Türkiye’nin en büyük işçi örgütlerinden biri olan Türk Metal Sendikası…
1963’ten bugüne uzanan köklü bir geçmiş, yüz binlerce emekçi, büyük kazanımlar, güçlü bir teşkilat…
Ama her büyük yapının ardında bir hikâye vardır.
Ve o hikâyenin en önemli kahramanlarından biri:
Mustafa Özbek…
1940 yılında doğdu.
1975’ten 2009’a kadar tam 34 yıl bu sendikanın genel başkanlığını yaptı.
Bir tabelayı, bir fikri; dev bir teşkilata dönüştürdü.
Kırıkkale’de, MKE işçileriyle yanan o meşale, onun emeğiyle Türkiye’nin dört bir yanını aydınlattı.
Sadece bir sendika büyütmedi…
Bir anlayış inşa etti.
Bir duruş ortaya koydu.
Milliyetçi sendikacılığın sahadaki karşılığını verdi.
15 Nisan 2020’de aramızdan ayrıldı.
Ama geride bıraktığı iz, hâlâ silinmedi.
Peki ya bugün?
Bugün o büyük yapının başında olanlar…
Bugün o koltuklarda oturanlar…
O mirasın ne kadar farkında?
Açık konuşalım…
Böylesine büyük bir liderin vefat yıl dönümünde, kurduğu sendika tarafından hissedilir bir anma yapılmaması; sadece bir eksiklik değil, bir vefa kırılmasıdır.
Çünkü vefa; sadece hatırlamak değil, sahip çıkmaktır.
Vefa; sadece söz söylemek değil, geçmişin hakkını teslim etmektir.
Bugün Uysal Altundağ ve yönetimine düşen sorumluluk tam da budur:
Bu büyük mirasa layık olmak…
Ama görünen o ki, bu konuda ciddi bir eksiklik var.
İşin daha düşündürücü tarafı ise şu:
Henüz yeni kurulmuş olmasına rağmen hızla büyüyen Öz Metal İş Sendikası, Kırıkkale’de Mustafa Özbek için mevlit okutuyor.
Bu sadece bir anma değildir…
Bu bir mesajdır.
Özellikle Yalçın Çetin ve yol arkadaşlarının ortaya koyduğu bu tavır; “biz nereden geldiğimizi biliyoruz” demenin başka bir yoludur.
Yeni bir sendika…
Ama hafızası var.
Geçmişe saygısı var.
Vefası var.
Peki ya köklü olan?
Yılların birikimiyle büyüyen, binlerce işçinin umudu olan bir yapı, kendi geçmişine neden bu kadar mesafeli durur?
Bu sadece bir ihmal midir?
Yoksa bilinçli bir unutma hali mi?
İşte asıl soru burada…
Çünkü bazı isimler vardır; sadece bir kişi değildir.
Bir dönemin adıdır.
Bir mücadelenin simgesidir.
Mustafa Özbek de işte böyle bir isimdir.
Onu unutanlar, aslında kendi geçmişlerini silerler.
Geçmişini unutanlar ise geleceğe güçlü yürüyemezler.
Ve bugün gelinen noktada insan ister istemez şu cümleyi kuruyor:
Vefa… gerçekten sadece İstanbul’da bir semt adı mı?