiz ve diğer sivil toplum örgütlerimiz sahip çıkmadı birlikteliğe. Canını dişine takıp çabalayanların hakkını teslim etmek lazım bu arada. Onları da herkes biliyor.
Misal vatandaşın gözü Belediye Başkanımızı aradı. Kaymakamımızı görmek isterlerdi aralarında. Hadi bunlar bir gece öncesinde Çal Dağ’ından bu tarafa yürüdüler de yol yorgunuydular. Ya siyasi parti temsilcileri? Onlar neredeydiler? Bir tek MHP İlçe Başkanı vardı meydanda. Nerdeydi AKP İlçe Başkanı ve teşkilatı? Nerdeydi CHP? Hatta neredeydi HDP? Ya şaşaalı Osmanlı Ocakları nerdeydi? O zaman birlik olmanın, kardeşçe bir araya gelmenin mantığı neredeydi? Halk Kürt-Türk bir araya geliyorsa, vatandaş her türlü önyargıları yıkarak toplanıyorsa, halk iradesinin ürünü olan ve gücünü halktan alan siyasi partiler neden yoktular? Sivil Toplum Örgütlerinden hiç kimse olmaması da garip değil miydi? Adı üstünde Sivil Toplum Örgütü. Bu günlerde birlik olmadıktan sonra, yemişim parasını, pulunu, koltuğunu, ticaretini, ekonomisini. Şehit olan bir gencin menkul ederi nedir? Ey STÖ’ler..
Anlaşılıyor ki, birilerinin şehitlerden daha mühim işleri var ki, tenezzül edecek vakitleri yok. 5 yaşındaki bir çocuk eline bayrak alıp koşmuşsa, 70 yaşındaki bir nine- dede gözleri nemli nemli, sıcağa rağmen bastonu ile halk olarak yürümeye çalışıyorsa her şeyden ve herkesten daha büyük, daha yüce makamlardadır benim için. İsmin, sıfatın, mevkiin, makamın ve kariyerin ne olursa olsun. Halktan uzaksan git Allah’a yakın ol.
Güneş gözlüklerini bir günlüğüne atıver, takım elbiseni birkaç saatliğine çıkarıver. Bir an için gelecek kariyerini ayaklar altına alıver, yarım saatliğine ticaret yapmayıver, ne olur? O gün herkes kimliğini, ne olduğunu, kim olduğunu, aslını, ismini, cismini bir kenara bırakmış, kapmış eline bayrağını, tutmuş çocuğunun kolundan koşmuş meydana, bu güzelliği anlatacak kelime henüz literatürlere girmemiş, bu manzarayı fotoğraflayacak makine henüz icat edilmemiş, bu hazzı yaşatan duygu henüz kalplerde yer etmemişken, sen ey kendini Kaf Dağının zirvesinde gören zihniyet, bu toprakların metrekaresi kanla kazanılmışken, sendeki bu “kızılcık şerbeti” zihniyeti ne ola?
Madalyonun bir diğer yüzü de var tabii. Birlik olan Haymana hep bir yerlerden kopmaya mahkum nedense? Halk olsa, halkın temsilcileri olmaz, onlar olsa halk uzak duruyor. Gece vakti Çal Dağından yürüyüşte de bu defa halk yoktu. Ne zaman Haymanaya gelindi, meydanda Mehter Marşı davuluna vurdu, halk o zaman koşar adım geldi. Davulun sesi yakından hoştu bu defa, uzaklardan adımlamak ise halkımıza zor geldi. Haymana’lı olmayan memurlar, işçiler vardı da, vatandaş yoktu Çal Dağında. Atalarımızın kazma kürek kovaladığı düşmanı bu defa temsil etmek torunlarına düşmüşken, onlar ense yapmakla meşguldu.
Her şeyi maddiyata yorumlamayayım diyorum, olmuyor. Birlik olmak bizim fıtratımızda yok muhtemelen. Bir yerden patlak veriyoruz. Lafla peynir gemisi yürütüyoruz. “Son Kale Haymana” tişörtleri sırtımızda, şapkaları başımızda ama aklımız bir karış havada. Birlik bizim, kurtuluş bizim, milli gün bizim, milli onur bizim, ama başımıza taktığımız şapkaların içinde yazılıydı bütün hayat hikayemiz; “MADE IN (PRC)ÇİN”
HAFTANIN SÖZÜ:“Aldanma insanların samimiyetine! Menfaatleri gelir her şeyden önce. Vaad etmeseydi Tanrı cenneti; O’na bile etmezlerdi secde.”
HAFTANIN HABERİ: Askerliğini bedelli olarak yapan V.Y(22) bilgisayar başında klavyede vatan kurtarırken tırnağının kırılması sonucu, gazilik için TSK’ya başvurdu.
HERKESE MUTLU BAYRAMLAR.
SAYGILARIMLA